28 Kasım 2025 Cuma

SEMBOLİZM

Paul Verlain'e --Siz ki sembolizmin babasısınız. Bize bu çığıra dair bir açıklamada bulunur musunuz? Verlaine'in tepesi atmış. --Sembolizm de nedir? Ben bir kuşum ötüyorum.Nasıl ki, Emile Zola da bir öküzdür böğürüyor.

ŞAİR'İN SAVAŞI

Ahmet Haşim'in Çanakkale savaşına dair anılarını dinliyoruz. O da anlatıyor. --Bir gece yarısı bizi uyandırdılar. Hiç kimse bir şey bilmiyor. Zifirikaranlıkta Alay kumandanının peşinden gidiyoruz.Sonra komutan durdu.O da nereye gittiğini bilmiyor gibiydi. Sonra öğrendikki,adam uyurgezer imiş. Bunun üzerine derin bir hayal kırıklığına uğrayarak, --Canım, Çanakkale de yaşadıkların bundan mı ibaret? --Yo dedi.Bir de düşman bombalarının ortalığı yıkan sesleri vardı. Sonra gülümseyerek, --Benden bir kahramanlık neşidesi mi bekliyordunuz? Onu da herşey olup bittikten sonra izzet ve ikram ile Çanakkaleye davet edilen şairlerden dinlersiniz artık. Sizinle burada konuşan sadece ihtiyat zabiti Haşim Efendidir. GENÇLİK VE EDEBİYAT HATIRALARI-YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

25 Kasım 2025 Salı

KİTAP DOSTU

Bir akşam CemilMeriç,ev de otururken kapısı çalınır. Kapıyı Ümit Meriç,açar.Karşısında kel, kısa boylu, cin bakışlı tanımadığı bir adam vardır. Ümit hanım, --Buyrun,kimi aramıştınız?diye sorar. Karşısındaki adam cevap verir. --Bu ev kimin?Dışardan baktım bir sürü kitap var.Bu kadar kitabı olan adamı ya ben tanırım,ya o beni tanır. Ben Celal Sılay der ve içeri girer.

15 Kasım 2025 Cumartesi

İÇKİ İLE AYDINLANMAK

Cevat şakir, yeni izmir belediye başkanı Rauf Onursal'ı arar. --Bizim mahallede elektrikler yanmıyor. Birkaç elektrik lambası takılması için emir buyurmanızı rca edecektim. Balıkçı gibi akşamcı olan Rauf bey de, --Buna ne gerek var üstadım? Sizin her gece kandil gibi olmanız, mahallenin ışıklandırılmasına yeterli olmalı. Cevat Şakir,altta kalmaz. --Doğru dersin de Onursalım. Bizim mahalle biraz geniş. Tek başıma bunun hakkından gelemem.Eğer ampul takmayacaksanız, Lütfen bize kadar gelin de mahalleyi beraber aydınlatalım. NAİM TİRALI

YEMİŞ AĞAÇLARI

Halikarnas balıkçısı, sürgünde boş durmamış, Bodrum ve çevresini ağaçlandırmaya adamıştır kendini. Bu sebeple yurt dışından tohum getirip ağaçlandırmaya çalışmıştır. Ne varki, ağaçlar yemiş ağacı olmayınca gümrükten geçmelerine izin verilmiyormuş. Bunun üzerine Cevat Şakir,bir takım zalimce adlar uydurup,tohumları ısmarladığı yerlere bunu bildirerek bu şekilde etiketlendirilmesini istemiş.Bu sayede tohumlarına kavuşmuş. Ama yazar,2 şeye şaşırıyormuş. Uyduruk isimleri tohum satanların kolayca kabullenip, bu adlarla fatura etmesi, Gümrükçülerin böyle yemiş ağaçları var mıdır diye araştırmamaları..NAİM TİRALI--GEÇMİŞ ZAMAN KÜLLERİ

PARLATMAYIN ABİLER..

Halikarnas Balıkçısı, ayakkabısını boyatırken cila sürüldüğünde boyacıyı uyarırmış: --AMAN,fazla parlatma. Ayakkabılarımın kafamdan çok parlaması bana utanç verir. (NAİM TİRALI--GEÇMİŞ ZAMAN KÜLLERİ)

ENGİNAR KAFALILAR

Enginar, topraktan sürmeden,üzerine taş koyarlar. Hemen çıkmayıp,baş versin diye. Bazen taş,büyük olursa,enginar baş vereceğine taşın altında çürüyüp gider.Topraktan çıkamaz bile. İşte bazı kimseler vardır,çok okurlar.Okurlar ya,okudukları kitapları da aşamazlar.Her sözleri kitap kokarOnlarda başveremeyen enginarlargibi kitapların altında çürürler. Oysa o kadar okumaya ,kitabın altından ezilmeden çıkmalarını beklersiniz. CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇL

PİCOSSO'NUN SOYUTLUĞU

jean Cocteau anlatıyor: ... Paris'ten hareket etmeden önce, Picaso'nun atölyesinde oturuyorduk. Picaso'nun bir kaç dostu,resamın aşırı eserlerinden söz ederek bunları ve biçimsiz desenlerinden hoşlanmadıklarını dile getirdiler. Ressamın cevabı şu oldu: --İyi ama dostlarım, Allah bile hatalar, biçimsizlikler yapıyor. Benden, Allah'tan beklemediğiniz şeyleri nasıl beklersiniz? (naim tiralı--geçmiş zaman külleri)

KRAL SOFRALARINDAN BURAYA..

...Merhamet Şiirlerini, okuduktan sonra Celal Sılay'ı tanıdım. Celal Sılay, hiçbir kurala aldırış etmeyen, en olmadık yerde kahkahasını patlatan,çevresindekilerden-ozan olduğu için- saygı bekleyen bir tutumu vardı. Zorunlu değilse elini cebine atmaz,hesabı yanındakilerin ödemesini beklerdi.Gerekçesini de açıkça söylerdi: --Şairlereskiden kral sofralarında ağırlanırdı. Bu da bir şey mi? NAİM TİRELI--GEÇMİŞ ZAMAN KÜLLERİ

VE...

Nurullah Ataç, etkin bir eleştirmendi. Fethi Naci, anlatıyor. --Onun korkusundan hiç kimse VE kullanamıyordu.Ataç'ın ölümünden sonraki şiirlerimde ve yazılarımda ki, VE bolluğu biraz da ondandır. NAİM TİRALI

14 Kasım 2025 Cuma

GANDHİ, GANDHİ OLUNCAYA DEK...

Batı danslarını öğrenmek için kursa giden ve çatal bıçak kullanarak yemek yemeyi öğrenen hırslı bir Hintli İngiltere de University College London'da okur ve uzman bir dava vekili olur. Takım elbiseli ve kravatlı bu genç hukukçu bir İngiliz kolonisi olan Güney Afrika'da kendisine benzeyen "renkli tenli" insanlarla üçüncü mevkide değil de birinci mevkide seyahat etmekte ısrar ettiği için trenden atılır. Bu adam Mohandas Karamçand Gandhi'dir. YUVAL NOAH HARARİ

12 Kasım 2025 Çarşamba

ŞAİRE DEĞİL,ŞİİRE BAK !

Melayê Cizîrî'nin yaşadığı dönemde, bir kadının şiirlerini çok beğendiği ve onu görme arzusuyla Cizre'ye geldiği rivayet edilir. Kadın, Mela'yı arar bulur ve onu ilk gördüğünde oldukça şaşırır. Zira Mela, beklentisinin aksine, gösterişten uzak, sade ve biraz da yorgun bir derviştir. Kadın hayal kırıklığını gizleyemez ve: "Şiirleriniz gökteki yıldızlar gibi parlıyor, ama siz..." der, cümlesini tamamlayamaz. Melayê Cizîrî, kadının ne demek istediğini anlar ve tebessüm ederek şu meşhur dizesini söyler: "Ger lû'lûyê mensûrî ji nazmê tu dixwazî Wer şi'rê Melê bîn te ji Şîrazê çi hacet." "Nazmın etrafa saçılmış incilerini görmek dilersen eğer, gel Mela'nın şiirlerinde gör onları, Şiraz'a gitmeye ne hacet." (Yani: "Eğer inci taneleri arıyorsan, onları benim dizelerimde bulursun. Şaire bakma, şiire bak.")

DİLENCİ VE SAHİPLİK

Yazar Yervant Odyan, bir dostuyla İstanbul sokaklarında yürürken, yolda el açan bir adama bozuk para verir. Arkadaşına da, --İhtiyacı olduğu belli der. --Nerden anladın? diye sorar arkadaşı. Odyan: Görmedin mi? der."Adam hemen parayı avucuna sıkıştırıp teşekkür etti ve hızlıca uzaklaştı. Eğer bir Müslüman olsaydı, o bir kuruşu aldığında hemen arkamdan koşar, 'Efendi! Bir kuruş mu verdin? Bari beş kuruş verseydin. Hatta on kuruş verseydin, zaten ihtiyacım var,' diye pazarlık etmeye kalkardı." Dostu: "Peki bu komik durumda ne var?" Odyan gülerek sözü bağlar: "Komik olan şu: Türkiye'de bir Hristiyan, dilenirken bile, ihtiyacı ne olursa olsun, sınırını bilir ve fazla istemeye çekinir. Çünkü bu topraklarda 'ihtiyaç' bile bize sınırlı ve tedirgin bir şekilde sunulur. Bir Müslüman ise tam tersi; o parayı almak hakkıymış gibi davranır. Çünkü buranın sahibi görür kendini.Dilenciliğin bu kadar kibirle yapıldığı başka bir yer görmedim!"

HERKESİN 2 YÜZÜ VARDIR.

Behçet Kemal Çağlar, Sabahattin Ali'yi anlatıyor. -- durmadan açık, örtüsüz kelimelerle konuşurdu. kısa boylu, şişmanca yüzü ile sadri ethem’e benzerdi. hemen her konuyu sosyal sınıf, patron, işçi, kapitalist, faşist deyimlerinin kavga edebiyatı ile ortaya dökerdi. hikayeciliği gerçekten realist ve kuvvetliydi lakin insanın karşısındakilere güven vermekten uzak bazı davranışları vardı. bir kere dedikoduyu çok seviyordu. herkesin özel hayatına girmeye çalışırdı.sabahattin ali’de bir çeşit şahsiyet ikiliği vardı. hikayelerinde halk adamı, insaniyetperver olan sabahattin ali realitede mükemmel bir burjuva idi. para harcar, şık giyinir, âlâ cigaralar içer, pahalı lokantalarda karnını doyururdu. onu 2. dünya harbi içinde zeytinyağı ticareti yaparken gördüğüm zaman "maşallah" dedim, ihtikarcı olmuşsun. "ne yapalım, iyi komünist olamadık, bari iyi burjuva olalım" diye cevap verdi. (SAMET AĞAOĞLU)

KÜRT MEMET AHMET HAŞİM..

Ahmet Hâşim yedek subay olarak Çanakkale muharebelerine katılır. Cepheden döndükten sonra iş için başvurduğu bütün kapılar yüzüne kapanır. Ayrıca Bağdat’ta doğması kastedilerek "senin Türkiye’de işin ne? Bağdat’a gitsene!" diye hitap ederler. Bunun üzerine "öyle ya" der Hâşim, "harp olur Ahmet Hâşim vatan müdafaasına çağırılır; sulh olur, vatandan kovulmak istenir." Bu memlekette her daim olduğu üzere! Yakup Kadri Karaosmanoğlu--Gençlik ve Edebiyat Hatıraları

5 Kasım 2025 Çarşamba

İŞ BİLENİN..

Yeşliçam'ın en iş bitiren adamlarından biri dir Hulki Saner. Amerikalılar,ilk kez Ay'a gidecek. Hulki Saner, bir gün önce Almanya ya gitti. Münih'e iner inmez Kamera ve kamereman aramaya çalışıyor. Ama parası da az. Bulamıyor tabii. Astronotların Ay'a inişini çekmek istiyor. Önüne çıkan ilk evin kapısını çalıyor. --Televizyonunuz var mı ? diye soruyor. Artık, aileyi nasıl ikna ediyorsa Kamerayı televizyonun önüne koyup çekmeye başlıyor.Sonra o berbat filmi seslendirip, Coca Cola firmasına satıyor. ATIF YIMAZ.

VATAN HAİNİ

Arnavutluk diktasında 2 köylü, çeşme başında sohbet ediyor. Birisi, --Ah be Ali. Bizim gençliğimizde her şey ne güzeldi.O zamanlar ülkeyi idare edenler, halkın neye ihtiyacı olduğunu bilirlerdi. --Doğru diyorsun demiş diğeri. Eskiden bizi dinlerlerdi ama çözmezlerdi sorunu. Şimdi ise ne dinliyorlar ne çözüyorlar. Sadece ''Vatan haini'' diyorlar.

TAKDİR..TEKDİR..

Eskiden eleştirileri dikkate alırdım. Sonra umursamaz oldum.Artık,filmlerim insanlara nasıl etki edecek diye merak etmiyorum.Herkes gelir, ''ellerine sağlık''der, sonra arkasını döner, ''Böyle boktan film görmedim '' diye konuşur.ARAM GÜLYÜZ.(SİNEMDA 100 YÖNETMEN?

YEŞİLÇAM OYUNU

Dünya sinema tarihinde çizgi film olmayan,gerçek oyuncularla çekilen ilk 2 Red Kit filmi yeşilçam'a aittir.Telif ücreti gibi konularla uraşmak istemeyen Aram Gülyüz, Filmin ismin de T ve D harfleriyle oynayarak filmi vizyona sokar. 1970- Ret Kid İzzet Günay 1974- Ret Kit.Sadri Alışık

İNSANİ BOYUT

Edebiyatın en kötümser ve insan sevmez yazarlarından Thomas Benhard, hastahane de yatarken dedesinin de aynı hastahanede tedavi gördüğünü öğrenir.Her sabah dışarıdan geliyormuş gibi giyinerek dedesini ziyaret eder. Bu olay,İnsan sevmez biri için,edebiyat dünyasında uzun süre konuşulur.

DİPLOMATİK TEHDİT

Yugoslavya Devlet başkanı josef Tito, Bağlantısızlar hareketini kurup Sovyetler güdümünden kurtulunca, Stalin buna çok sinirlenmiş,yok edilmesi emrini vermişti.Tito, bunula ilgili olarak Stalin'e mektup yollar. --Bana suikastçı yollamayı bırak. Şimdiden 5 tanesini yakaladık. Böyle giderse Ben de Moskova'ya 1 kşi gönderirirm. Ve emin ol, ikincisini göndermeme gerek kalmaz.

3 Kasım 2025 Pazartesi

PİYANO PİYANO

İtalyanca bilmeyen milletvekilimiz Roma’da bir hanımla ahbap­lık kurmuş. En ateşli anda kadın, “yavaş” anlamında “piyano, piya­no” dermiş. Bizimkisi de “Şimdi sırası mı!” diye işine devam eder­miş. Döndükten sonra bunu arkadaşlarına İtalyan kadının garabe­ti diye anlattıktan sonra “Piyanoyu nereden bulayım, bir radyo ver­dim kurtuldum,” demiş. ALTEMUR KILIÇ-BİR DÖNEMİN TANIKLIĞI