30 Nisan 2026 Perşembe
NAZIM HİKMET, DEVRİMVE ERMENİ SORUNU
Ermeni şair Silva Gabudikyan Nazım’ın yoldaşıdır. Zaman zaman bir araya gelirler. Gabudikyan her karşılaşmalarında Nazım’a “Hele Nazım can ne olacak bizim bu Ermeni sorunu” diye sorar. Nazım’da her defasında,
“Üzülme Silva can, hele bir devrim olsun o sorunu da çözeriz” diye cevap verir. hüseyin şengül
MÜNİR ÖZKUL VE KIZI
– Abi siz 4 kez evlendiniz ve 3 çocuk babasısınız değil mi?
– Doğrudur.Ben evlenmekten korkmam. Boşanamamaktan korkarım. Münir Özkul
2002 yıllarının ilk aylarına geldiğimizde babam zor yürüyor ve sürekli rahatsızlığından dolayı yatıyordu. bir gün bana odasındaki televizyonun kanalını değiştirmemi söyledi kumandayla bir kaç kanal gezdim birden ekranda limonnn diye bağıran filmi çıktı. babam Neşeli Günler’in kavga sahnesine denk gelmiştik. tebessümle babama baktım ama söylediği sözler ile bir anda gözlerim doldu:“Ben bu adamı çok seviyorum, çok güzel oynuyor. Adı ne bu adamın?” dedi. O koca aktör artık kendinin kim olduğunu da hatırlamıyordu.Güner Özkul.
27 Nisan 2026 Pazartesi
EBEDİ DİKTATÖR
HüsnüMübarek, ölüm döşeğindeymiş.Son günlerini yaşarken yardımcılarından biri rica etmiş:
--Sayın başkanım gücünüzü toplayıp balkona kadar çıksanız..
--O niye ? demiş başkan.
--Efendim demiş yardımcısı.Mısır halkı sizi son bir kez görmek , sizi ne kadar sevdiklerini göstermek istiyor.
Başkan şaşırmış.
--Hayr'ola? Bir yere mi gidiyorlar?
ELMAS MI? ŞARAP MI?
Gina lollobrigida ve Sophia Loren'in, İtalyan sinemasının önde gelen artistleri olarak aralarında gizli bir rekabet vardır.Magazinciler, her ikisi ile de çalışan Vittorio De sica'ya bı yöndeki tercihlerini sorarlar.
Ünlü yönetmen şöyle cevap verir:
--Gina bir elmas gibidir. Kusursuzdur.Sofi ise bir şarap olabilir ancak.İnsanı sarhoş eder.
--Yani ? derler.
--Ben şarap içmeyi severim diye cevaplar yönetmen.
ÇAKIL TAŞLARI
Çakıllardan oluşan bir bir kumsal da,''Bu çakıl taşı ne kadar kötü''demek anlamsızdır.Tamam bazı çakıl taşları daha güzel ve estetik olabilir,ama o kumsalı kumsal yapan tüm çakıl taşlarıdır. O kötü çakıl taşının da o kumsal da bir değeri vardır.
(Britanyalı biri söylemiş..)
BEN DAHİ YANILABİLİRİM..
Hz.Muhammed, Mekke'den Medine'ye göç edince oranın halkı kendisine verimsiz olan hurma ağaçlarını aşılamalarının dinen caiz olup olmadıklarını sorar.Muhammed,
--Hayır ! Caiz değildir der.
Bunun üzerine müslümanlar,aşı yapmaktan vazgeçerler.Aşı yapmayanlar, aşı yapanlara nisbeten o sene daha az ürün alırlar. Bu konu kendisine sorulduğunda, Hz. Muhammed,
--Şunu bilin ki,ben de insanım.Dini konularda beni dinleyin.Ama kendi görüşüme göre birşey söylediğim zaman yanılabileceğimi de dikkate alın.
HAKAN KUTLU
22 Nisan 2026 Çarşamba
LEZZETLİ TELİFLER
Behçet Necatigil, konu telif haklarına geldiğinde şunları anlatır:
Ortaokuldayken çocuk dergilerine şiirler, hikâyeler yazardım. Telif hakkı olarak da bir kutu bonbon veya çikolata alırdım. O günlerde Aldığım ücretlerin lezzetini nasıl unutabilirim?
14 Nisan 2026 Salı
VİCDANİ ROBOT
Yeni yapılan robot, saniyede milyarlarca savaş senaryosu kurabiliyor ve asla yenilmiyormuş. Bir gün generaller robotun başına toplanmış ve en büyük düşmana karşı kesin bir saldırı planı hazırlamasını istemişler.Robot ışıklarını yakıp söndürmüş, işlemcileri ısınmış, fanları son hız dönmeye başlamış... Sonunda ekranda tek bir cümle belirmiş:
"Savaşmak için yeterli donanım bulunamadı.
"Genelkurmay başkanı öfkeyle bağırmış
:— "Nasıl olur? Depolarımız füzelerle, tanklarla, mermilerle dolu! Donanım nasıl eksik?
"Robot, ekranında barış sembolü çıkararak sakin bir sesle cevap vermiş:
— "Efendim, mühimmattan bahsetmiyorum. Veri tabanımda yaptığım taramada, karşı tarafta da milyonlarca 'yaşamak isteyen' veri girişi tespit ettim. Bu kadar çok ortak payda varken birbirini yok etmek için gereken 'aptallık modülü' bende yüklü değil. Eğer savaşmak istiyorsanız, lütfen sistemi daha düşük zekalı bir sürüme geri döndürün."
NASREDDİN HOCA DÜDÜĞÜ
Nasreddin Hoca'nın en beğenmediğim fıkrası ''Parayı veren düdüğü çalar” fıkrasıdır. Adaletli gibi görünür. Buna göre karşılık ödeyenin bir hak elde etmesi makuldür. Ancak diğer yandan bu yaklaşım, parası olmayanı sistemin dışına iter. Bu fıkraya göre mesele düdüğü kimin çaldığı değil, düdüğün neden yalnızca parası olanlarca erişilebilir olduğu meselesidir. Düdük sembolünün yerine sağlığı, eğitimi, beslenmeyi, barınmayı vb. koyarsanız konu gelir dağılımına kadar gelir.Keşke sonunu farklı bağlasaydı.
13 Nisan 2026 Pazartesi
İKİZ CAZCILAR
"Gene Lees, Art Farmer'a (trompetçi) ikiz kardeşi Addison'ı (basçı) sordu.
"Birbirinizi nasıl ayırt ediyorsunuz?" ...
Art cevapladı,
"Sabah kalktığımda bas gitarı elime alıyorum ve eğer çalamıyorsam, ben Art olmalıyım."
DOĞA SAVUNUCULARI
Modern çevreciliğin babalarından David Brower’a bir gün sormuşlar:
"Neden bu kadar radikalsiniz? Uzlaşmaya yanaşmıyorsunuz?"
Brower gülümseyerek cevap vermiş:
"Uzlaşmak mı? Doğa ile masaya oturduğunuzu hayal edin. Doğa size her şeyini veriyor, siz ise 'Yarısını alayım, yarısı sende kalsın' diyorsunuz. Bir sonraki yıl gelip 'Kalan yarının yarısını da alayım' diyorsunuz. Doğa hep kaybediyor. Ben masada doğanın avukatıyım, müvekkilim konuşamıyor ama asla taviz de vermiyor!"
10 Nisan 2026 Cuma
RAHMETLİ BÜYÜK ADAMDI
“Öğretmen okulunda okurken bir arkadaşımız vefat etmişti. Arkadaşlarımızla bir araya gelip ailesine taziye ziyaretine gittik. Evde sessizce otururken, sonradan komşulardan biri olduğunu öğrendiğimiz bir kişi, konuşmaya başladı. Vefat eden arkadaşımızın Fransızca, İngilizce ve Almanca bildiğini, çok bilgili biri olduğunu anlatmaya koyuldu. Biz, yıllardır aynı sıraları paylaştığımız bu arkadaşımız hakkında ilk kez böyle şeyler duyduğumuz için birbirimize şaşkın bakışlar attık. Gözlerimizdeki bu sorgulayıcı ifadeleri fark eden kişi, kendini toparlama ihtiyacı hissederek sözlerine bir açıklama ekledi:
‘Elbette bu dilleri bilmiyordu ama onları öğrenmeye büyük bir hevesi vardı.'”ihsan kurt
HERKES FARKLI YAZAR..
Feyza Hepçilingirler,yazdığı yazıları Üniversitede hocasına gösterir. Hocası beğenmez.
”En güzel eserler yazılmıştır, hiç kimse sizden bir şey yazmanızı beklemiyor.” der.
Feyza hanım ,inatçıdır:
”İyi de benim yazacağımı kim yazmış olabilir ki?”
BU DA ŞİİRSE..
Afyon Lisesindeyiz. Müdür Tahsin Burdurlu. Şiir yazarmış meğer. Afyon’daki gazetelerde çıkarmış. Dağıttılar herkese... Açık sarı bir zemin,üzerinde Türk bayrağı. Onun üstünde kitabın adı yazıyor. Ondan birkaç parça okuyayım sana. Eğitimin,erken yaşta çocuğun beynini yıkamanın nasıl olduğunu gör:
Ne hırlarsın kuzeyin Kanlı kudurmuş köpeği
Haydi saldır,Haydi saldır bire on Vereyim eğreti ikbaline
sonra hatırlatmak için Katerina vartasını
Yeni baştan biledim Baltacının baltasını.” süreyya berfe
HAİKU
Amerikalı bir kadın, Japonların haiku şiirine merak salıyor. Araştırıyor, haiku ustalarıyla tanışıyor, sohbetlerine katılıyor. Haikular döktürüyor ustalara bakarak. Onlara yazdıklarını okuyor. “Olmamış” diyorlar. Bir türlü olmuyor. Bakıyor olmayacak. Artık haikucularla vedalaşmaya geliyor.
“Dün gece oturdum,
düşündüm sabaha kadar.
Hiçbir haiku yazamadım.” diye başlıyor. Ustalar, “İşte haiku!..” diyorlar. SÜREYYA BERFE
3 Nisan 2026 Cuma
AKTÖR'ÜN BÖYLESİ..
AST İLE turnedeyiz. İsmet AY 'la aynı odadayız.İsmet zayıflığımdan dolayı, sürekli Kargaya benziyorsun diye takılıyor.
Bir gece tuvalete gittim. Açık pencereden bir karga odaya girip yatağıma konmuş.Bir şekilde uyanan ismet ay, kargayı görünce çığlığı basmış. Sonrasında ki itirafı güzel:
--Ulan ne aktör be.. Sahiden karga olmuş diye içinden geçenleri aktardı. GENCO ERKAL--BEN BİR GÜN TİYATRODAYKEN
HEMŞERİ OYUNCU OLURSA..
Kent Oyuncuları ,Karadeniz turnesine çıkar. Pembe Kadın kadrosunda Akçabatlı Erol Günaydın da vardır.Oyun sergilenirken arka sıralardan sürekli sesler gelmektedir. Arkadaşlarının tiyatrocu olduğunu öğrenen Akçabatlılar gelmiş. Erol Günaydın her sahneye çıktığında onu izleyip alkışlamaktalar. Erol ,rolü bitip dıarı çıktığında da Akçabatlılar da dışarıya sigara içmeye çıkarlar. Salona koydukları bir gözcü,
--Erol abim geldi deyince hep beraber salona girip kaldıkları yerden oyunu izlemektedirler. Ben bir gün Tiyatrodayken--ÜLKÜ TAMER
GÜZEL ABSÜRTLÜK
Dormen tiyatrosundan Altan Erbulak ile çıktık, Kadıköy'e geçmek için vapura bindik. 2.mevki de bir kadın namaz kılmaya başladı. Sonra zil zurna 2 sarhoş geldi,kadının karşısına oturdular.
Altan, seyret bak dedi. Bir şey olacak galiba.
Kadın namazını bitirdi.Selamını verdi.
Esselamu Aleyküm Ve Rahmetullah ! dedi.
O 2 sarhoş,ayağakalkıp önlerini ilikleyerek bağırdılar.
--Ve Aleykümselam.
İZZET GÜNAY--(Ben bir gün Tiyatrodayken-ÜLKÜ TAMER)
BAHİSÇİ SEYİRCİ
Küçük Sahne de ,Kamp 17 'yi oynuyoruz.Bir Alman kampında tutsak Amerikan askerleriyiz.İçimizde de bir casus var, Almanlara hizmet ediyor.
Günün birinde gençten yaman bir oğlan beni görmek için kulise gelmiş.
--Buyrun dedim.
-- Altan bey, oyundaki casusun kim olduğunu öğrenebilir miyim ? Casus kim?
--Oyunu seyret öğrenirsin dedim.
--Hayır, şimdiöğrenmem lazımdiye diretti. Sonra açıkladı. Bir arakadaşı ile gelmiş.Onunla iddiaya girecekmiş uyanık adam !
ALTAN ERBULAK --BİR GÜN TİYATRODAYKEN..
LÖPÖRÖR
1952 YILI Muammer Karaca tiyatrosuyla izmir de turnedeyiz. Sanayi bahçesinde yeni bir tiyatro yapılmış. Bende turne öncesi hazırlıklarını yapıyorum. Salon müdürü ile tiyatroyu gezerken aklıma bir muziplik geldi.
--Herşey iyi güzel de Löpörör göremiyorum dedim.
Adam şaşırdı.
--Löpörör olmadan biz nasıl oynayacağız.Tüm modern salonlarda vardır. Birçeşit çimentodur. Ayna gibidir.dedim.
Müdür ,
--Merak etmeyin beyefendi. Şimdi belediyeden isteriz dedi.
Müdür ,belediyeye dilekçe verdi.Belediye başkanı imzaladı.Fen heyetine havale etti. Fen heyetindekiler, kendilerine cahil denmesin diye ne olduğunu bilmedikleri löpörö'rü Ankara dan istediler. Ankara dan cevap geldi.
--Löpörör stoklarımız tükenmiş olup,Yeni siparişler verilmiştir. Gelince derhalgönderilecektir..BİR GÜN BEN TİYATRODAYKEN-ÜLKÜ TAMER
HAKK-I TELİF
İzmir de turnedeyiz. Bir bahçe tuttuk.Kadrodakilerin günlüklerini bahçe sahibi ödüyor.Ben de her akşam kadrodakilerin isimlerini ve alacakları ücreti yazıyorum. En alta da Hakkı telif ücreti olarak 2,5ile5 lira arası bir rakam yazıp bahçe sahibine veriyorum.O da ücretleriödüyordu.
Bir gün sinirle geldi.
--Lütfullah bey,çok ayıp yaptığınız dedi. Size hiç yakıştıramadım.Benden fazla para koparıyorsunuz?
--Aman ,nasıl olur beyefendi ? dedim.
Açıkladı:
--Nasıl oluru var mı? Her akşam benden Hakkı Telif adına para alıyorsunuz. Kadroya baktım,Hakkı Telif diye biri görünmüyor.
LÜTFULLAH SURURİ
ADALET KAPISI
“Namık Kemal'in yazılarına, katlanamayan II. Abdülhamit, yazarı gözaltına alıdırıyor. Yazarı, yargılamak üzere mahkeme başkanı Abdüllatif Suphi Paşa’ya gönderiyor: Padişahın emrine rağmen Yargıç Suphi Paşa bir suç görmüyor. Namık Kemal beraat ediyor. Dava sırasında Adliye Nazırı (Adalet Bakanı) Abdurrahman Nurettin Paşa hukukun üstünlüğüne inanan, hiç kimseden emir almayan biri. Tarihe geçen, dev gibi bir Adalet Bakanı. Padişahın isteğine rağmen, Namık Kemal’in beraat kararını duyduğunda Bakan Nurettin Paşa: “Hünkarın emri her kapıdan girer ama adalet kapısından asla giremez.” (Taha Akyol, a.g.k., s.52)
PARTİZANLIK
meyve bahçesi olan bir tanıdığımız var.
geçen yıllarda meyve ağaçlarını budaması için biriyle anlaşmıştı. o budayacak adam da ağaçların birkaçını o kadar çok budamış ki öldürmüş. yaprak bırakmamış.
tanıdık ağladı. ciddiyim. "katil, güzelim ağaçlara nasıl kıydı?" dedi.
bu yıl, kaz dağları meselesi çıktı.
aynı tanıdık çok rahat bir ifadeyle, en küçük bir rahatsızlık hissetmeden aynen şu yorumu yaptı:
"13000 (on üç bin) ağaç kesmişler, ne var bunda? yerine 15 bin fidan dikmişler, zararı telafi etmişler işte. o madenlerin çıkarılması lazım."
işte partizanlığın tanımı benim için tam olarak budur.
AYDIN KAVGASI
"louvre müzesi cayır cayır yanarken tek bir şeyi kurtarma fırsatın var? mona lisa'yı mı yoksa orada bulunan küçük bir çocuğu mu kurtarırsın?"
Rivayet o ki; bu soru yüzünden sait faik ve peyami safa sağlam kavga etmiş. peyami safa "ben mona lisa'yı kurtarırdım" deyince sait faik deliye dönüp üzerine yürümüş. araya girenler zor ayırmış.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)