25 Mayıs 2026 Pazartesi

ACININ HER TÜRÜ

Adnan Yücel, kitaplarını imzalıyor.Genç bir adam ,şairin ''Acıya kurşun işlemez''kitabını almış, --Babam için imzalar mısınız ?demiş. --Elbette demiş şair. Bu arada babanız ne iş yapıyor? --Çiğköfteci demiş adam. Urfa da her gün 1 sini çiğköfte yapıp,satar. Acının her türlüsüne ilgi duyar.

23 Mayıs 2026 Cumartesi

ORUÇLU VE TİRYAKİ

Adamın biri Ramazan ayında sigara içiyormuĢ. BaŞka birisi: “Ramazanda sigaramı içilir? diye sormuŞ. Adam: “Hay Allah razı olsun iyi ki hatırlattın abi az kalsın orucum bozulacaktı!” demiĢ. (K49)

BABADAĞLI MEKTUBU

Babadağlının biri postaneye mektup göndermeye gitmiş. Orda çalışan memura “Buldan'a mektup kaç paraya gider?” diye sormuş. Memur: “5 kuruş.” demiĢ. Babadağlıya 5 kuruş pahalı gelmiĢ. Düşünmüş taşınmış memura “Van'a mektup kaçkuruş?” diye sormuş. Memur da “Türkiye'nin neresine gönderirsen gönder 5 kuruş.”Diye cevap vermiş. Babadağlı: “Madem her yere beş ş enayi miyim niye Buldan'a göndereyim? Van'a gönderirim.” demiş. Mektubunu Van'a göndermiş.(K55) 

ÖLMEDEN KIYMET VERİLMEZ..

Refik Halit, sürgün kaldığı  Halep’te, istanbul da unutulup unutulmadığını merak ettiği için kendi ölüm haberini Cumhuriyet gazetesine yollar. “Refik Halit iltihabı sehaya’dan vefat etti. “Bir hafta sonra gelen İstanbul gazetelerinin hemen hepsi de bu habere büyük yer ayırıp, bu hazin ölümden duydukları acıyı dile getirirler. Ölüm haberinin arkasından yazılan bu satırları o sırada kahvede bulunanlara Refik Halit yüksek sesle okur ve şunları söyler: 'Bak gördünüz mü beni unutmamışlar. Değerimi ortaya koymak için ölmemi bekliyorlar sadece. Hepsi bundan ibaret… Öldüğümü öğrenince gerçek düşüncelerini yazdılar.'"*ÇETİN ALTAN

MANDACILIK

İstiklal savaşında mandacılık fikrine halkın itibar etmemesi ile ilgili aşağıdaki fıkra anlatılır: - Yahu bu manda meselesi nedir?.. - Ne olacak yine doktorların işi olmalı.Sıhhiye müdür umumisi bütün memleketin derdiyle meşgul. Belki çocuklar o kadar cılızdoğuyor ki manda sütüyle beslenmezse hepsi mahvolur, ırk biter demiş, manda meselesini ortaya çıkarmış olmalı.” şeklinde bu cümleler ile Türk halkının kabuledeceği tek mandanın, süt veren bir hayvan olduğu vurgulanmakta, asla ve asla başkabir devletin himayesinin söz konusu bile olamayacağı düşüncesi verilmektedir . 

UÇAK MI? DEM Mİ?

Sırrı Süreyya Önder, Türkmenistan’da vakti zamanında bindiği uçak düştüğü için bir daha da uçağa binemiyordu. “Beynelmilel” gösterimine Avrupa’ya trenle gitmişti. korkuyordun uçaktan. Milletvekili olup Meclis’e girdiğinde Ahmet Türk Önder'e takılır: “Sırrı, uçağa binmekten korkuyorsun ama bizim partiye gelmekten korkmuyorsun, helal olsun sana”

HEM DOSTLAR,HEM ATIŞIRLAR..

Bir gün Orhan Kemal ve Sait Faik birlikteyiz bizde. Sait'e içkinin yasak olduğu günler. Orhan Kemal'in yanında Bereketli Topraklar Üzerinde'nin, gazetede tefrika edilen nüshaları var. Şişkin bir dosya halinde. Orhan'la epeyce şarap içmişiz. Sait bize katılamadığından öfkeli. Orhan Kemal bir ara coşarak 'Böyle bir roman yazdın mı Sait? Kolay değil. Soluk ister. Sabır ister. Düzenli çalışma ister...'dedi. SAİT fAİK, Anlamlı anlamlı gülerek, Bereketli Topraklar Üzerinde'nin dosyasını şöyle bir okkaladı. 'Ben böyle uzun yazmam bir kez. Nedir ulan, laf bu denli uzatılır mı? Bırak yazmayı, okumaya bile sıkılırım böyle uzun romanı. Ben hikayeciyim arkadaş. Hikaye yazarım. İşte bu kadar!' dedi. NAİM TİRALİ

İYİ KOMŞULAR..

Sık sık gayri müslümlerle olan iyi ilişkilerden, onların toplumun renkleri olduğundan ,en çok ta iyi komşuluklarından iyi niyetlerle söz edilir.Oysa ki,İkinci sınıf vatandaş olduğunuz, güvenilmediğiniz, buralarda istenmediğiniz, ancak ‘hoşgörüldüğünüz’ ve bunun size bir lütuf olduğu türlü şekillerde hissettirilmişse ve de halen hissettiriliyorsa iyi bir komşu olmaktan gayrı yol kalır mı size?” ROBER KOPTAŞ

22 Mayıs 2026 Cuma

NİYE BARIŞ İSTEMEYELİM?

Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş ve çalışma arkadaşları İlle de Barış Platformu’nun haftalık toplantısına katıldık. Ancak Demirbaş’ın bir saptaması vardı ki, demokratikleşmenin ne denli elzem olduğunu başlı başına özetler nitelikteydi; “…Ben KCK’dan alındığımda bir oğlum dağa çıktı, biri de yarın öbür gün asker olacak. Ben legal siyaset yapıyorum 35 yılla yargılanıyorum, oğlum elindeki silahla bugün yakalansa 6 yıl 3 ayla yargılanacak... Demokratikleşmeyi ve barışı kimse benim kadar isteyemez...

SUÇ VE CEZA

Köyün birinde bir demirci ağır bir suç işlemiş. Mahkeme suçu cezalandırmaya karar vermiş; ama köydeki tek demirci oymuş ve köy için vazgeçilmezmiş. Buna karşılık köyde yaşayan üç terzi varmış, onlarda onun yerine terzilerden birini asmışlar...

19 Mayıs 2026 Salı

ÖNCE ERKEKLER..

Epey bir deneyimden sonra uzun yol gemilerinde kaptan yardımcısı arayan bir şirkete başvuran bir kadın mülakatı geçti..Şirketin imzalamasını istediği bir maddede durakladı. ‘Bir gemiadamının, hamile kalması durumunda bunu şirkete bildirmesi gerekmektedir!!’ --Ben, gemi adamı değil,insanıyım dedi. Şirket görevlisi emekli özgür kaptan nasihatler vermeye başladı. --Kızım dedi. belki bilmezsin kadınlar,madene giremiyorlar. Niye? Çünkü zordur. Gemicilikte öyle. Denizcilikte erkek mesleğidir. Hele uzunyol? Fırtınası var, yangını var, değer mi ? ----Söz veriyorum dedi kadın. Gemi batma tehlikesi olursa Önce erkekler ve çocuklar diyerek filikayı hazırlayacağım. Muammer Felek

18 Mayıs 2026 Pazartesi

EMEK VE SABIR

Yahya Kemal'e sormuşlar; -Üstat, bugün ne ile meşguldünüz, görünmediniz? -Bir şiir üzerinde çalışıyordum. -Bitirdiniz mi? -Hayır! Sabahleyin bir virgül koymuştum. Akşama kadar düşündüm, onu da beğenmedim, sildim

HALET İLE GALİP

Hâlet Efendi ile Şeyh Galip birlikte yürürken bir sürü köpeğin kendi aralarında hırlaştıklarını görürler.Şeyh Galip takılmak ister: -- Bu ne hâlet? Hâlet Efendi altta kalır mı, cevabını hemen verir: -- Bilmem acep hangisi galip?

GAVUR OLMAYACAKSA..

Ömer Seyfettin, bir dostunun evinde misafirdi. Evin oğlu Avrupa'ya gönderilecek. Herkes ona nasihat ediyor. Öğütlerin bini bi para... "Aman oğlum şöyle yapma, evladım böyle yapma, sakın gavurlara benzeme..." Hikayeci daha fazla dayanamz ve patlar: — Cancağızım, rahat bırakın çocuğu. Gavurluk öğrenmeyecek olduktan sonra niye gönderiyorsunuz Avrupa'ya? EDEBİYATIMIZIN GÜLERYÜZÜ

13 Mayıs 2026 Çarşamba

AYI VE AYLIK

Şair Kazım Paşa, bir gün Serasker kapısında Masraf Nazırı'nın yanında otururken yaşlı bir kadın gelip aylığını ister.Nazır havale gelmediği için veremeyeceğini söyler.Kadın, darda olduğundan bahsederek sızlanmaya başlar. İşin uzadığını gören Kazım Paşa araya girer.Kadına Masraf Nazırı'nı gösterir : " Bu ayı vermez! " der." Fakat öbür ayı verebilir mi, veremez mi? Onu kestiremedim. EDEBİYATIN GÜLERYÜZÜ

12 Mayıs 2026 Salı

KUMA

Ahmet Muhip Dıranas deyince akla hemen "Fahriye Abla" şiiri geldiği gibi. Türkiye'de filmi de yapılan bu şiirle şairimizin eşi Münire Dıranas'ı kızdırmak isteyenler olur. Türk edebiyatı dergisinde (Kasım 1986) Şener Öztop'un sorularına cevap veren Münire Hanım bir hâtırasını anlatır. Ankara'da Türk Dil Kurumu'nun bir şiir gününde şair Fuat Bayramoğlu, Münire Hanıma takılmak ister: - Fahriye Abla sizin kumanız olduğu için mi sevmiyorsunuz. Münire Hanım'ın cevabı şöyle olur: - Fahriye Abla benim değil, ben onun kumasıyım. EDEBİYATIMIZIN GÜLERYÜZÜ

NAMUSU KURTARMAK..

Yabancı kelimelere Türkçe karşılıklar bulma çalışmaları yapılırken “namus” kelimesinin de Türkçe olup olmadığı tartışılır. Gece geç vakte kadar süren toplantıdan sonra kelimenin Türkçe olduğuna karar verilir. Toplantıdan ilk çıkan Zeytindağı'nın müellifi Falih Rıfkı Atay'a gazeteci: - Bugün ne yapıldı, diye sorar. Cevap oldukça kısa fakat aynı zamanda manidardır: -Namus'umuz kurtuldu. EDEBİYATIMIZIN GÜLERYÜZÜ--MEHMET NURİ YARDIM

FRANSIZ MUTFAĞI

İkinci Dünya savaşı sırasında, ülkesi Naziler tarafından işgal edildiğinde lokantacı Marcellin Duprat şu sözleri haykırır: "Politikacılar ihanet etmiştir, generaller kof çıkmıştır; ama büyük Fransız mutfağı sonuna değin savunulacaktır." SUNAY AKIN

11 Mayıs 2026 Pazartesi

KILIBIK HZ. SÜLEYMAN

ilk defa geldiğimiz Doğanhisarda kardeşim baykuş'tan ve sesinden rahatsız oldu. Döne anne de,bir masalla onun korkusunu atmasına yardımcı olmak istedi. --Hz. Süleyman tüm hayvanlar gibi kuşlarla da konuşurmuş.. O kadar ki, kuşlar için bir tekke bile yaptırmış. “Tekke-i Mürgân” . Burada kuşlar yılda bir kez toplanır, bir hafta eğlenir ve Hz. Süleyman’a dua ederlermiş. Birgün: “Hz. Süleyman’ın karısı kız gelin ediyormuş; kuş tüyü yataklar yaptırmak istemiş.” Hz. Süleyman, bütün kuşlara tüylerini dökmelerini emretmiş. “Bay-kuş” o zaman sadece kuşlardan bir kuş imiş. Hz. Süleyman’ın katına gelmiş.  “Efendimiz, biz kuşların tüylerimizden başka bir şeyciğimiz yok; onunla soğuktan, sıcaktan, fırtınadan korunuruz; onunla uçarak rızkımızı ararız. Sizin ise her şeyiniz var. Yine de eşinizin sözüne uyup tüylerimizi istiyorsunuz. ”Bu sözler adaleti seven Hz. Süleyman’ın hoşuna gitmiş. --Benzerlerinin haklarını iyi savunuyorsun sen, bundan sonra kuşların bay’ı sen olacaksın; adın da “Bay-kuş” olacak.” demiş, Onu kuşların padişahı yapmış. Yaaa ! Ablam araya girdi. --Hz süleyman da pek kılıbıkmış nene dedi.

MEZAR-I ŞAKA

Paris'te... Bir mezar taşı ilişti gözüme. Üzerinde: "Ey yoldan geçen! Bil ki benim burada yatan, çok isterdim ama sen olsaydın yatan!" ibaresi yazılı olduğunu gördüm. Mezar-aşırı mizah! Şaka, nükte mezarlıkların içine kadar sokulmuş.

ÜCRET AYRIMI

iş dünyasnda ki en basit kurnazlıktır. Belirli bir fiyattan işçi alıyorlar. Ay sonunda maaş verilirken ayrımcılık ortaya çıkıyor.Birine, --Sen az çalışıyorsun. Senden şu kadar kesiyorum derken,aynı işi aynı verimle çalışan bir başkasına, --Senin çalışmandan memnunum. Al sana şu kadar fazla veriyorum dendiğinde, aslında çok çalışan onore edilmiyor. Sadece işçiler arasında ayrımcılık yaratıp birbirlerine düşmeleri ve kendine yandaş yaratmanın peşine düşmektedirler. Hiçbir işveren iş başında anlaştıkları fiyattan daha azını veremez. Çok çalışan varsa onu ödüllendirmesinde bir sakınca yok. Ama onu bir başka çalışanın maaşından kısarak veremez., ORHAN UĞURLU

MARK TWAİN ÖDÜLÜ VE ATATÜRK

Atatürk’e 1937 yılında şu gerekçeyle bir ödül verilir: “Türk ulusuna neşe içinde yaşama yolunu açtığı ve rehberlik ettiği için Mark Twain Ödülü kendisine verilmiştir." Bunu duyduğunda, “hayatımda işittiğim en büyük iltifat bu” diyecektir.

ÜŞÜMEK VE AÇ KALMAK YASAK !

Herkese yaşamsal gereksinimleri sağlanacaktır. "Kimse açlık çekmemeli ve üşümemelidir. Buna uymayan herkes toplama kampına gider." Hitler Almanya'sında anlatılan bu fıkra, kültür endüstrisinin bütün kapıları üzerine yazılmış bir şiardır. T ADORNO Kültür endrüstrisi

İNGİLİZ İŞİ

: Berlin'in dört işgalcisinin her birinin bir gölette akvaryum balıkları varmış. Rus balığı yakalayıp yemiş. Fransız yakalamış, güzel yüzgeçlerini kopartıktan sonra tekrar suya atmış. Amerikalı içini doldurup hatıra diye memleketine göndermiş. En tuhaf davrananları İngiliz'miş: Balığı yakalamış, avucunun içine almış ve ölene kadar okşamış. ALMAN SONBAHARI

FIKRALAR DA ÇOK MASUM DEĞİL

Stalin döneminde gizli polis siyasi fıkra toplamıyordu. Sistem karşıtı komik üretip yayıyordu. Çünkü insanlar güldüklerinde rahatlar. Rahatladıklarında uyurlar. Uyuduklarında sisteme itaat ederler. Fıkra,en ucuz baskı aracıdır.ZİZEK

BÜTÇE Mİ? BOHÇA MI?

Bütçe tabiri meşrutiyetle beraber lisanımıza girdi. En güzel kullanımını da hanımlar bulmuştu. Bohça ! Yaşlı kadınlar, okur yazar birini gazete ile gördüklerinde, --Aman yavrumbenim şu bohçaya da baksana . zam var mı ? falan diye sorarlardı. RAGIP AKYAVAŞ

MESLEK VE HÜMANİZM

80 sonrası örnek mahallesinde Manisalı bir bakkalımız vardı. Yaz günü onun dükkanının önünde oturur laflardık. Çoğunlukla da spor falan konuşulurdu. Bir gün biralarımızı içerken Samet abi,siyasete girip ne kadar hümanist olduğunu gözler önüne serdi. --İsterim ki alt komşum Rum, üst komşum Ermeni, yan komşum Kürt, bakkalımız Türk olsun. Barış içinde yaşayalım. Bakkal Muhterem abi kızdı. --Siktir lan dedi. Ben senelerdir bu bakkaldan kurtulmaya çalışıyorum. Yine beni bakkal mı yapıyorsun?

8 Mayıs 2026 Cuma

NEDEN SORUYORSUN?

Gemi batmak üzeredir. Geminin teknesi denize gömülmüş de, suyun yüzünde sadece mizan direği kalmış. O da battı, batacak. Direğe sığınmış iki kişiden biri, arkadaşına sorar: "Sen yüzme bilir misin?" Ötekinin verdiği karşılık şu: "Niye sordun?" YAPIŞTIRMA BIYIK-SALAH BİRSEL

7 Mayıs 2026 Perşembe

MAKSAT MUHABBET

Bir saka, yolda giderken başka bir sakayla karşılaşır. “Ah, güzel kardeşim, şu suyundan bana bir versene!” der. Diğeri şaşırır: “Senin kırban da dolu be güzel adam! Niye benim suyumdan istiyorsun?” Bunun üzerine saka, “Güzel kardeşim, bana oradan bir tas soğuk su ver, ben kendi suyumdan bıktım. Sen bana bir tas su ikram edeceksin, ben sana minnettar olacağım ve aramızda muhabbet başlayacak. ·KEMAL SAYAR

ORHAN KEMAL VE EDİP CANSEVER TAVLA OYNARSA

Sandalyesini söverek değiştiriyordu. Ceketini çıkarıyordu. Kollarını sıvıyordu. Saçlarını tarıyordu. Kahve söylüyordu. Kahveyle birlikte şansı değişir gibi olunca: "Kahvesizliktenmiş. Arabım gülmeye başladı artık. Oğlum Edip, seni İsmet Paşa bile kurtaramaz. Buna mars derler. Seni bir kez daha Marsilya'ya vali, Şam'a da kaymakam yaptım mı, işin bitiktir." diyordu. Öfkesi coşkun bir sevince dönüşüyordu. Davranışları yumuşuyordu. Kırdığını sandığı bizlere: "Canınız ne isterde için. Nasıl olsa paraları Edip verecek." sözlerini ederek gönüllerimizi alıyordu. Edip Cansever beni göstererek: "Peki ama bu niye gülüyor?" diyordu. Orhan Kemal omzumu okşuyordu: "Tokanma yeğenime. O, tavla maçlarının milli seyircisidir." Kendisi iki, Edip dört olmuşsa, ellerini birbirine sürterdi: "Dörtte kalan dertte kalır." SALAH BİRSEL--YAPIŞTIRMA BIYIK

SEN DE ANLAMAZSAN..

Beethoven, Goethe'ye Ayışığı Sonatı'nı çaldığı vakit, Goethe'nin kılı bile kıpırdamamıştır. Beethoven de o zaman şöyle bağırır: — Ama üstat, siz de bana bir şey söyleyemezseniz, beni kim anlar? SALAH BİRSEL

5 Mayıs 2026 Salı

BESTEKAR KIYASLAMASI

Müzik konulu bir sohbette,artık neler konuşuluyorsa Selahattin Pınar, --Ben birinci sınıf bir müzisyenim demiş. Oradaki bazı kimseler karşı çıkmış. --Sen birinci sınıf müzisyen ise, Saaddedin Kaynak ne oluyor? Üstat, tartışmayı kısa kesmiş. --O lüks sınıftır. Buna benzer bir kıyaslama daha Selahattin Pınar,şu benzetmeyi yapmış. --Soyadlarımıza baktığınızda kimin ne olduğunu görmek mümkün. O koskoca bir kaynakken, ben sadece bir pınarım.

1 Mayıs 2026 Cuma

FASIL DEYİNCE..

Ermeni asıllı bestekar Bimen Şen, yaşadığı dönem için o derece üretken bir şairdir Ki;onun şarkılarının olmadığı bir ‘fasıl’ herhalde pek bir yavan olurdu. Bilinen 800 eseri ile bir döneme damgasını vurmuş bestekar için Şair Süleyman Nazif şu beyiti yazmıştır: Ebedi nazımıdır san’at-ı feryadımızın Öperiz ağzını hep Bimen-i üstadımızın. RASİM KÜÇÜKUSTA

MAKAM-I CARİYE

Hafız Hüsnü Efendi’ nin bestenigâr şarkısı vardır:  Çok sürmedi geçti tarab-ı şevk-i baharım. Bu şarkının enteresan hikayesi şöyle: İstanbul Merkez Komutanı olan Sadrettin Paşa’ nın her birinin adı bir makam olan 38 cariyesi vardır ve içlerinde en çok sevdiği cariye olan Bestenigar Kalfa vefat etmiştir. Ahmet Rasim Bey meyhanede demlenirken tarafından acilen Paşa’ nın konağına çağırılır.Paşa, Ahmet Rasim Bey’ den vefat eden cariyesi için bir güfte yazmasını ve gene o gece konağa çağırılan Hafız Hüsnü Bey’ den de bestelemesini ister ve bu şarkı o gece konakta doğar. Paşa şarkıyı çok beğenir ve her ikisine de 20’ şer altın verir. İyi ki Paşa Efendi’ nin müzik bilgisi biraz kıtmış da musikimizde 600’ e yakın makam olduğunu bilmiyormuş, yoksa maazallah İstanbul’ da cariye sıkıntısı baş gösterecekmiş. RASİM KÜÇÜKUSTA

LİYAKAT BÖYLE OLUR

Bağımsızlığımızın yeni elde edilmiş olduğu sıralarda, Atatürk’ün de bulunduğu bir tören esnasında kadının biri ısrarla Atatürk’e yaklaşıp “Kocamın Devlet Demir Yolları’na alınması için siz bu kuruluşa talimat vermiştiniz ama kocamı işe almamışlar” diyerek duruma müdahale etmesini talep eder. Atatürk ise kadının bu sözleri karşısında, --Yani benim önermeme rağmen işe almadılar öyle mi?” der ve etrafındakilere dönerek “Efendiler, işte Cumhuriyet rejiminden beklentimiz bu olmalıdır” diyerek, beklenenin aksine, kurumun yetkililerine ve liyakata sahip çıkar AHMET ADANUR

ZENGİNLEŞMENİN YOLU

Amerikan'ın Küba'ya bitmek tükenmek bilmeyen ambargosu karşısında isyan eden Kübalı temsilciye Amerikan temsilcisi şu yanıtı verir: –  Amerikan ambargosundAN ve bu yüzden fakirleştiğinizi söylüyorsunuz. Bu durumdan kurtulmak elinizde. Ben sizin yerinizde olsam ,Önce Küba Devleti olarak Amerika’ya savaş ilan ederim, sonra da hemen kayıtsız şartsız teslim olurum!(Böylece Amerika ülkesinin bir parçası olursunuz ve zengin olmuş olursunuz demek istemiş)ahmet fidan

30 Nisan 2026 Perşembe

NAZIM HİKMET, DEVRİMVE ERMENİ SORUNU

Ermeni şair Silva Gabudikyan Nazım’ın yoldaşıdır. Zaman zaman bir araya gelirler. Gabudikyan her karşılaşmalarında Nazım’a “Hele Nazım can ne olacak bizim bu Ermeni sorunu” diye sorar. Nazım’da her defasında, “Üzülme Silva can, hele bir devrim olsun o sorunu da çözeriz” diye cevap verir. hüseyin şengül

MÜNİR ÖZKUL VE KIZI

– Abi siz 4 kez evlendiniz ve 3 çocuk babasısınız değil mi? – Doğrudur.Ben evlenmekten korkmam. Boşanamamaktan korkarım. Münir Özkul 2002 yıllarının ilk aylarına geldiğimizde babam zor yürüyor ve sürekli rahatsızlığından dolayı yatıyordu. bir gün bana odasındaki televizyonun kanalını değiştirmemi söyledi kumandayla bir kaç kanal gezdim birden ekranda limonnn diye bağıran filmi çıktı. babam Neşeli Günler’in kavga sahnesine denk gelmiştik. tebessümle babama baktım ama söylediği sözler ile bir anda gözlerim doldu:“Ben bu adamı çok seviyorum, çok güzel oynuyor. Adı ne bu adamın?” dedi. O koca aktör artık kendinin kim olduğunu da hatırlamıyordu.Güner Özkul.

27 Nisan 2026 Pazartesi

EBEDİ DİKTATÖR

HüsnüMübarek, ölüm döşeğindeymiş.Son günlerini yaşarken yardımcılarından biri rica etmiş: --Sayın başkanım gücünüzü toplayıp balkona kadar çıksanız.. --O niye ? demiş başkan. --Efendim demiş yardımcısı.Mısır halkı sizi son bir kez görmek , sizi ne kadar sevdiklerini göstermek istiyor. Başkan şaşırmış. --Hayr'ola? Bir yere mi gidiyorlar?

ELMAS MI? ŞARAP MI?

Gina lollobrigida ve Sophia Loren'in, İtalyan sinemasının önde gelen artistleri olarak aralarında gizli bir rekabet vardır.Magazinciler, her ikisi ile de çalışan Vittorio De sica'ya bı yöndeki tercihlerini sorarlar. Ünlü yönetmen şöyle cevap verir: --Gina bir elmas gibidir. Kusursuzdur.Sofi ise bir şarap olabilir ancak.İnsanı sarhoş eder. --Yani ? derler. --Ben şarap içmeyi severim diye cevaplar yönetmen.

ÇAKIL TAŞLARI

Çakıllardan oluşan bir bir kumsal da,''Bu çakıl taşı ne kadar kötü''demek anlamsızdır.Tamam bazı çakıl taşları daha güzel ve estetik olabilir,ama o kumsalı kumsal yapan tüm çakıl taşlarıdır. O kötü çakıl taşının da o kumsal da bir değeri vardır. (Britanyalı biri söylemiş..)

BEN DAHİ YANILABİLİRİM..

Hz.Muhammed, Mekke'den Medine'ye göç edince oranın halkı kendisine verimsiz olan hurma ağaçlarını aşılamalarının dinen caiz olup olmadıklarını sorar.Muhammed, --Hayır ! Caiz değildir der. Bunun üzerine müslümanlar,aşı yapmaktan vazgeçerler.Aşı yapmayanlar, aşı yapanlara nisbeten o sene daha az ürün alırlar. Bu konu kendisine sorulduğunda, Hz. Muhammed, --Şunu bilin ki,ben de insanım.Dini konularda beni dinleyin.Ama kendi görüşüme göre birşey söylediğim zaman yanılabileceğimi de dikkate alın. HAKAN KUTLU

22 Nisan 2026 Çarşamba

LEZZETLİ TELİFLER

Behçet Necatigil, konu telif haklarına geldiğinde şunları anlatır: Ortaokuldayken çocuk dergilerine şiirler, hikâyeler yazardım. Telif hakkı olarak da bir kutu bonbon veya çikolata alırdım. O günlerde Aldığım ücretlerin lezzetini nasıl unutabilirim?

14 Nisan 2026 Salı

VİCDANİ ROBOT

Yeni yapılan robot, saniyede milyarlarca savaş senaryosu kurabiliyor ve asla yenilmiyormuş. Bir gün generaller robotun başına toplanmış ve en büyük düşmana karşı kesin bir saldırı planı hazırlamasını istemişler.Robot ışıklarını yakıp söndürmüş, işlemcileri ısınmış, fanları son hız dönmeye başlamış... Sonunda ekranda tek bir cümle belirmiş: "Savaşmak için yeterli donanım bulunamadı. "Genelkurmay başkanı öfkeyle bağırmış :— "Nasıl olur? Depolarımız füzelerle, tanklarla, mermilerle dolu! Donanım nasıl eksik? "Robot, ekranında barış sembolü çıkararak sakin bir sesle cevap vermiş: — "Efendim, mühimmattan bahsetmiyorum. Veri tabanımda yaptığım taramada, karşı tarafta da milyonlarca 'yaşamak isteyen' veri girişi tespit ettim. Bu kadar çok ortak payda varken birbirini yok etmek için gereken 'aptallık modülü' bende yüklü değil. Eğer savaşmak istiyorsanız, lütfen sistemi daha düşük zekalı bir sürüme geri döndürün."

NASREDDİN HOCA DÜDÜĞÜ

Nasreddin Hoca'nın en beğenmediğim fıkrası ''Parayı veren düdüğü çalar” fıkrasıdır. Adaletli gibi görünür. Buna göre karşılık ödeyenin bir hak elde etmesi makuldür. Ancak diğer yandan bu yaklaşım, parası olmayanı sistemin dışına iter. Bu fıkraya göre mesele düdüğü kimin çaldığı değil, düdüğün neden yalnızca parası olanlarca erişilebilir olduğu meselesidir. Düdük sembolünün yerine sağlığı, eğitimi, beslenmeyi, barınmayı vb. koyarsanız konu gelir dağılımına kadar gelir.Keşke sonunu farklı bağlasaydı.

13 Nisan 2026 Pazartesi

İKİZ CAZCILAR

"Gene Lees, Art Farmer'a (trompetçi) ikiz kardeşi Addison'ı (basçı) sordu. "Birbirinizi nasıl ayırt ediyorsunuz?" ... Art cevapladı, "Sabah kalktığımda bas gitarı elime alıyorum ve eğer çalamıyorsam, ben Art olmalıyım."

DOĞA SAVUNUCULARI

Modern çevreciliğin babalarından David Brower’a bir gün sormuşlar: "Neden bu kadar radikalsiniz? Uzlaşmaya yanaşmıyorsunuz?" Brower gülümseyerek cevap vermiş: "Uzlaşmak mı? Doğa ile masaya oturduğunuzu hayal edin. Doğa size her şeyini veriyor, siz ise 'Yarısını alayım, yarısı sende kalsın' diyorsunuz. Bir sonraki yıl gelip 'Kalan yarının yarısını da alayım' diyorsunuz. Doğa hep kaybediyor. Ben masada doğanın avukatıyım, müvekkilim konuşamıyor ama asla taviz de vermiyor!"

10 Nisan 2026 Cuma

RAHMETLİ BÜYÜK ADAMDI

“Öğretmen okulunda okurken bir arkadaşımız vefat etmişti. Arkadaşlarımızla bir araya gelip ailesine taziye ziyaretine gittik. Evde sessizce otururken, sonradan komşulardan biri olduğunu öğrendiğimiz bir kişi, konuşmaya başladı. Vefat eden arkadaşımızın Fransızca, İngilizce ve Almanca bildiğini, çok bilgili biri olduğunu anlatmaya koyuldu. Biz, yıllardır aynı sıraları paylaştığımız bu arkadaşımız hakkında ilk kez böyle şeyler duyduğumuz için birbirimize şaşkın bakışlar attık. Gözlerimizdeki bu sorgulayıcı ifadeleri fark eden kişi, kendini toparlama ihtiyacı hissederek sözlerine bir açıklama ekledi: ‘Elbette bu dilleri bilmiyordu ama onları öğrenmeye büyük bir hevesi vardı.'”ihsan kurt

HERKES FARKLI YAZAR..

Feyza Hepçilingirler,yazdığı yazıları Üniversitede hocasına gösterir. Hocası beğenmez. ”En güzel eserler yazılmıştır, hiç kimse sizden bir şey yazmanızı beklemiyor.” der. Feyza hanım ,inatçıdır: ”İyi de benim yazacağımı kim yazmış olabilir ki?”

BU DA ŞİİRSE..

Afyon Lisesindeyiz. Müdür Tahsin Burdurlu. Şiir yazarmış meğer. Afyon’daki gazetelerde çıkarmış. Dağıttılar herkese... Açık sarı bir zemin,üzerinde Türk bayrağı. Onun üstünde kitabın adı yazıyor. Ondan birkaç parça okuyayım sana. Eğitimin,erken yaşta çocuğun beynini yıkamanın nasıl olduğunu gör:  Ne hırlarsın kuzeyin Kanlı kudurmuş köpeği Haydi saldır,Haydi saldır bire on Vereyim eğreti ikbaline sonra hatırlatmak için Katerina vartasını Yeni baştan biledim Baltacının baltasını.” süreyya berfe

HAİKU

Amerikalı bir kadın, Japonların haiku şiirine merak salıyor. Araştırıyor, haiku ustalarıyla tanışıyor, sohbetlerine katılıyor. Haikular döktürüyor ustalara bakarak. Onlara yazdıklarını okuyor. “Olmamış” diyorlar. Bir türlü olmuyor. Bakıyor olmayacak. Artık haikucularla vedalaşmaya geliyor. “Dün gece oturdum, düşündüm sabaha kadar. Hiçbir haiku yazamadım.” diye başlıyor. Ustalar, “İşte haiku!..” diyorlar. SÜREYYA BERFE

3 Nisan 2026 Cuma

AKTÖR'ÜN BÖYLESİ..

AST İLE turnedeyiz. İsmet AY 'la aynı odadayız.İsmet zayıflığımdan dolayı, sürekli Kargaya benziyorsun diye takılıyor. Bir gece tuvalete gittim. Açık pencereden bir karga odaya girip yatağıma konmuş.Bir şekilde uyanan ismet ay, kargayı görünce çığlığı basmış. Sonrasında ki itirafı güzel: --Ulan ne aktör be.. Sahiden karga olmuş diye içinden geçenleri aktardı. GENCO ERKAL--BEN BİR GÜN TİYATRODAYKEN

HEMŞERİ OYUNCU OLURSA..

Kent Oyuncuları ,Karadeniz turnesine çıkar. Pembe Kadın kadrosunda Akçabatlı Erol Günaydın da vardır.Oyun sergilenirken arka sıralardan sürekli sesler gelmektedir. Arkadaşlarının tiyatrocu olduğunu öğrenen Akçabatlılar gelmiş. Erol Günaydın her sahneye çıktığında onu izleyip alkışlamaktalar. Erol ,rolü bitip dıarı çıktığında da Akçabatlılar da dışarıya sigara içmeye çıkarlar. Salona koydukları bir gözcü, --Erol abim geldi deyince hep beraber salona girip kaldıkları yerden oyunu izlemektedirler. Ben bir gün Tiyatrodayken--ÜLKÜ TAMER

GÜZEL ABSÜRTLÜK

Dormen tiyatrosundan Altan Erbulak ile çıktık, Kadıköy'e geçmek için vapura bindik. 2.mevki de bir kadın namaz kılmaya başladı. Sonra zil zurna 2 sarhoş geldi,kadının karşısına oturdular. Altan, seyret bak dedi. Bir şey olacak galiba. Kadın namazını bitirdi.Selamını verdi. Esselamu Aleyküm Ve Rahmetullah ! dedi. O 2 sarhoş,ayağakalkıp önlerini ilikleyerek bağırdılar. --Ve Aleykümselam. İZZET GÜNAY--(Ben bir gün Tiyatrodayken-ÜLKÜ TAMER)

BAHİSÇİ SEYİRCİ

Küçük Sahne de ,Kamp 17 'yi oynuyoruz.Bir Alman kampında tutsak Amerikan askerleriyiz.İçimizde de bir casus var, Almanlara hizmet ediyor. Günün birinde gençten yaman bir oğlan beni görmek için kulise gelmiş. --Buyrun dedim. -- Altan bey, oyundaki casusun kim olduğunu öğrenebilir miyim ? Casus kim? --Oyunu seyret öğrenirsin dedim. --Hayır, şimdiöğrenmem lazımdiye diretti. Sonra açıkladı. Bir arakadaşı ile gelmiş.Onunla iddiaya girecekmiş uyanık adam ! ALTAN ERBULAK --BİR GÜN TİYATRODAYKEN..

LÖPÖRÖR

1952 YILI Muammer Karaca tiyatrosuyla izmir de turnedeyiz. Sanayi bahçesinde yeni bir tiyatro yapılmış. Bende turne öncesi hazırlıklarını yapıyorum. Salon müdürü ile tiyatroyu gezerken aklıma bir muziplik geldi. --Herşey iyi güzel de Löpörör göremiyorum dedim. Adam şaşırdı. --Löpörör olmadan biz nasıl oynayacağız.Tüm modern salonlarda vardır. Birçeşit çimentodur. Ayna gibidir.dedim. Müdür , --Merak etmeyin beyefendi. Şimdi belediyeden isteriz dedi. Müdür ,belediyeye dilekçe verdi.Belediye başkanı imzaladı.Fen heyetine havale etti. Fen heyetindekiler, kendilerine cahil denmesin diye ne olduğunu bilmedikleri löpörö'rü Ankara dan istediler. Ankara dan cevap geldi. --Löpörör stoklarımız tükenmiş olup,Yeni siparişler verilmiştir. Gelince derhalgönderilecektir..BİR GÜN BEN TİYATRODAYKEN-ÜLKÜ TAMER

HAKK-I TELİF

İzmir de turnedeyiz. Bir bahçe tuttuk.Kadrodakilerin günlüklerini bahçe sahibi ödüyor.Ben de her akşam kadrodakilerin isimlerini ve alacakları ücreti yazıyorum. En alta da Hakkı telif ücreti olarak 2,5ile5 lira arası bir rakam yazıp bahçe sahibine veriyorum.O da ücretleriödüyordu. Bir gün sinirle geldi. --Lütfullah bey,çok ayıp yaptığınız dedi. Size hiç yakıştıramadım.Benden fazla para koparıyorsunuz? --Aman ,nasıl olur beyefendi ? dedim. Açıkladı: --Nasıl oluru var mı? Her akşam benden Hakkı Telif adına para alıyorsunuz. Kadroya baktım,Hakkı Telif diye biri görünmüyor. LÜTFULLAH SURURİ

ADALET KAPISI

“Namık Kemal'in yazılarına, katlanamayan  II. Abdülhamit, yazarı gözaltına alıdırıyor. Yazarı, yargılamak üzere mahkeme başkanı Abdüllatif Suphi Paşa’ya gönderiyor: Padişahın emrine rağmen Yargıç Suphi Paşa bir suç görmüyor. Namık Kemal beraat ediyor. Dava sırasında Adliye Nazırı (Adalet Bakanı) Abdurrahman Nurettin Paşa hukukun üstünlüğüne inanan, hiç kimseden emir almayan biri. Tarihe geçen, dev gibi bir Adalet Bakanı. Padişahın isteğine rağmen, Namık Kemal’in beraat kararını duyduğunda Bakan Nurettin Paşa: “Hünkarın emri her kapıdan girer ama adalet kapısından asla giremez.” (Taha Akyol, a.g.k., s.52)

PARTİZANLIK

meyve bahçesi olan bir tanıdığımız var. geçen yıllarda meyve ağaçlarını budaması için biriyle anlaşmıştı. o budayacak adam da ağaçların birkaçını o kadar çok budamış ki öldürmüş. yaprak bırakmamış. tanıdık ağladı. ciddiyim. "katil, güzelim ağaçlara nasıl kıydı?" dedi. bu yıl, kaz dağları meselesi çıktı. aynı tanıdık çok rahat bir ifadeyle, en küçük bir rahatsızlık hissetmeden aynen şu yorumu yaptı: "13000 (on üç bin) ağaç kesmişler, ne var bunda? yerine 15 bin fidan dikmişler, zararı telafi etmişler işte. o madenlerin çıkarılması lazım." işte partizanlığın tanımı benim için tam olarak budur.

AYDIN KAVGASI

"louvre müzesi cayır cayır yanarken tek bir şeyi kurtarma fırsatın var? mona lisa'yı mı yoksa orada bulunan küçük bir çocuğu mu kurtarırsın?" Rivayet o ki; bu soru yüzünden sait faik ve peyami safa sağlam kavga etmiş. peyami safa "ben mona lisa'yı kurtarırdım" deyince sait faik deliye dönüp üzerine yürümüş. araya girenler zor ayırmış.

27 Mart 2026 Cuma

SÖZ VE İNSAN

Bir edebiyat toplantısında genç bir yazar, Sabahattin Ali’ye “Hikâyeleriniz çok sade, neden daha süslü yazmıyorsunuz?” diye sordu. Sabahattin Ali gülümseyip şöyle dedi: “Söz süslenince insan kaybolur. Ben insanı arıyorum.”

SOKAK HAKKI

--Aman abla ! Buranın insanlarını da anlamıyorum. Ne var ki kapının önüne çıkıp oturmakta? Bunu derken, kahveleri de sehpaya koyuyor. Ben sarı gazozumu içerken, iğneci Melahat ta Salise ablaya hak vererek, --Haklısın kızım ,haklısın da bura insanları böyle. Bu evler boşuna mı avlulu yapılmış. Kadın kısmı işini gücünü yapsın dinlenmek isterse de avluda otursun, Sokak önlerine çıkmasın diyedir. Salise ablayı , yakın zamanda iyi tanıdım. İnatçı karakterini çocuk halimle ben bile anlayabiliyorum. --Öyle diyorsun da abla, benim dışarı hayatım yok ki. Koca Diyarbakır da senden ve 1-2 komşudan başka kimseyi tanımam, Hiçbir yeri de bilmem. Ne sinemaya giderim,ne bir şey. Cemal,arada Pazar günü nereye götürürse ... Gazi köşkü, hevsel bahçeleri o kadar.Neyime laf etmişler? Babam, öğrenci yurtlarını teftişe gidince ,Annem ablamı okula, abimi de çıkıçı’ya götürdüğü için beni de karşı komşumuz Salise ablaya bıraktılar. Karnı burnunda Salise abla’nın aynı avluyu paylaştığı, komşusu iğneci Melahat ile dertleşmesini gazoz içindeki balonları hüpleterek dinliyorum. Başka yapacak işim yok ki. Aylunun duvar dibinde ekili Nane, soğan, maydanozların arasında küçük kırmızı bir top dikkatimi çekmiş. Ama almaya çekiniyorum. Hem annemin ‘’Yaramazlık etme, ‘’diye sıkıca tembihlemesinden, hem de Salise abla’nın sağına soluna güvenemediğimden sus pus oturuyorum. Dışarı çıkmak istesem izin vermeyeceğini de biliyorum. --Cemal , iyi çocuktur dedi Melahat abla. Daha çok yeni evlisiniz. Birbirinizi tanımadan evlendiniz. Burada etki altına kalmasına , sağdan soldan ona laf gelmesine izin verme. Dün kavganızdan sonra bütün gün avlu da sigara içti. Ona da yazık.! Bir tepsi içine getirdiği karpuzları tabaklara pay edip, bir tanesini önüme uzatan Salise abla, --İkimize de yazık Melahat abla diyor. Ben sevmesem 14 yaşında Cemal’e kaçar mıydım? Anamı bubamı kardeşlerimi terk eder miydim? Ben memleketimi bırakıp buraya gelir miydim? Sen gelmesen daha ne kadar döverdi ben de bilmiyom. Tek isteğim, işim bittikten sonra kapının önüne minder koyup, geleni geçeni seyretmek. Bu mu milletin zoruna gitmiş? Melahat abla, söylediklerinin bir etkisi olmadığını anlayarak biraz tersleniyor. --İyi de kızım , kapı önünde oturmakla eline ne geçiyor? --Ay Melahat abla diyor gülerek. Sen ki okumuş kadınsın. Bilmen mi, sokaktan hakkımı alıyom işte. Melahat abla, hayretler içinde. --Sokak hakkı ne kız? Öyle bir şey mi var? Tülbenti saçından boynuna kayıp, süt gibi bembeyaz gerdanı ortaya çıkan salise abla gülerek, --Helbet var diyor. Bizim orada Serinhisar kasabasında evlerimizin önünde ortada uzunca bir koruluk sıralanır. Konu komşu, kız, kızan herkes, işi olmayanlar gün boyu evin önünde yada korulukta eğlenir.Geceleri siz nasıl damlarda yatarsanız bizde de her evin önüne denk düşen ağaçlık yere sedirler, minderler konur,gece bile orda yatılır. Yatalak gibi bir Hacı teyzemiz vardı. Oğlu gelini tarlaya gidince 1-2 kez onu dışarı çıkarmamışlardı da ,3 gün konuşmadı onlarla. .’’Şu dar-ı dünyada bir sokak hakkım vardı. Onu da elimden aldı bu gavurun dölleri ‘’derdi. Ondan öğrenmiştim. --Sokak hakkı ha? Diye mırıldandı Melahat abla. --He ya dedi benim deli ablam. Şimdi diyeceksin ki, kadın kısmının hakkı mı olurmuş? Helbet okuyan yazan devlet memuru kadınlarda vardır. Sözüm onlara değil.Onu dışında biz gibi köylük yerde kalanlar için sokak önemliymiş. Tarladan, işten güçten arta zamanı olan kadınlar,kapı önlerinde oturup yarenlik ederler. Hiç kimsesi olmayanlarda gelip geçeni, çoluk çocuğu izleyip eylenirlermiş. Nasıl köy yerinde hiçbir evin diğerinin önünü,güneşini kesmemesi gerekirse, kadınlar içinde sokak ve sokak kapısı öyle önemliymiş. Hemi de öylesine kutsal gibi bir şeymiş ki, erkekler oturmak isterse bile sokak önüne alınmaz, buradakinin tersine onlar bahçede, avlu da yayılırlarmış. Dışarıdan gelen ‘’kara höbür ! Kara Höbür ‘’ sesi bile sohbetlerini kesmiyor. Buna rağmen Melahat abla,doğrulur gibi yapıp,eteklerini topluyor. --Çakmakçı mahallesinde 2 hastam var. İğne yapmamı bekliyorlar. Anca giderim deyip doğruluyor. Ama bu sokak hakkını öğrendiğim iyi oldu. Ben cemal’e anlatırım. İkna edersem, sokak kapısın dışına da bir kerevet yaptırayım sana. Düşman çatlatan cinsten. Salisenin yüzünde güller açıldı. --Essah mı diyon abla? O kör postacı da hırsından kurur gari. Onun başının altından çıktı ben biliyom dedi. Melahat ablayı merdivenden ev ine uğurladı. Sonra 1 kase karpuz kabuğu ile kapı önüne çıktık. Beni kucağına oturtup --Ade bakem kakas oğlan deyip çekirdek kırmaya başladık. Yanağımı öpüp, --Bu şeerde bir sen varsın, bir de bu karpuz çekirdeği. Yoksam çekilmez bu memleket dedi.

26 Mart 2026 Perşembe

SANAT AŞKI

kinci Dünya Savaşı) Temel yiyecek maddeleri bulunmuyordu. Ekmek bile kar­neye bağlanmıştı. Adana'da oyundan birkaç saat önce beş arkadaş gişenin önüne iskemle atmış, çene çalıyorduk. Bir adam belirdi köşe­de. Yanında on iki yaşlarında bir oğlan çocuğu vardı. Bir süre afişe, sonra gişeye baktı. Döndü, gidecekken durdu. Çekinerek yaklaştı. Sonra, "Affedersiniz, siz tiyatrodan mısınız?" diye sor­du bana. "Evet," dedim. Adam çocuğu gösterdi. "Ben," dedi, "oğlumun tiyatro sey­retmesini arzu ediyorum. Ama bilet param yok. Acaba ekmek karnemi versem, yarınki hissemi siz alsanız ... Ben seyretmesem de olur. Onu burada beklerim." Sustu. Başını önüne eğdi. Beşimiz birden ayağa fırladık. "Beyim," dedim, "sizin tiyatroya verdiğiniz değer parayla pulla ölçülmez. Bu akşam ailenizle birlikte misafirimiz olursanız şe­ref duyarız ÜLKÜ TAMER

19 Mart 2026 Perşembe

DÖV VE SEV

Seyhan da devlet hastanesinde olay çıkaran hasta yakını 3 kişiyi döven boksör doktor H.E., kavga sonrası yaraladığı 3 kişiyi tedavi etti.

DEĞİŞİM

Belediyedeki haksızlıklarla ilgili tüm parti ilçe başkanları ortak deklerasyon açıklayalım dedik. sol parti başkanı ,o biraz zor dedi. niye dedik. Şahpur bizimle olmak istemez dedi. sonra şahpur'u anlatmaya başladı. Hayat büyük konuşmayı affetmez. Bunu en iyi şahpur yoldaş bilir Yoldaş derken fikirsel anlamda yoldaş demiyorum. Soyadı o. Şahpur, Bir numaralı ateist ve solcu biriydi. Kuzey ırak harekatında oğlunu kaybedince bir dönüşüm yaşadı. Yaşadığı kentin milliyetçi ilçe başkanı oldu. Bunda yadırganacak bir şey yok. Acı, duruşları olduğu gibi fikirleri de değiştirir. ve uzlaşılmaz biri yapar. ( Yol Projet)

GENCE'NİN NÜFUSU

Dünyayı gezen yutuberlerden biri azerbeycan da biriyle sohbet ediyor. Adama soruyor --Burası 2.büyük şehir di mi? Gence nin nüfusu 500 bin civarıymış. Doğru mu? Karşısındaki adam,tüm samimiyetiyle --Doğrudur herhalde diyor. Heç saymamışam.

TEK TİP KOCAMAN ADAMLAR

Cezaevlerinde tek tip elbise giydirme uygulaması işkenceye dönüştürülmüştü. “Herkes lacivert elbise giyecek” dendi. Tutuklular bunları giymeyi reddettikleri için kışın bile sadece iç çamaşırlarıyla kalıyorlardı. Ama mahkemeye böyle gidemeyecekleri için mahkemeye giderken dayak zoruyla tek tip elbise giydiriliyordu. Mahkemede elbiselerini yırtıp çıkarıyorlardı. Bu basında da çok yer almıştı. “Tek tip elbise eylemi” anısı anlatanlar hakimlerin kendilerini, “Oğlum bak kocaman adamsınız. üstünü başını yırtmak yakışır mı size?? kadın zabıt katibimiz var. Bari onun yanında soyunmayın ayıp oluyor” sözleriyle ikna etmeye çalıştıklarını söylediler. NEREYESUN KARADENİZ

DOKTOR ,EMNİYETTE DE DOKTOR!

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir operasyonda, 16 uzman hekim bir de doçent gözaltına alınarak getirildi. Getirilen hekimlerden bir KBB uzmanıydı. Bizim hücremize atıldı. Yarım saat geçtikten sonra işkencecilerden biri geldi ve ona; “Doktor hanım, ben daha önce bir burun ameliyatı geçirdim. Ama hala iyi nefes alamıyorum. Bakabilir misiniz?”dedi. Ama, içerisi karanlık. Ampul parmaklığın dışında. Geldi parmaklığa yaklaştı. Burnunu havaya dikti. Arkadaşımız onun kafasını evirip çevirip görmeye çalıştı. Sonra “Bir kağıt getirin size reçete yazayım” dedi. Kağıt getirmeye gittiğinde biz “siyanür yaz, arsenik yaz” diye dalga geçtik. O, “sokakta görürsem ne yaparım bilmiyorum ama yanlış ilaç yazamam” dedi. Kağıt getirildi. Reçete yazıldı. Birkaç gün sonra “iyi geldi” diyerek kontrolünü de yaptırdı. EYLÜLDE GÜLMEK

KNİDOS YOLU

Yerli bir turist tarlada çalışan bir amcaya seslenir: — "Beyefendi, bakar mısınız? Knidos Antik Kenti'ne buradan mı gidiliyor, yoksa yolu mu kaçırdım?" Amca şöyle bir durur ve cevap verir: — "Bak bakam ... Şimcik buradan dümdüz gidivecen. Yolun sonu bükleğe varır. Oradan sağa gırılacan, azicik daha gedince denizi gövecen. Denizi görünce şaşırma gari, antikçiler orda bekleyip durullar. "Turist tam anlamaz: — "Anlamadım, yol çok mu bozuk?" Amca güler: — tekerin düz bassın. Zatan Datça’nın sonu Knidos’tur; ya tarihe varın ya denize dökülün, başka yere gidemezsin ki gari!"

YANLIŞ SÖZLER

Üç arkadaş bir seyler içmek için bir bara gitmiş. İlki söyle demiş: “Başıma feci bir şey geldi. Seyahat acentesine gittiğimde, ‘Pittsburgh’a bir bilet!’ demek istedim ama ağzımdan ‘Tittsburgh’a bir çiklet’ lafı çıktı.” İkincisi ise söyle demiş: “Bu bir şey değil. Kahvaltıda karıma ‘Tatlım bana şekeri uzatabilir misin?’ demek istedim ama ağzımdan ‘Seni pis sürtük, hayatımı mahvettin lan!’ cümlesi çıktı.” En sonundaysa üçüncüsü söyle demiş: “Benim başıma gelenleri duyana kadar bir durun o zaman. Tüm gece boyunca cesaretimi topladıktan sonra, kahvaltıda karıma tam da senin kendi karına söylediklerini demeye karar verdim ama ağzımdan ‘Tatlım bana şekeri uzatabilir misin?’ cümlesi çıktı.”

EVLİLİĞİ KURTARMAK

"Ayrı odalarda uyuyor, ayrı yerlerde yemek yiyor, tatilde farklı yerlere gidiyoruz. Kısacası evliliğimizi bir arada tutabilmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz..Daha ne yapabiliriz bilmiyorum. ECE ÜNER."

17 Mart 2026 Salı

BUNLARI YAPTIM

Yahya Kemal'in dostlarına ve dostluğa ne kadar önem verdiğini anlatan hoş bir anekdot vardır. Çok sıkıntılı olduğu bir gün Bebek'te dostlarıyla otururken bir ara neşesi yerine gelir ve coşar: " Yarın huzur-u Rabbul'l-alemîne çıkınca soracaklar: Ne yaptın? Diyeceğim ki, işte şiirlerim, işte dostlarım!" Beşir Ayvazoğlu

SİİRT VE İNÖNÜ

1950 yılının genel seçimleri öncesinde İsmet İnönü Cumhurbaşkanı olarak Siirt’e gelmiş, Şehrin o zamanki ekabirleri de, kendisinden Botan Çayı üzerinde bir baraj yaptırılmasını ve Siirt’i susuzluktan kurtarılmasını arzetmişler. O sene yeni kurulan Demokrat parti teşkilatı konu ile ilgili uydurdukları bir fıkra ile seçime girmişler. İşte o söylenti: İsmet İnönü ,ilgilere Barajın maliyetini sorar: -Paşam, 10 milyona malolur! yanıtını alınca -Siirt'i satarsak, 10 milyon lira eder mi? CÜNEYT ARITÜRK

11 Mart 2026 Çarşamba

MÜHENDİS ŞAİR

Elazığ Atatürk İlkokulu’nda üçüncü sınıfta okumaya başlayan Vecihi, aynı yıl okullarına gelen ve onların sınıfına, matematik dersine giren Atatürk’ün sorduğu dört işlem problemini;  bu sorunun üçüncü sınıf öğrencilerinin düzeyinin üstünde olduğunu ve bu nedenle cevaplayamayacaklarını söyleyen öğretmenine karşın parmak kaldırarak “ben çözerim” der. Timuroğlu’ndan tahtaya gelip problemi çözmesini isteyen Atatürk, problemi çözmesi üzerine başını okşayıp “aferin” der. Daha sonra, onu öğretmenler odasına çağırttırarak ailesini soran Atatürk, “ne olmak istiyorsun?” sorusuna “‘Âşık’ Paşam” cevabını alınca, odada bulunanların gülmesine aldırmadan, “yani şair olacaksın”, Timuroğlu da başını sallayarak “evet” deyince “sen iyi bir mühendis ol, bize yollar köprüler yap, şiir gene yazarsın” der. 

YENİLEBİLİR ENERJİ

Dedem, --aferin torunuma dedi. Başımı okşadı. --Ne çalışıyorsun bakayım dedi. --Yenilenebilir enerji dedim. --Haa dedi. Takıldığın olursa bizim balcı Mahir'e sor. O bu işi iyi bilir dedi. Bizi dinleyen annnem, --Aman baba , Mahir amca ne anlar enerjiden? dedi . Akdığı Yanıt ailede hit oldu --Anlamaz mı kızım?Bal, pakmez, ceviz onun işi dedi.

10 Mart 2026 Salı

NARKOTİK DALİ

Gazeteciler, o çılgın resimleri yapan Salvador Dali'ye sordu: "Uyuşturucu kullanıyor musunuz?" Dali bıyıklarını düzeltti ve o efsane cevabı verdi: "Ben uyuşturucu kullanmıyorum. Uyuşturucunun ta kendisiyim!"

DELİLİK HESAPLANAMAZ

Tarihin en zeki insanlarından olan Isaac Newton, 77 yaşındayken borsadaki bir spekülasyona inanıp tüm servetini batırmıştı. Beş parasız kaldığında şu tarihi itirafı yapmıştı: Gök cisimlerinin hareketini santimine kadar hesaplayabilirim ama insanların deliliğini hesaplayamıyorum

SÜSLÜ SÖZ..

Bir edebiyat toplantısında genç bir yazar, Sabahattin Ali’ye “Hikâyeleriniz çok sade, neden daha süslü yazmıyorsunuz?” diye sordu. Sabahattin Ali gülümseyip şöyle dedi: “Söz süslenince insan kaybolur. Ben insanı arıyorum.”

HİSSEDİLEN RESİM

Eleştirmen Picasso'nun yaptığı tabloya bakıp "Bu ne anlatıyor?" diye sordu. Picasso omuz silkip, “Bilmiyorum” dedi. Bunun üzerine eleştirmen, “O zaman neden çizdin?” diye sorunca, Picasso şöyle dedi: “Anlayasın diye değil, hissedesin diye.”

9 Mart 2026 Pazartesi

MAMAK'TA ÇAVUŞ DAYAĞI

İstanbul’daki THKP-C davası dışında Ankara’da da “Kara Kuvvetleri Devrimci Subaylar Örgütü” adıyla bir başka yargılanmamız sürüyordu. O dava için havacı teğmen Mehmet Alkaya ile birlikte Ankara’ya götürüldük. Yarbay Kemal Saldıraner, Dev-Genç’lilere pek bakmadan bizi hücreye götürecek çavuşa, “ Bu adamlar içimizden çıktı. Bunlara haddini bildirmek lazım” diyerek gereken “icazeti” verdi. Görevli çavuş, Alkaya ile birlikte beni hücreye götürdü. Çavuş, bize “rahat, hazırol” komutu vererek yanaşık düzen eğitimi yaptırmaya başladı. Ancak çavuş bu eğitimimizden memnun değildi, “iyi rahat hazırol yapamıyorsunuz” diye çıkıştı, copuyla dürttü. Ben de, “Bu işin mektebinde okuyup subay olduk” diyecek oldum, çavuş bana “gözlüklerini çıkar” dedi. Hücrenin kapısını açıp copla vurmaya başladı. Çavuşun bana copla vurduğu sırada, “Sizi gidi komünistler, vatan hainleri” gibi sözler söyleyeceğini beklerken “Üsteğmen, kim bilir sen kaç arkadaşımızı dövmüşsündür” şeklindeki konuşması oldukça ilginçti. Herhalde o çavuş da erat-subay çelişkisinin bilinçaltı intikamını almaya çalışıyordu. ATİLLA ÖZSEVER

KATIR VAKASI

 Rivayete göre Kureyşli iki kabile arasında bir anlaşmazlık meydana gelmiş, Hz. Aişe de iki hasmın arasını bulmayı umarak hemen bir katır temin edip yola koyulmuştu. Hz. Aişe katır üzerinde malum mahalle doğru giderken İbn Ebû ‘Atîk ile karşılaştı. İbn Ebû ‘Atîk kendisine “(Katır üzerinde) nereye böyle, ey müminlerin annesi?” diye sorunca o da “Nizalaşmakta olan şu iki kabileyi sulh etmeye” karşılığını verdi. Bunun üzerine İbn Ebû ‘Atîk şöyle bir nükte yaptı: “Allah rızası için geri dönün. Zira daha, deveye binip gittiğiniz o günde meydana gelen hâdiselerin (Cemel Vakasının yaralarını sarabilmiş değilken, katır üzerindeki bu gidişinizin ardından patlak verecek hâdiselerden (Katır Vakası/ nasıl emin olabiliriz?!” HÜSEYİN GÜNDAY

O KADAR DEĞİL

SAHABE döneminin yaramaz çocuğubn Ebû ‘Atîk, ölüm döşeğinde yatmakta olan Hz. Aişe’yi ziyaret ettiğinde “Canım sana feda olsun ey müminlerin annesi, nasılsın?” diye konuşmasına başlayınca, Hz. Aişe “Gerçekten benimkinin yerine kendi canını feda eder misin?” diye sordu. İbn Ebû ‘Atîk hemen “Şayet ölmeye kararlıysanız tabi ki hayır!” dedi, “Ben o sözü, yaşayacağınızı ümit ederek söylemiştim”.HÜSEYİN GÜNDAY

SAHABE YELLENMESİ

Bir gün adamın biri, Hz. Ömer’in bulunduğu bir mecliste yellenmiş, o esnada ezan da okunmaya başlamış. Hz. Ömer, cemaate “Kim yellendi ise çabuk kalkıp abdest alsın!” diye hiddetle parlamış. Ancak orada bulunanlardan Cerîr b. Abdullah, “Şayet hepimize abdest aldıracak olursan, bu hem hikmetli bir davranış olur. Hem de o eylemin sahibini mahcup etmemiş olursun!” tavsiyesinde bulunmuş. Hz. Ömer, adama hak vermiş ve “Haydi şimdi hepiniz abdest alıp gelin bakalım!” demiş.HÜSEYİN GÜNDAY

6 Mart 2026 Cuma

EVİN REİSİ

Münir Özkul,Bizim Aile filminin setinde bir sahne de evde bir şeye kızmış, bağırmış çağırmış. Çekime ara verildiğinde Adile Naşit, --Ayol bu kadar yorma kendini. O kadar bağırdın ki sesin kısılacak sandım. --Rol mol yapmıyorum Adileciğim. İk çekimde bağırmamı beğenmemiş Ertem bey. Evin raisi sensin bağır çağır dedi. Ben de maaşımı evin sahibi gibi verin de evin reisi gibi bağırayım dedim. Şimdide hakkını vermeye çalışıyorum işte. ,

ÖLEN KİM Dİ?

--KÜçükken bir ikiz kızkardeşim varmış,öyle benziyormuşuzki,kimse ayırt edemiyormuş. Bir gün birlikte yıkanırken ayağı kaymış kardeşimin kafasını küvetin kenarına vurup ,ölmüş.Annem hala hangimizin öldüğünü bilmiyor, o mu ben mi? Şimdi ilk defa size söylüyorum, ölen bendim. MARK TWAİN

28 Şubat 2026 Cumartesi

ÜNSAL HOCA DİYOR Kİ....

Ünsal Oskay ,konuk konusmaci olarak geldigi bir ders/sohbet toplantisinda, sorulan "hocam, x sehrinin emniyet muduru rusvet alirken yakalaniyor, bir sure merkeze aliniyor ve ceza verilecegine ilerleyen gunlerde bir de bakmisiz ayni adam daha buyuk bir ile emniyet muduru olmus.. nasil olur bu, nasil aciklanir" sorusuna şu cevabı verdi. - arkadaslar hayatinda cobanlik yapmis olaniniz var midir bilmiyorum ama cobanlikta bir kaide vardir. inegi otlatirken hep tarlanin ayni yerine gotururseniz bir sure sonra inek oradaki otlari yemez olur. bu yuzden isi bilen cobanin inege gezdirmesi gerekir. devletimiz de bu kaideyi gayet basarili bicimde uygulamakta, inegi gezdirmektedir. "ben böyle düşüneceğim, siz şöyle düşüneceksiniz. ama yanyana geldiğimizde gırtlak gırtlağa gelmeyeceğiz. coğrafya bir, yemeklerimiz bir. pastırmalı fasulyeyi kim sevmez yahu?!

İŞGAL ,MİLİYETÇİLİĞİ ARTIRIR

Peride Celal, büyük bir romancımız, bir gün bana bu konuda şöyle bir şey söylemişti “Tabii ki farklı düşüneceğiz, iki ayrı kuşağız.” dedi ve devam etti “Siz benim kadar Türkçü olamazsınız. Çünkü neden? Siz daha eleştirel bakabilirsiniz ama ben İstanbul’daki donanma gecesi evime nasıl koştuğumu hatırlıyorum.” dedi. SELİM İLERİ

MARGARET TRUMP

Erkekleşen kadınlarla ilgili şöyle bir anekdot var. Margareht Tecaher'in katıldığı bir ödül töreni televizyonda verilmektedir. Sosyalist Yönetmen Ken Loach ve arkadaşları birahane de bu töreni izlerken başbakanın büyüsüne kapılan bir müşteri, Ken Loach'a laf atar: --Hey Ken, böyle bir oyuncun olmasını istemez miydin? Sarsılmaz bir otorite, güçlü bir figür..Ödül bile kazandırırdı sana. --Evet der yönetmen. En iyi erkek ödülünü alırdı. donald Trump'un barış ödülü almak istemesi aklıma margeret teacheri getiriyor. Oda çalışmak özgürleştirir diyerek grevleri yasaklamaya kalkmıştı. Bu da kargaşa ile barış getirmeyi umuyor. w.i.ROBİNSON

TOKATLI LE'ALİ

Mesihî gökten insen sana yer yok / Yürü var gel Arap'tan ya Acem'den,diye yüksek sesle tepki göstermişlerdir. Le'âlî Tokat'ta doğmuş büyümüş Le'âli, bir süre Tebriz'de eğitim görmüş ve Herat'ta Molla Câmî'nin yanında bulunmuş bir din alimi. Yaşadığı dönemde İstanbul aydınlarının ilgisini çekmiş. Ama asıl ilginin Arap ve İran taraflarından gelenlere gösterildiğini fark edince Tokatlılığını gizleyip Acem olduğunu söylemiş. Hafızasındaki binlerce beyit, anekdot, güzel konuşma yeteneği ve hoş sohbetleriyle kısa süre içinde İstanbul kültür muhitlerinde tanınmış. Hatta Fatih Sultan Mehmed'in meclisine katılıp onun bazı iltifatlarına nail olmuş. Hatta İstanbul'da Yedikule civarında bulunan Kılıç Baba Tekkesi Sultan tarafından kendisine verilmiş. Bu sayede şöhreti ve imkânları artan Le'âlî'nin bir müddet sonra Tokatlı olduğu, Acem olmadığı anlaşılınca elindekilerin tümü alınıp padişahın meclisinden de uzaklaştırılmış. İstanbullu alimler, Mesihi gökten inse sana yer yok, Yürü var gel Arap'tan ya Acem' den diye tepki göstermişlerdir.

KATİL RESSAM

Rafet Ekiz, iyi ve gırgır bir ressamdı. Atölyesinde uzun süre çalıştıktan sonra bir taksiye atlamış, Asmalımescit’e Yakup’a gelecek. Ama resim çizerken giydiği önlüğünü çıkarmayı unutmuş. Önlüğün önü tamamen kırmızı boya sıvalıymış. Taksici tedirgin olmuş. “Abi kasap mısınız?” diye sormuş. Rafet de “Nereden çıkardın?” diye karşılık vermiş. “Önlüğünüzün önü hep kan” demiş şoför. “Haa o mu!Demin birini öldürdüm de!” diye cevaplamış Rafet. Taksici sanırım para bile almadan Rafet’i bırakmış, son sürat kaçmıştı. İHSAN KURT

RAMAZAN DELİSİ

Delinin biri iftar yemeğine davet edilmiş; ama masada hiçbir şey yemiyormuş. Neden yemediği sorulunca da cevap vermiş: “Buraya sadece yemek yemeye gelmişim gibi görünmesini istemem, demiş.

27 Şubat 2026 Cuma

TÜRKÇE DE ELEKTRİK KESİLİRSE..

Askerliğini tamamlayıp köyüne dönen Emê askerde öğrendiği birkaç Türkçe kelimeyle etrafındakilere sürekli hava atmaktadır. Bir gün elektrikler kesilir ve eşi Emê'ye “Emê tu dikarî di tariyê de jî bi Tirkî biaxivî- emê sen karanlıkta da Türkçe konuşabilir misin? ) diye sorar. MIHAMMED ŞARMAN

İMDAT

“Sovyet döneminde parti toplantısı yapılıyor. Katılımcılardan biri, Abram Semenoviç, elini kaldırıyor. “Sen otur” diyorlar. Anlaşılan o ki, yerel basından. Bir daha el kaldırıyor, “Sen otur” diyorlar. “Sadece tek bir kelime söyleyeceğim” diyor. “Bir kelime söyle” diyorlar. Kalkıyor ve “İmdat” diyor.

ÇİFTE VATANDAŞ

1990'larda Berlin'deki Türk konsolosluğuna pasaport uzatmaya gitmiştim. Yaşlı bir teyze de orada bekliyor. Sohbet ettik. Alman pasaportu almış, şimdi yeniden Türk vatandaşlığına dönüş yapıyormuş. Yani çifte vatandaş olacak. Neden? dedim, madem Türkiye'ye dönmeyeceksin? - Evet, dedi, dönmeyeceğim. Ama döneceğim bir vatanım olduğunu bilmek güzel bir şey. DİLEK ZAPTÇIOĞLU

ANLADIN MI?

tarık buğra, tanpınar’ın * fakültedeki dersine girer ; konu ali suavi’dir. fakat nasılsa önce bilgin haxley’den söz eder, ondan romancı huxley’e geçer, derken amerika’ya atlar, kısacası tanpınar çağrışımların peşine düşmüş, fındıklı’daki binanın küçük dershanesinde sürekli yürüyerek, arada bir gözüne kestirdiği talebeye “anladın mı” diye sormaktadır. bir seferinde aynı soruya muhatap olan tarık buğra hiç tereddüt etmeden “maalesef” i yapıştırır. bir an duraklayan büyük yazar dersine devam eder, ders bitiminde tarık buğra’nın koluna yapışıp “gel” der, “sen akıllı bir şeye benziyorsun !” birlikte odasına giderler. bu hadise tarık buğra’ nın tanpınar’la dostluğunun başlangıcıdır. BEŞİR AYVAZOĞLU

YALI'NIN NAZAR BONCUĞU

1860’lı yıllarda Yusuf Kâmil Paşa Bebek’te bugünkü Mısır Konsolosluğu’nun yanında Paris Operası mimarı Charles Garnier’ye denize 90 metre cephesi olan pembe boyalı muhteşem bir yalı yaptırır. Yusuf Kâmil Paşa’nın yeni yalısı için yaptığı bir davet sırasında davete katılanlardan biri, “Paşam, bu yalı için bir de nazar boncuğu lazım,” der. Davette bulunan Âli Paşa hemen yanındaki eskimiş yalısını göstererek, “Aman efendim ne hacet, bendehane nazar boncuğu vazifesini ifa eder,” diye nükteli bir cevap verir.DR. SİNAN GENİM

GREV

1970 li yıllarda grevlerle ilgili Necip Fazıl 'ın yeşil sermaye yanlısı görüşü:  emekçiyi evlat kabul eden mü’min sermayeye güvenmek lazımdır . 

21 Şubat 2026 Cumartesi

ELEŞTİRMEN SEVİLMEZ

İrlandalı tiyatro yazarı Brendan Behan’ın  eleştirmenler için kullandığı “hadımağaları” benzetmesi eleştirmenlerin ne denli sevilmediğini göstermesi açısından manidar bir örnek olmuş:  “Eleştirmenler haremdeki hadımağaları gibidir. Onlar her gece oradadır. Her gece ne yapıldığını görürler. Her gece nasıl yapıldığını da görürler Ancak aynı şeyleri kendileri yapamazlar.”(s.21) TUNCAY ASLAN

YÖNETMEN FANTEZİSİ

Atilla Dorsay’ın bir programda Yol filminin yönetmeni olarak Yılmaz Güney’i gördüğünü söyleyip Şerif Gören’in daha sonra Yol düzeyinde bir film çekememesini de bu duruma örnek göstermesi üzerine Şerif Gören, Atilla Dorsay’ı tehdit eder. , “…öldüreceğim onu. Siz inanmıyorsunuz ama bu işi yapacağım. Hem de işkence ederek ve her şeyi kameraya çekerek öldüreceğim.  Son filmim ve en iyi filmim olacak.” (s.120) TUNCA ASLAN

YERSİZ ŞAKA

Durmuş Hoca,tütün tiryakisidir. Cami karşısındaki çayhanede beklerken akşam hazırlığı 2 sigara sarar. Müzezzin minareden ininceye dek iftar bile yapmadan vakit kazanacak,sigara içecektir. Bu huyu bilen biri hoca'nın önünü keser. -,Danışasım var hoca, Hoca," sırası mı? " der. Kıyamaz. "Hadi sor" der. Adam, --karım,anamla geçinemiyot. Hoca kısa keser. --karını boşa. ,--Ama anam da rahat durmuyor. --Ananı bırak. --Ama hoca ana bu bırakılır mı? Hoca fema sinirlidir. -,Ulan pezevenk bu iftar saati sana ne diyim? Ya karını bırak,ya ananı,ya da beni bırak der. Sigara içemeden mihraba koşar. ÜNAL KALAYCI--FIKRALARDAKİ MARAŞ

16 Şubat 2026 Pazartesi

BODRUM VE ŞİİR

Didem Mamak'a bir sohbette sorulur: --Bodrum katında yaşamaktan memnun musun? --Rutubet dayanıldığı sürece şiir yazmak için iyi yer der.

REFİK HALİT VE RUM TİYATROSU

Refik Halid Karay, keskin gözlem yeteneği ve mizah duygusuyla tanınan bir yazardır. Bu anı, Osmanlı'nın son döneminde İstanbul'daki sanatsal ortamı ve kültürel kaynaşmayı gösterir. Refik Halid, bir akşam Beyoğlu'nda, dönemin popüler tiyatrolarından birinde oyun izler. Oyun bittikten sonra kuliste, Rum asıllı, yetenekli ve yakışıklı bir tiyatrocu ile tanıştırılır.Tiyatrocu, Refik Halid'e hayranlığını dile getirir: "Efendim, yazılarınızı büyük bir zevkle okuyorum. Kaleminiz çok kuvvetli. Ama..." diye duraksar. Refik Halid merakla sorar: "Ama ne?" Rum tiyatrocu, hafif aksanlı bir edayla cevap verir: "Ama Efendim, sizin gibi büyük bir yazarın, o kadar güzel Türkçe yazıp, buna rağmen benim gibi bir Rum'dan daha çirkin olması... gerçekten büyük haksızlık!"

GAGMAM

köylü bir abimiz tarlada çalışıyormuş derken öğlen sıcağında yorulunca şuracıktaki ağacın *dibine oturmuş o sırada bi karga gelmiş karga; -gag. demiş adam; -gagmam burası benim tarlam.. demiş *

YOKSUZLUK

Sunucu Neşet Erta'şı ve şarkısını anons eder. --Bir ayrılık,Bir yoksulluk, Bir ölüm Neşet Ertaş, araya girer. --Yoksulluk değil, yoksuzluk !Öyle derin bir yoksuzluk ki;Yok bile yok !

ADALETTE BİRLEŞMEK

Maria Guevara adında Faslı bir kadın, Che'ye mektup yazar ve akraba olup olmadıklarını sorar.! Che şöyle cevap verir: ''Çok yakın akraba olduğumuzu sanmıyorum; ama dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir haksızlık yapıldığında öfkeden titreyebiliyorsanız yoldaşız demektir ki, bu da akrabalıktan daha önemlidir.

11 Şubat 2026 Çarşamba

Hak edilen isimler

Kolombiya da yerel bir mafya bir reisi tüm çocuklarının isimlerini değiştirip, putin,trump, netenyahu, kim yong koymuş. Gerekçesi de Bunlar cesur insanlar. Oğullarımda onlar gibi cesur olsunlar istedim. Es Şara ismini de koyacaktım ama küçük oğlum biraz kız gibi. Adama ayıp olmasın istedim demiş. ( Reddit.com)

6 Şubat 2026 Cuma

İRADE-İ SENİYE

Evkaf-ı Hümayun Nezaretinde görevli bir hafiye, saraya jurnal olarak şu yazıyı göndermektedir: Beyazıt dolaylarındaki bir vakıf arsasına el atan Deniz Kazancı Yüzbaşılarından Abdullah Ağaya adı geçen yeri boşaltması için Vakıf görevlileri İrade-i Seniyeyi ilettiklerinde Abdullah Ağa, --Ben böyle İrade-i Seniyyeyi ...diyerek padişahımıza dil uzatmıştır. AMERİKALI TOLSTOY--SALAH BİRSEL

İNSAFSIZ AKTÖR

Lemaitre, iyioyunculuğu yanında kendini beğenmiş biridir.Afişlerde adının küçük puntolarla yazılmasından şikayetçidir.Tiyatro müdürü, --Peki öbür oyuncuların adını nereye yazalım? diye sorduğunda; Lemaitre yol önerir. --Afişin arkasına ! (AMERİKALI TOLSTOY--SALAH BİRSEL)

3 Şubat 2026 Salı

BÜYÜLÜ SÖZ

Şair ve yazarlarla konuşurken dikkatli olmak gerektiğini zamanla anladım. Düzgün söylenmiş, ses olarak büyüsü olan konuşmaara dikkat kesilirler. Ferit Öngören tam hatırlayamadığım bir dize yazmıştı. Sanırım şöyle bir şeydi: Benim amcam keman çalar her hususta... Cemal süreya da buna bayılmış, --Sen nasılsa şair değilsin. Şunu bana ödünç versene demişti. Ferit 'te vermem diye diretmişti. Bu yüzden küs kaldıklarını hatırlıyorum. ŞAİRANEDEN ŞİİRSELE-MURAT BELGE

ORTA İYİDİR

Ercümen Ekrem Talu,Babıali yokuşunu çıkarken tanınmış hanım romancılarından birine rastlar. --Ayol, nerdesiniz? Ne zamandır görünmüyorsunuz? --ah Ercüment bey der kadın. Bir ayağım İstanbul da, bir ayağım Ankara da. Ercüment bey,gülerek, -- desenize,Tam da Eskişehir'e yerleşilecek zaman ! türk nüktecileri

ODUN İHALESİ

Ercüment Ekrem Talu, Devlet memurluğu esnasında dairenin ısınması için şehir emanetine başvurur. Yakacak odun istemektedir.Ancak şehremini ile münakaşaya tutulur.Gazeteye ilan verir. --...Kilo ile odun alınacaktır. İhale, falanca tarihte açılacak olup,odunun numunesini görmek isteyenler Emanet makamına müracaat etsinler.. NECDET RÜŞTÜ EFE

KÖPEK SADIKTIR..

Nefi, Kendine köpek diyen Molla tahir için aşağıdaki beyiti yazar: Tahir efendi bana kelp demiş, İltifadı bu sözde zahirdir. Şafii mezhebim ,benim zira İtikadımca kelp tahirdir. Bu beyit çok beğenilir ve herkesin diline düşer. Adı Tahir olan çokça bir kesim rencide olur. İsmini değiştirmeye kalkanlar bile vardır. Bu dönemde Vefa sultanisinde öğretmen pepeme Sadık, meslekdaşı Tahir Mevleviye takılır: --Şafii mezhebinde Köpeğe tahir diyorlarmış, doğru mudur Tahir bey? Tahir bey ,altında kalmaz. --Sualinizin cevabını bilmem de ,herkesce malum olan tek doğru, köpek sadıktır !.. TÜRK NÜKTECİLERİ

NAMUSLU KIZLAR

SÜrekli şiirlerini öven şair,Süleyman Nazife de aynı şeyleri tekrarlar. --Bu şiirler, benim ilhamımın kızlarıdır.. Süleyman Nazif,gülmüş. --Bit tabii. Hatta namuslu kızlar olduğuna şehadet ederim. Henüzkimsenin diline düşmediler.. TÜRK NÜKTECİLERİ

ELDEN MEKTUP..

Atatürk, sık sık takıldığı Paşa Kazım'ı çağırmış. --Bak paşa, sana birmektup vereceğim. Bunu Rafet Paş'ya teslim edeceksin.Sakın unutma, gözünü çıkarırım demiş. Paş da , emrin olur deyip, mektubu cebine koymuş ve beklendiğigibi unutmuş.Aradan günler,aylar geçmiş. Bir gün İstasyonda Gazi paşa ile Rafet paşa'yı konuşurken görünce;mektup aklına gelmiş. Tam sıvışacakken,Gazi ile göz göze gelmiş.Paşaların yanına gidip,selam çakmış. Rafet paşa'ya, --Paşam, Gazi hazretleri size bu mektubu yolladılar demiş. Atatürk, --Vayyy sen daha mektubu vermedin mi ? diye şaşırınca, --İnanmazsınız diye gözünüzün önünde vereyim diye bu günü bekledim paşam demiş. TÜRK NÜKTECİLERİ

TELGRAF -TELEFON

Yusuf Ziya Ortaç,telefon konusunda titizdir.Uzun süre meşgul edilmesine katlanamaz. Bir gün evi arar. Eşiyle konuşCktır. Telefon meşgul. Sonra tekrar arar. Yine meşgul. Anlarki kızı,arkadaşlarıyla konuşmaktadır. Yan odadaki idare müdürüne seslenir: --Ahmet bey ! Bizim eve telgraf çek.Gülden telefonu kapasın. Annesiyle görüşeceğim.NECDET RÜŞTÜ EFE

SARHOŞ ÇİFTESİ

Neyzen ,sarhoş birinin saldırısına uğrar. Sesini çıkarmadan yürür.Yolda arkadaşı sorar: --Niye karşılık vermedin? --Ne yapsaydım ?der şair. --Sana bir hayvan çifte atsaydı, sen ne yapardın? TÜRK NÜKTECİLERİ

ÜMMİ AZRAİL

Neyzen Tevfik'in İstanbul valisi Muhittin Üstündağ'ın kendisine tahsis ettiği belediye yardımını almak için muhatap olduğu kimse işinde titiz olan yaşlı bir muhasebecidir. Neyzen onunla igili dostlarına şöyle şeyler anlatır: --Bu adam kırtasiye düşkünüdür. Azrail'e bile makbuz almadan canını teslim etmez. Tabii, azrail de bizim yeni alfabeyi bilmediğinden ,imza atamadığından bir türlü ölemiyor vesselam.

31 Ocak 2026 Cumartesi

İLHAN BERK'İN HUYU !

Va-Nu, ''Bu dünyadan bir Nazım geçti '' kitabını yayınlayınca ,bir süre sonrada İlhan Berk, Şiirinde ''Bu dünyadan İlhan Berk geçti dedim, yürüdüm ''adlı dizeyi yazar. Salah Birsel'e ''Bu günlerde ne yazıyorsun?'' diye sorduğunda,Salah Birsel, ''Boğaziçi'nin Gizli Tarihi ''ile uğraşıyorum '' der. Bir ay sonra dergide İlhan Berk'in yazısını okur: Şiirin Gizli Tarihi. (MURAT BELGE- ŞAİRANEDEN ŞİİRSELE) .

MUSEVİ MENUHİN

Gazetenin bir gece sekreteri vardı. Önüne gelen yazıları bir editör gibi düzeltmekten kendini alamazdı. Bir gün bunun önüne Amerikalı Ünlü keman virtiözü''Yehudi Menuhin Türkiye^ye geldi''diye bir haber ulaşıyor. Bu da kendince düzeltmesini yapıyor: Musevi Menuhin Türkiye'ye geldi !( ŞAİRANEDEN şİİRSELE--MURAT BELGE)

30 Ocak 2026 Cuma

2000'e MEKTUP

PTT’nin vatandaşlara mektup yazma alışkanlığı kazandırmak ve mektup kavramını canlı tutmak için 1986’da başlattığı “2000 Yılına Mektup” kampanyasında vatandaş Bayram Kaya mektubunu 27 Ekim 1987 günü İstanbul, Aksaray’dan postaya veriyor ve zarfa"İlk Türk uzay adamına verilecektir” ibaresini yazıyor… 2000 yılında teslim edilmesi gereken mektup teslim edilemiyor… Türkiye’den uzaya giden bir astronot aranıyor.sahibine ulaştırılamayan mektup, Ulaştırma Bakanlığı’nda düzenlenen bir törenle Kazakistanlı astronot Toktar Aubakirov’a veriliyor. Törene, mektubu yazan ve 1999'da vefat eden Bayram Kaya’nın eşi Esin Kaya ile oğlu Murat da katılıyor! AYŞE HÜR

REFİK HALİT KARAY'A GÖRE DİVAN EDEBİYATI

Nedir divan edebiyatı? Bütün kuvvetlere karşı kuyruk sallama! Önce Allah korkusuyla 'tevhid', peygamberden şefaat ümidiyle 'naat', padişah ile sadrazamdan ihsan ve memuriyet umarak 'kaside', yine hoşa gitmek için bina ve çeşme tarihleri ... Ölenlere de vereseden bir şey koparırım diye 'mersiye!' Ayıp, edeb yahu Şiir bu mudur? (refik halit-karga bana dedi ki)

HİTLER SÜRGÜNDE

Hitler intihar ettiği halde onun ölümüne hala inanmayan naziler varmış. Bu fıkra da onlar için uydurulmuş. Hitler, ölmemiş. Arjantin'de sürgünmüş, neonaziler dünyayı yeniden fethetmek için sahneye dönmesi konusunda ikna etmeye çalışıyorlarmış, o tereddüt ediyormuş, uzun uzun düşünüyormuş, çünkü onun da yaşı kemale ermiş ama sonunda karar vermiş ve şöyle demiş, ---ama bu sefer kötü davranacağım, tamam mı?"

BİR ŞEY İSTEME BENDEN

Niğdeli süliman'a İstanbul'dan yakın dostu mektup yazıp kendisine bir çuval misket elması göndermesini istemiş, Sülman mektubu ciddiye almamış bile, birkaç ay sonra arkadaşı ile Yolda karşılaştıklarında --Hani bana elmayla ilgili bir mektup göndermiştin ya ..... işte o mektup bana ulaşmadı demiş.

İNATÇI LAZ

hoca memet eldi Nasıl? acından eldi Heç bi laz acından elmez.Bilseydik yardım ederdik utandi demağa? Gördün mü bak. Acından değil,inadından elmüş

AH ŞU KOMÜNİSTLER..

"Çekyada bir sanat galerisinde, Hz. Isa'nın çarmıhlı resminin önünde yaşanan şu sahne ilginçtir: Bir öğrenci resme bakarken, "Bunu İsa'ya kim yaptı ki?" diye mırıldanır. Yanındaki arkadaşı seslenir: "Komünistler!" (Fleishman, 2003: 1).

NOKTA İLE VİRGÜL

Öğrenci sormuş:"Ögretmenim, noktalama işaretlerini kullanmasak olmaz mı?"Öğretmen cevap vermiş: "Evladım, ciddiyet bir noktanın, bir virgülün konmasından başlar. 'Bir nokta olmasa ne olur?' diyen kafa, 'Bir cümlede, bir kelime yanlış yazılmış olsa ne olur?', 'Bir paragrafta bir cümle yanlış olsa ne olur?', 'Bir yazıda bir paragraf yanlış olsa ne olur?' da der. Bu, hayatın her alanına yayılır ve böyle sürüp gider.Bir moda çıktı. “Hızlı kitap okuma tekniği!” diye. Kurslarını bile açtılar. Hızlı değil, verimli okumak! önemli olan bu. Hızlı okumak aynen hızlı yemek yemeye benzer. Ne konursa masaya yutuvermek. Marifet midir? Unutulmasın ki vücutlar gibi zihinler de fesada uğrar.

TEMBEL TERZİ

Adamın biri terziye bir ceket sipariş etmiş.Aradan epey bir vakit geçtiği halde ceketten haber yok. Adam ne zaman sorsa ceketin ahvalini Terzi : " Az kaldı." dermiş.Adam en sonunda daha fazla dayanamamış ne kadar kaldı ? Neresi eksik kaldı ? diye sormuş. Terzi : " Az kaldı bitecek . Kolu yakası , önü arkası " diye cevap vermiş.

29 Ocak 2026 Perşembe

AVCI

Arkadaşım, biz harbe girdiğimiz için Rusya’nın yıkıldığını, hiç olmazsa o beladan kurtulduğumuzu söyleyince, ev sahibi de bir fıkra anlattı: Berlin elçimizi bir hususi ava davet etmisler. Ormanda onu da bir kayabaşına yatırmışlar. Kendi avlayacağı ayının hangi taraftan geleceğini de göstermişler. Elçi sapsarı kesilmiş. Gözünü yola dikmiş. Hem bekler hem de içinden avın yolunu şaşırıp bir baska yana gitmesine dua edermiş. Derken koskoca bir ayı homurdanarak çıkagelmez mi? Bizim elçi sendelemiş, kayadan yuvarlanıp düşmüş. Fakat tesadüfe bakınız ki elindeki tüfek taşa çarparak ateş almış ve ayıyı tam alnından vurmuş. Herkes şaşkın şaşkın üstünü başını temizlemeye uğraşan elçimizin yanına gelmişler, nişancılığını tebrik etmişler. Bizim de Rusya’yı yıkışımızın hikâyesi böyleydi. Sonra: "O da mahvoldu, fakat ben dahi elden gittim!" mısraını söyleyerek bir kahkaha attı FALİH RIFKI ATAY -ÇANKAYA

BARBARLIK TARİHİ

Bir kızılderili reisi, ispanyaya davet edilmiş. Reis, Madrid havaalanında uçaktan inip toprağa ayak bastığında, ciddi bir şekilde: - İspanya’yı keşfettim, demiş. Reisi karşılayanlar şaşırmışlar: - aman efendim ne keşfi, biz buradayız ya, burası İspanya, demişler. Bunun üzerine Kızılderili reisi şöyle cevap vermiş: - iyi de siz Amerika’ya geldiğinizde de biz Amerikadaydık!

28 Ocak 2026 Çarşamba

ÖTEYE MİSAFİRLİK

Kurban Osep efendi büyükbamın yakın dostuydu. Çokça bize yatıya gelirdi. Bir gün dedeme, --Hakkı efendi,ne güzel buradaki misafirlik hakkıma halel getirmiyorsunuz. Bari ,öte dünyaya giderken beni de yannızda misafir etseniz paşam? Dedem, hristyanlığını hatırlatarak; --Yooo...Otoprağı kaldıramazsın Osep efendi. Yadırgarsın. Cevabını alınca, --Öyleyse , siz teşrif buyurun bizim tarafa sözleriyle takılırmış NECDET RÜŞTÜ EFE

DOST BAŞA...

Keçecizade Fuat paşa,Fransa seyahatinde şerefine verilen bir davette tuvaletten çıkınca pantolonunun bir düğmesini iliklemeyi unutmuştur.Fransa hariciye nazırının karısı, pantolonu işaret eder. Kahkayla, --Ekselenları , bu gece tuvaletlerini biraz ihmal etmişler. Paşa, önünü düzeltirken kadına, --Bizde bir söz vardır. Dost başa,düşman ayağa bakar derler. Siz bu ikisinin tam ortasına bakarak barışı seven Parisli bir kadın olduğunuzu ispat ettiniz matmazel der. TÜRK NÜKTECİLERİ

OSMANLIDA ŞÖVALYE GELENEĞİ

Fransa İmparatoriçesi Eugenie, İstanbul da ağırlanmaktadır.Sultan Aziz, kadınlara ikram edilen şarap kadehlerine başka el değmememesi için içildikten sonra kadehlerin denize atılmasını istemiş. Böyle bir şövalye geleneği varmış.Keçeçizade Fuat paşa, bu işi üzerine almış. Bu sıkıntılı günlerde milletin malını sırf gösteriş amacıyla denize atmaya kıyamamış paşa.Kadın , neyi kullandıysa sofradan alıp, denize atmış. Hem imparatoriçe onurlandırılıyor, hem padişah memnun ediliyor, hem de sarayın altında yayılan yaygı ile hazineyi korumaya çalışıyordur. Paşa, bu oyunun ertesi günde devam etmemesi için padişaha açılır. --Devletlim. O takımları denize atmadım. Ona sizin parmaklarınız da değmişti. --İyiya. İkimizinde parmağı değince vacipolmaz mıydı atmak? --Üstlerinde mübaarek ellerinizinn izleri bulunan şeyleri, bu kirli sulara nasıl atabilirdim? Sarayın tüm mecraları oraya akıyor. --Haa..Orası da öyle ya demiş padişah. TÜRK NÜKTECİLERİ NECDET RÜŞTÜ EFE -

TUHAFLIĞIN MEKTEBİ

Kavuklu Hamdi,hasta yatağında yatarken Macar doktor Konoş,ziyarete gelir. Hem muayene ederken bir yandan da konuşmaktadırlar. Doktor sorar: --Raşim bey, hangi mektepten çıktınız? Hangi ustanın yanında oynadınız? --Sokaktan çıktım. Bizim cami avlusunda , Fulya tarlasında oynadım. Şaşırdı. Avrupa da oyunculuğun mektepleri varmış. Ben de şaşırdım. Tuhaflığın da mektebi mi olurmuş? TÜRK NÜKTECİLERİ

26 Ocak 2026 Pazartesi

KİBAR ŞAİR

Alman şairi Heine, bir otelde kalırken lobide oturup gazete okumaktadır. O sırada yan taraftaki aile yüksek sesle konuşmaya başlar. Şair okuduğunu anlayamayınca onlara öfkeyle bakar ama aile oralı bile olmaz. Bunun üzerine şair kibar bir tavırla: “Affedersiniz,” der. “Gazete okurken konuşmalarınıza engel olmuyorum ya?”

24 Ocak 2026 Cumartesi

BEREKET TANRISI

Bodrum da çalışırken bir kaç tane Priapos Bereket Tanrısı heykeli yapmıştım.Heykelin özelliğini bilmeyenler için anlatayım.Cinsel organı boyundan büyüktür. Gece bardan çıkan kafası kıyak bir kadın tezgahın önünde durup , heykeli göstererek , --Bundan 1 tane istiyorum. Ama bunlar küçük. Boyu 1,5-2 metre olmalı. Bahçemde güzel durur dedi. --Hanımefendi dedim. Bahçeniz büyük mü? --İşte , Balkon boyutunda 2-2,5 metre kare kadar. --Boyu 2 metre olan heykelin organı en az 3 metre olur. Bahçeniziz aşar, duvarı deler geçer dedim. heykeltraş AZİZ KAYADELEN

23 Ocak 2026 Cuma

ADET !

Koca Ragıp Paşa ile şair Fitnat Hanım , şarap içiyorlarmış. Fitnat Hanım,beyaz ipek bir elbise giymiş. Şiirden , sanattan konuşulurken, Fitnat Hanım bıçağı ile kadehe vurup billurun sesini dinliyormuş. Ragıp Paşa, uyarmış: --Kadehi kıracaksın ! --Şarap içerken adetimdir diye karşılık vermiş Fitnat Hanım. Az sonra da kadeh kırılmaz mı? Üzerinde ki beyaz elbise berbat olmuş. Paşa, haklılığını yüzüne vurmuş: --Fitnat Hanım, adetinizi gördünüz mü? NECDET RÜŞTÜ EFE- TÜRK NÜKTECİLERİ

BEYAZ KAR

Enderunlu Halil, daha yoksullaşınca, kadın efendinin selamlığına yerleşir. Buradaki siyahi bir kalfa ,Halil bey'e gönül verir.Birgün siyahi kalfa,bir tabak dolusu karı ,üstüne üzüm pekmezi dökülmüş halde selamlığın bu kıymetli misafirine yollar. Halil bey, bu tatlıyla gelen hizmetçiye, --Teşekkür ederim ama ben beyaz karı daha çok severim diye karşılık verir. TÜRK NÜKTECİLERİ

İNCİR BÜYÜRSE..

Ebubekir Kani,çocukluk arkadaşı, Yeğen Ahmet Paşa sadrazam olunca gelen davetiye üzerine saraya uğrar. Ama eski dostluklarından eser yoktur.Paşa, sanki azametini ve gururunu sergilemek için çağırmıştır saraya. Uğradığı umursamazlık karşısında bir hikaye anlatmak zorunda kalır. --Bir adam vaktiyle yediği amaismini unuttuğu inciri ararmış. ''Hani''demiş manava. ''İçi darı dışı deri bir yemişti o..'' Muzip manav, tezgahtan bir patlıcan uzatmış. --Budur aradığın demiş. Adam, patlıcanı ısırması ile yere fırlatan adam, --Küçükken pek leziz idin. Büyüyünce pek tatsız bir şey olmuşsun. Eski dostum işte sen busun! Bu ağır sözün karşılığı Limni sürgününe yollanmış . TÜRK NÜKTECİLERİ-NECDET RÜŞTÜ EFE

KISKANÇ ARKADAŞ

18 YÜZYIL ediplerinden Ebubekir Kani'nin çalıştığı dairede onun yazı hünerini kıskanan bir memur, Kani'ye hücum etmiş: --Son mizahi esrin çok güzeldi. Onu sana kim yazdı? Kani bey, elindekidosyayı bırakıp memura cevap vermiş. --Burada senin yanında yazdığım kitaptı. Fakat kime okuttun da güzel olduğunu anladın? TÜRK NÜKTECİLERİ

22 Ocak 2026 Perşembe

ŞAPKA

Falih Rıfkı Atay, ilginç bir anekdot aktarır: Kendisi, Bolu, Kocaeli ve Zonguldak valileri ve jandarma komutanları ile bir arada oldukları bir anda “belki yakınlarda şapka giymekliği” üzerine bir şey söyleyince üçünün de “Yooo.. işte bu olmaz” diyerek tepki gösterdiklerini; ertesi gün Atatürk’ün konuya dair açıklamalarından sonra aynı kişilerin, “hele bir kişi kalkıp itiraz etsin, görür gününü” dediklerini aktarır. Bu, aşağı yukarı bütün toplum kesimlerinin de tutumudur.

HEYECAN BİTTİ.

Bir aralık çok dindar oldum. Her vakti camide kılmaya başladım. Ezan okunurken dehşetli heyecanlar duyardım.Kuş gibi hafifler, yere göğe sığmazdım. Ne güzel ..Ne güzel.. Sonra? Sonrası yok. O kadar işte! DR. RIZA NUR

SERİNLİK..

Temmuz ayında Urfa ya gelen bir turist yaşlı bir Urfalıya sıcaklardan şikayet eder. Buralarda hava ne zaman serinler?" Urfalı Amca: " Vallahi der, ya bir göçmen gelir, ona acırsın da vicdanın serinler, ya da bizim buralardan temelli gidersin de arabanın kliması serinletir! Bizim buralar, gönlün ve cebin serin olmadan serinlemez!"

DIŞARDAN DEMOKRASİ..

Çok uluslu şirketin CEO'su, bir Afrika ülkesinin devlet başkanıyla masaya oturur. Şirket, ülkedeki nadir madenleri çıkarmak istiyordur ama halk ayaklanmıştır.Başkan: "Halkım çok kızgın, topraklarını vermiyorlar. Onlara demokrasi sözü verdim, şimdi ne yapacağım?" CEO: "Çok basit Sayın Başkan. Onlara demokrasi verin." Başkan: "Ama demokrasi verirsem madenleri işletmenize izin vermezler!" CEO: "Yanılıyorsunuz. Bizim reklam ajansımız oraya gidecek. Önce iki tane parti kuracağız. İki partinin de liderini biz belirleyeceğiz, ikisinin de seçim kampanyasını biz fonlayacağız. Halk kimi seçerse seçsin, aslında bizi seçmiş olacak. İşte demokrasi budur; halk hangi kaşıkla yiyeceğine karar verir, ama çorbayı her zaman biz servis ederiz."

21 Ocak 2026 Çarşamba

EMPATİ

Prof .Dr. Mustafa Koç, neden eleştiri yazmayı bıraktığını şöyle anlatıyor: Babamın hastanede son günleri. Televizyonda da belgesel var. O da oldum olası belgesel programları izlemeyi severdi. Bu da tam onun seveceği türden bir belgesel. Aslan kovalıyor, ceylan kaçıyor falan. Seyretsin diye onu tv ye doğru döndürdüm. Başını çevirdi. Baba ne oldu ? dedim. --Artık ceylanın acısını hissediyorum dedi.

16 Ocak 2026 Cuma

ÖYLE BİR KOMŞULAR..

BU koşuluk durumunu anlamak mümkün değil. Dost desen dost değil,düşman desen hiç değil. Sorumsuzluk ve duyarsızlıkla karışık bir ara çeşit. Hep anlatırlar, Muğlalı bir kadın, yolda yürürken ayağı takılıp düşen komşusunu görür. Yanına gidip yardım etmek yerine uzaktan bağırır: — "Ayşe gıı, n'aptın orda? Öldün mü gari?" Yerde acıyla kıvranan kadın cevap verir: — "Öldüm Fatma, öldüm..." Fatma teyze istifini bozmadan yürümeye devam eder: — "İyi bari, ben de pazardan dönüşte helvanı yemeye gelirim gari!"

TEFRİKA İNCE MEMED

Yaşar Kemal, İnce Memed’in cüzler halinde gazetede yayımlandığı dönemlerde Adana’da bir kahvehanede oturmaktadır. Kahvehanedekiler Yaşar Kemal’in yazar olduğunu bilirler ama çoğu okuma yazma bilmediği için birisi gazeteyi alır, yüksek sesle herkese okurmuş. O günkü bölümde, hikayedeki sevilen karakterlerden biri vurulur veya çok kötü duruma düşer. Kahvedeki yaşlı bir amca, elinde tespihiyle Yaşar Kemal’e yaklaşır ve kaşlarını çatarak sorar: — "Vola Yaşar, doğru söyle... Bu Memed’in yanındaki uşak öldü mü?" Yaşar Kemal biraz muziplik olsun diye: — "Valla amca, durumu çok ağır, herhalde ölecek," der. Yaşlı amca masaya yumruğunu bir vurur: — "Bak hele! Ulan o uşak ölürse, yarın bu kahveye gelme! Yazacaksan adam gibi yaz, o fidan gibi genci toprak altına sokma. Elin kırılsın da yazama sakın o ölümü!" Yaşar Kemal, yıllar sonra bu anısını anlatırken der ki: "O gece eve gittim, oturdum. O uşağı öldürecektim aslında, kurgu öyleydi. Ama o ihtiyarın bakışı gözümün önüne geldi. 'Ulan' dedim, 'koskoca Çukurova’yı karşına mı alacaksın?' Kalemi elime aldım, adamı bir güzel iyileştirdim, yarasına ot bastırdım, ayağa kaldırdım. Ertesi gün kahveye gittiğimde ihtiyar yüzüme bakıp gülümsedi; 'Aferin lan Yaşar, adam olmaya başladın' dedi."

14 Ocak 2026 Çarşamba

EYALET-İ MÜMTAZE

İbnül Emin Mahmut Kemal, 1908 Meşrutiyet İnkilabından sonra,Kendisini pek garip bir vazifeye tayin etmişlerdi. Bir dostu yeni vazifesi için tebrike gelir. --Eyalet-iMümtaze müdürlüğünüz için tebrik ederim. Üstat güler. --Şu senin Mümtaz Eyalet dediğin 600yıl ihmal ettiğimiz yurdun bir kısmı değil mi? Dostum ben Eyalet-i Mümtaze değil, Hayalat-i Mümtaze müdürüyüm. TÜRK NÜKTECİLERİ-- NECDET RÜŞTÜ EFE

BAKAN VE GÖREN

Ressam ve milletvekili Şevkat Dağ,İstanbul da resim sergisi açar. Davetliler arasında hatırı sayılıroranda devlet adamları da gelir. Şevket beyi,Karikatürist Ramiz'e, gelen devlet ricalini anlatmaktadır. --Maliye balanı geldi,Dış işleri, ,iç işleri, bayındırlık bakanları geldiler.Keşke bu kadar Bakan''' yerine, bir tane ''gören'' gelseydi der. TÜRK NÜKTECİLER- NECDET RÜŞTÜ EFE

YABANZADE

Babanzade İsmail Hakkı bey,halim selim bir adam olmasına ragmen, kızdı mı da fena kızardı.İttihat ve Terakki mebuslarından Abdülaziz Mecdi Efendiyi meclis arkadaşları İsmail hakkı beyi kızdırmaları için ayarlarlar.Mecliste yoklamayapılırken katip Abdülaziz bey, isimleri okumaya başlar. İsmail Hakkı beye sıra geldiğinde Mecit bey okur. --Yabanzade... iSMAİL BEY ,arka sıralardan bağırır. --BABANDIR ! NECDET RÜŞTÜ EFE

TEKLİKEDE ELEŞTİRİ OLMAZ

Bir mecliste İttihatçılardan söz ediiyor.Fazıl Ahmet AYkaç,itihatçıların bazı uygulamalarını eleştirmiş. Sohbette bulunan,Necmeddin Sadak,sormuş. --Peki,İttihatçılar Beyazıt meydanında ,Eminönünde adam asarken ,niçin bu fikirlerinizi söylemediniz? Fazıl bey, gülümseyerek konuşmuş: --Tam da onun için söyleyemedim ya !..TÜRK NÜKTECİLERİ-NECDET RÜŞTÜ EFE

HEMŞERİLİK VE KÜMES

Süleyman Nazif, çocukluğunu Diyarbakır da geçirdiğini bildiği Fazıl Ahmet Aykaç'a karşılaştıklarında , --Merhaba hemşerim dermiş. Aykaç, --Ben İstanbulluyum Süleyman bey dese de Süleyman Nazif, hemşerim demeye devam etmiş. Bir gün fAZIL BEY, --Süleyman bey demiş. Ben İstanbul doğumluyum.Bir süre Diyarbakır da kalmış olabilirim. Lakin, kümese bir kedi girse, siz ona piliç mi diyeceksiniz? TÜRK NÜKTECİLERİ-NECDET RÜŞTÜ EFE

H DEYİP GEÇMEYECEN

Ercüment Ekrem Talu,Matbuat müdürüiken bir sohbette, --Almanların bizden bir (H) fazlası var.Onları Hitler idare ediyor, bizleri itler...demiş. Ve ertesi gün işten atılmış. NECDET RÜŞTÜ EFE

TUVALETTEKİ RESİMLER

Ahmet Haşim,küskün olduğu,darıldığı kişilerin resmini ayakyolunun kapısının iç tarafına asardı. Biz onu ziyarete gittiğimizde tuvalete gider,piyangonun kime isabet ettiğini öğrenirdik. NECDET RÜŞTÜ EFE

12 Ocak 2026 Pazartesi

ŞEYTAN EHLİ

Kış gecesi..Seyyari dede cem sonrası bizim eve konuk olmuş. Yemek sonrası, gürül gürül yanan sobanın önünde Dede enel hakkı anlatıyor. -- Enelhak , ben tanrıyım.demiş hallacı Mansur. Yani insan da tanrının bir parçasıdır. Sen,ben, o hepimiz tanrıdan bir parçayız. Biri soruyor --Polis, avukat, basbakan? --herkes herkes. --Doktor,ağa,jandarma? --herkes. Hepimiz tanrıdan bir parçayız. Kasabada emlakçılık ve tefecilik yapan Ali Rıza'ya sözü getirdi biri. --peki Ali Rıza? --isminin Ali oluşuna bakmayın dedi dede. Bir tek tefeciler şeytan ehlindendir . (Maruf Zülfikar)

9 Ocak 2026 Cuma

İNSANOĞLU'NUN MARİFETLERİ

sosyal medyada çok paylaşılan bir video. Annesinin peşinden karlı yamacı tırmanmaya çalışan minik bir ayının görüntüsüydü bu. Kar üstünde defalarca kayıp yeniden tırmanan yavru ayıcığın “azmi” herkesi çok etkiledi; milyonlarca insan videoyu sıcak duygularla paylaşıp durdu. öyle ıssız bir yerde kameranın ne işi olabilir, diye kimse sorgulamadı. Gerçek şuydu oysa: Rusya’nın Ohotsk Denizi kıyılarında görüntülenen bu ayılar tepelerinde dolaşan dronedan kaçıyordu. Yani yavruyu bu hale sokup hayatını tehlikeye atan şey, görüntünün bize ulaşmasını sağlayan uçan kameranın kendisiydi aslında. Başka türlü annenin yavrusunu böylesine riskli bir yerden geçirme ihtimali yoktu.Kış şartlarında çok ihtiyaç duyduğu vücut enerjisini bu şekilde tüketerek, ayı yavrusunun uzun vadede belki de ölümüne sebep olacak bu çekimin arkasında koca bir tüketim ve açgözlülük kültürü uzanıyor.

HER TÜRLÜ GÜZELLİĞE KIYILIR.

.. manzara ve doğa fotoğraflarıyla tanınan Michael Kenna, Japonya’nın Hokkaido adasında bir tarlanın ortasında tek başına duran bir ağacın fotoğrafını çekmiş, eserine de Filozof Ağacı adını vermiş. Fotoğraf pek çok yerde yayımlanıp ünlenince, adaya gelen meraklılar ağacı bulup fotoğrafını çekmeye başlamış. Derken tarlanın sahibi çiftçi, insanların habire tarlaya girip ekinlere zarar vermesinden rahatsız olmuş. Tarla kıyısına uyarı levhası koymuş, “Lütfen yoldan fotoğraf çekin, içeri girmeyin” diye. Uyarıya kulak asan olmamış pek, ağacı yakın mesafeden ve her açıdan fotoğraflamaya devam etmişler. Sonunda biçare çiftçi, ekinlerini korumak için ağacı kesmek zorunda kalmış!

AYDIN SORUMSUZLUĞU

Aydın sorumsuzluğuna dairbir örnek: Dünyanın bilinen en yaşlı ağaçlarından biri,5000 yıl yaşında olan Pinus Longaeva çamı idi.Neveda eyaletindeki bu çam ağacı kimbilir kaç milyon kuşaev sahipliği yaptı.1964 yılında buzçağı üzerine araştırma yapan Donald R.currey adlı bir araştırmacı ağacın tam yaşını ortaya çıkarmak, bedenine kaydolmuş iklim değişlikleri v.s. ile ilgili bilgilere ulaşmak için gövdesinden parça alma izni koparır. İstediği sonucu alamayanca daha fazla bilgi için ağacı kökünden keser. 5000 yıllık hikaye bu şekilde sona erer.

8 Ocak 2026 Perşembe

GALEANO ,CHE VE FUTBOL

Eduardo Galeano o kadar futbol tutkunu ve ABD karşıtıdır ki Che'yi ziyaret ettiğinde beyzbol oynadığı fotoğrafı göstererek "hain" der. Uruguay heyeti Che'yi ziyaret ettiğinde Galeano (o zaman 22 yaşında) beyzbol oynadığı fotoğrafın yer aldığı gazeteyi Che'ye uzatıp "Siz bir hainsiniz" der. Che önce şaşırır, sonra gülme krizine girip "Haklısın, seni anlıyorum" der ve Galeano'ya sarılıp şöyle devam eder: "İlk kez biri bana hain diyor ve hâlâ hayatta."

FÖRST LEYDİ CEHALETİ

" Nikolay ve Elena Çavuşesku diplomatik bir ziyaret için Fransa'ya davet edilmişler. Bütün resmi görüşmeleri bitirdikten sonra Elena'nın ısrarıyla Louvre Müzesi'ni görmeye gitmişler. Bir resmin önünde Elena heyecanlanarak bağırmış: " Vaaay, ne güzel bir Da Vinci!", rehber yavaşça ve belli etmeden, "Da Vinci'ye biraz benziyor ama bu bir Rembrandt hanımefendi", diye fısıldamış. Birkaç adım daha attıktan sonra yine, " Vaaay, ne muhteşem bir Utrillo!" demiş. Rehber tekrar araya girmiş:" Küçük bir düzeltme yapmama izin verin hanımefendi, bu bir Da Vinci! ". Elena yan odaya geçmiş ve bağırmış: "Bunu biliyorum! Kesin biliyorum! Grigorescu'nun Çingene'si." Rehber bıyık altından gülümsemiş: "Hanımefendi size hayal kırıklığına uğratmak istemem ama bu sadece bir ayna." (S.77)

6 Ocak 2026 Salı

KARADAĞLI MESAİSİ

Bir Karadağlı işe başvurur. Patron adayı dener: — "Bak evladım, bizim işimiz çok kolay. Sabah 10’da gelirsin, öğlene kadar otururuz. Öğlen yemeği ve siesta (uyku) molası veririz. Akşamüstü 4 gibi de çıkar gidersin." Karadağlı kaşlarını çatar: — "Her gün mü?!"BALKAN FIKRALARI

5 Ocak 2026 Pazartesi

OYUNCU ARANIYOR..

Dini filmlerde oyuncu sıkıntısı yaşardık. Mümkünse hiç tanınmayan oyuncular bulurduk.Mesela, Hz. Ali filmi çekilecek. Bu rolü,Çok bilinen bir oyuncu oynamasının şöyle sakıncaları vardır. Seyirci bir hatırlarda, --Ulan bu adam başka bir filmde kadına tecavüz eden adam değil miydi?-deyiverirse, bütün film ölürdü. JET REJİSÖR-ÇETİN İNANÇ

TANINMAYAN ŞÖHRET

Öztürk Serengil,İsveç'teİngmar Bergman'la bir programa konuk oluyor.Sunucu, --Şimdi karşımızda 4 film yaptığı halde tüm dünyanın tanıdığı bir sanatçı ile 227 filmde oynamasına rağmen kimsenin tanımadığı bir başka sanatçıyı konuk ediyoruz diyor. Bergman afallayarak,Serengil'e soruyor. --Pardon siz 227 film mi çektiniz,227 fotoğraf mı?( ÜLKÜ ERAKALIN-FOTOGRAFLAR SİYAH BEYAZ, ANILAR RENKLİ)