27 Mart 2026 Cuma
SÖZ VE İNSAN
Bir edebiyat toplantısında genç bir yazar, Sabahattin Ali’ye
“Hikâyeleriniz çok sade, neden daha süslü yazmıyorsunuz?” diye sordu.
Sabahattin Ali gülümseyip şöyle dedi:
“Söz süslenince insan kaybolur. Ben insanı arıyorum.”
SOKAK HAKKI
--Aman abla ! Buranın insanlarını da anlamıyorum. Ne var ki kapının önüne çıkıp oturmakta?
Bunu derken, kahveleri de sehpaya koyuyor. Ben sarı gazozumu içerken, iğneci Melahat ta Salise ablaya hak vererek,
--Haklısın kızım ,haklısın da bura insanları böyle. Bu evler boşuna mı avlulu yapılmış. Kadın kısmı işini gücünü yapsın dinlenmek isterse de avluda otursun, Sokak önlerine çıkmasın diyedir.
Salise ablayı , yakın zamanda iyi tanıdım. İnatçı karakterini çocuk halimle ben bile anlayabiliyorum.
--Öyle diyorsun da abla, benim dışarı hayatım yok ki. Koca Diyarbakır da senden ve 1-2 komşudan başka kimseyi tanımam, Hiçbir yeri de bilmem. Ne sinemaya giderim,ne bir şey. Cemal,arada Pazar günü nereye götürürse ... Gazi köşkü, hevsel bahçeleri o kadar.Neyime laf etmişler?
Babam, öğrenci yurtlarını teftişe gidince ,Annem ablamı okula, abimi de çıkıçı’ya götürdüğü için beni de karşı komşumuz Salise ablaya bıraktılar. Karnı burnunda Salise abla’nın aynı avluyu paylaştığı, komşusu iğneci Melahat ile dertleşmesini gazoz içindeki balonları hüpleterek dinliyorum. Başka yapacak işim yok ki. Aylunun duvar dibinde ekili Nane, soğan, maydanozların arasında küçük kırmızı bir top dikkatimi çekmiş. Ama almaya çekiniyorum. Hem annemin ‘’Yaramazlık etme, ‘’diye sıkıca tembihlemesinden, hem de Salise abla’nın sağına soluna güvenemediğimden sus pus oturuyorum. Dışarı çıkmak istesem izin vermeyeceğini de biliyorum.
--Cemal , iyi çocuktur dedi Melahat abla. Daha çok yeni evlisiniz. Birbirinizi tanımadan evlendiniz. Burada etki altına kalmasına , sağdan soldan ona laf gelmesine izin verme. Dün kavganızdan sonra bütün gün avlu da sigara içti. Ona da yazık.!
Bir tepsi içine getirdiği karpuzları tabaklara pay edip, bir tanesini önüme uzatan Salise abla,
--İkimize de yazık Melahat abla diyor. Ben sevmesem 14 yaşında Cemal’e kaçar mıydım? Anamı bubamı kardeşlerimi terk eder miydim? Ben memleketimi bırakıp buraya gelir miydim? Sen gelmesen daha ne kadar döverdi ben de bilmiyom.
Tek isteğim, işim bittikten sonra kapının önüne minder koyup, geleni geçeni seyretmek. Bu mu milletin zoruna gitmiş?
Melahat abla, söylediklerinin bir etkisi olmadığını anlayarak biraz tersleniyor.
--İyi de kızım , kapı önünde oturmakla eline ne geçiyor?
--Ay Melahat abla diyor gülerek. Sen ki okumuş kadınsın. Bilmen mi, sokaktan hakkımı alıyom işte.
Melahat abla, hayretler içinde.
--Sokak hakkı ne kız? Öyle bir şey mi var?
Tülbenti saçından boynuna kayıp, süt gibi bembeyaz gerdanı ortaya çıkan salise abla gülerek,
--Helbet var diyor. Bizim orada Serinhisar kasabasında evlerimizin önünde ortada uzunca bir koruluk sıralanır. Konu komşu, kız, kızan herkes, işi olmayanlar gün boyu evin önünde yada korulukta eğlenir.Geceleri siz nasıl damlarda yatarsanız bizde de her evin önüne denk düşen ağaçlık yere sedirler, minderler konur,gece bile orda yatılır. Yatalak gibi bir Hacı teyzemiz vardı. Oğlu gelini tarlaya gidince 1-2 kez onu dışarı çıkarmamışlardı da ,3 gün konuşmadı onlarla. .’’Şu dar-ı dünyada bir sokak hakkım vardı. Onu da elimden aldı bu gavurun dölleri ‘’derdi. Ondan öğrenmiştim.
--Sokak hakkı ha? Diye mırıldandı Melahat abla.
--He ya dedi benim deli ablam. Şimdi diyeceksin ki, kadın kısmının hakkı mı olurmuş? Helbet okuyan yazan devlet memuru kadınlarda vardır. Sözüm onlara değil.Onu dışında biz gibi köylük yerde kalanlar için sokak önemliymiş. Tarladan, işten güçten arta zamanı olan kadınlar,kapı önlerinde oturup yarenlik ederler. Hiç kimsesi olmayanlarda gelip geçeni, çoluk çocuğu izleyip eylenirlermiş. Nasıl köy yerinde hiçbir evin diğerinin önünü,güneşini kesmemesi gerekirse, kadınlar içinde sokak ve sokak kapısı öyle önemliymiş. Hemi de öylesine kutsal gibi bir şeymiş ki, erkekler oturmak isterse bile sokak önüne alınmaz, buradakinin tersine onlar bahçede, avlu da yayılırlarmış.
Dışarıdan gelen ‘’kara höbür ! Kara Höbür ‘’ sesi bile sohbetlerini kesmiyor. Buna rağmen Melahat abla,doğrulur gibi yapıp,eteklerini topluyor.
--Çakmakçı mahallesinde 2 hastam var. İğne yapmamı bekliyorlar. Anca giderim deyip doğruluyor. Ama bu sokak hakkını öğrendiğim iyi oldu. Ben cemal’e anlatırım. İkna edersem, sokak kapısın dışına da bir kerevet yaptırayım sana. Düşman çatlatan cinsten.
Salisenin yüzünde güller açıldı.
--Essah mı diyon abla? O kör postacı da hırsından kurur gari. Onun başının altından çıktı ben biliyom dedi.
Melahat ablayı merdivenden ev ine uğurladı. Sonra 1 kase karpuz kabuğu ile kapı önüne çıktık.
Beni kucağına oturtup
--Ade bakem kakas oğlan deyip çekirdek kırmaya başladık. Yanağımı öpüp,
--Bu şeerde bir sen varsın, bir de bu karpuz çekirdeği. Yoksam çekilmez bu memleket dedi.
26 Mart 2026 Perşembe
SANAT AŞKI
kinci Dünya Savaşı) Temel yiyecek maddeleri bulunmuyordu. Ekmek bile karneye bağlanmıştı. Adana'da oyundan birkaç saat önce beş arkadaş gişenin önüne iskemle atmış, çene çalıyorduk. Bir adam belirdi köşede. Yanında on iki yaşlarında bir oğlan çocuğu vardı. Bir süre afişe, sonra gişeye baktı. Döndü, gidecekken durdu. Çekinerek yaklaştı. Sonra, "Affedersiniz, siz tiyatrodan mısınız?" diye sordu bana. "Evet," dedim. Adam çocuğu gösterdi. "Ben," dedi, "oğlumun tiyatro seyretmesini arzu ediyorum. Ama bilet param yok. Acaba ekmek karnemi versem, yarınki hissemi siz alsanız ... Ben seyretmesem de olur. Onu burada beklerim." Sustu. Başını önüne eğdi. Beşimiz birden ayağa fırladık. "Beyim," dedim, "sizin tiyatroya verdiğiniz değer parayla pulla ölçülmez. Bu akşam ailenizle birlikte misafirimiz olursanız şeref duyarız ÜLKÜ TAMER
19 Mart 2026 Perşembe
DÖV VE SEV
Seyhan da devlet hastanesinde olay çıkaran hasta yakını 3 kişiyi döven boksör doktor H.E., kavga sonrası yaraladığı 3 kişiyi tedavi etti.
DEĞİŞİM
Belediyedeki haksızlıklarla ilgili tüm parti ilçe başkanları ortak deklerasyon açıklayalım dedik. sol parti başkanı ,o biraz zor dedi.
niye dedik. Şahpur bizimle olmak istemez dedi. sonra şahpur'u anlatmaya başladı.
Hayat büyük konuşmayı affetmez. Bunu en iyi şahpur yoldaş bilir
Yoldaş derken fikirsel anlamda yoldaş demiyorum. Soyadı o. Şahpur,
Bir numaralı ateist ve solcu biriydi. Kuzey ırak harekatında oğlunu kaybedince bir dönüşüm yaşadı. Yaşadığı kentin milliyetçi ilçe başkanı oldu. Bunda yadırganacak bir şey yok. Acı, duruşları olduğu gibi fikirleri de değiştirir. ve uzlaşılmaz biri yapar.
( Yol Projet)
GENCE'NİN NÜFUSU
Dünyayı gezen yutuberlerden biri azerbeycan da biriyle sohbet ediyor. Adama soruyor
--Burası 2.büyük şehir di mi? Gence nin nüfusu 500 bin civarıymış. Doğru mu?
Karşısındaki adam,tüm samimiyetiyle
--Doğrudur herhalde diyor. Heç saymamışam.
TEK TİP KOCAMAN ADAMLAR
Cezaevlerinde tek tip elbise giydirme uygulaması işkenceye dönüştürülmüştü. “Herkes lacivert elbise giyecek” dendi. Tutuklular bunları giymeyi reddettikleri için kışın bile sadece iç çamaşırlarıyla kalıyorlardı. Ama mahkemeye böyle gidemeyecekleri için mahkemeye giderken dayak zoruyla tek tip elbise giydiriliyordu. Mahkemede elbiselerini yırtıp çıkarıyorlardı. Bu basında da çok yer almıştı. “Tek tip elbise eylemi” anısı anlatanlar hakimlerin kendilerini, “Oğlum bak kocaman adamsınız. üstünü başını yırtmak yakışır mı size?? kadın zabıt katibimiz var. Bari onun yanında soyunmayın ayıp oluyor” sözleriyle ikna etmeye çalıştıklarını söylediler. NEREYESUN KARADENİZ
DOKTOR ,EMNİYETTE DE DOKTOR!
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir operasyonda, 16 uzman hekim bir de doçent gözaltına alınarak getirildi. Getirilen hekimlerden bir KBB uzmanıydı. Bizim hücremize atıldı. Yarım saat geçtikten sonra işkencecilerden biri geldi ve ona;
“Doktor hanım, ben daha önce bir burun ameliyatı geçirdim. Ama hala iyi nefes alamıyorum. Bakabilir misiniz?”dedi. Ama, içerisi karanlık. Ampul parmaklığın dışında. Geldi parmaklığa yaklaştı. Burnunu havaya dikti. Arkadaşımız onun kafasını evirip çevirip görmeye çalıştı. Sonra
“Bir kağıt getirin size reçete yazayım” dedi.
Kağıt getirmeye gittiğinde biz “siyanür yaz, arsenik yaz” diye dalga geçtik.
O, “sokakta görürsem ne yaparım bilmiyorum ama yanlış ilaç yazamam” dedi. Kağıt getirildi. Reçete yazıldı. Birkaç gün sonra “iyi geldi” diyerek kontrolünü de yaptırdı. EYLÜLDE GÜLMEK
KNİDOS YOLU
Yerli bir turist tarlada çalışan bir amcaya seslenir:
— "Beyefendi, bakar mısınız? Knidos Antik Kenti'ne buradan mı gidiliyor, yoksa yolu mu kaçırdım?"
Amca şöyle bir durur ve cevap verir:
— "Bak bakam ... Şimcik buradan dümdüz gidivecen. Yolun sonu bükleğe varır. Oradan sağa gırılacan, azicik daha gedince denizi gövecen. Denizi görünce şaşırma gari, antikçiler orda bekleyip durullar.
"Turist tam anlamaz:
— "Anlamadım, yol çok mu bozuk?"
Amca güler:
— tekerin düz bassın. Zatan Datça’nın sonu Knidos’tur; ya tarihe varın ya denize dökülün, başka yere gidemezsin ki gari!"
YANLIŞ SÖZLER
Üç arkadaş bir seyler içmek için bir bara gitmiş. İlki söyle demiş:
“Başıma feci bir şey geldi. Seyahat acentesine gittiğimde, ‘Pittsburgh’a bir bilet!’ demek istedim ama ağzımdan ‘Tittsburgh’a bir çiklet’ lafı çıktı.”
İkincisi ise söyle demiş: “Bu bir şey değil. Kahvaltıda karıma ‘Tatlım bana şekeri uzatabilir misin?’ demek istedim ama ağzımdan ‘Seni pis sürtük, hayatımı mahvettin lan!’ cümlesi çıktı.”
En sonundaysa üçüncüsü söyle demiş: “Benim başıma gelenleri duyana kadar bir durun o zaman. Tüm gece boyunca cesaretimi topladıktan sonra, kahvaltıda karıma tam da senin kendi karına söylediklerini demeye karar verdim ama ağzımdan ‘Tatlım bana şekeri uzatabilir misin?’ cümlesi çıktı.”
EVLİLİĞİ KURTARMAK
"Ayrı odalarda uyuyor, ayrı yerlerde yemek yiyor, tatilde farklı yerlere gidiyoruz. Kısacası evliliğimizi bir arada tutabilmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz..Daha ne yapabiliriz bilmiyorum. ECE ÜNER."
17 Mart 2026 Salı
BUNLARI YAPTIM
Yahya Kemal'in dostlarına ve dostluğa ne kadar önem verdiğini anlatan hoş bir anekdot vardır.
Çok sıkıntılı olduğu bir gün Bebek'te dostlarıyla otururken bir ara neşesi yerine gelir ve coşar:
" Yarın huzur-u Rabbul'l-alemîne çıkınca soracaklar: Ne yaptın?
Diyeceğim ki, işte şiirlerim, işte dostlarım!" Beşir Ayvazoğlu
SİİRT VE İNÖNÜ
1950 yılının genel seçimleri öncesinde İsmet İnönü Cumhurbaşkanı olarak Siirt’e gelmiş, Şehrin o zamanki ekabirleri de, kendisinden Botan Çayı üzerinde bir baraj yaptırılmasını ve Siirt’i susuzluktan kurtarılmasını arzetmişler.
O sene yeni kurulan Demokrat parti teşkilatı konu ile ilgili uydurdukları bir fıkra ile seçime girmişler.
İşte o söylenti:
İsmet İnönü ,ilgilere Barajın maliyetini sorar:
-Paşam, 10 milyona malolur! yanıtını alınca
-Siirt'i satarsak, 10 milyon lira eder mi? CÜNEYT ARITÜRK
11 Mart 2026 Çarşamba
MÜHENDİS ŞAİR
Elazığ Atatürk İlkokulu’nda üçüncü sınıfta okumaya başlayan Vecihi, aynı yıl okullarına gelen ve onların sınıfına, matematik dersine giren Atatürk’ün sorduğu dört işlem problemini; bu sorunun üçüncü sınıf öğrencilerinin düzeyinin üstünde olduğunu ve bu nedenle cevaplayamayacaklarını söyleyen öğretmenine karşın parmak kaldırarak “ben çözerim” der. Timuroğlu’ndan tahtaya gelip problemi çözmesini isteyen Atatürk, problemi çözmesi üzerine başını okşayıp “aferin” der. Daha sonra, onu öğretmenler odasına çağırttırarak ailesini soran Atatürk, “ne olmak istiyorsun?” sorusuna “‘Âşık’ Paşam” cevabını alınca, odada bulunanların gülmesine aldırmadan, “yani şair olacaksın”, Timuroğlu da başını sallayarak “evet” deyince “sen iyi bir mühendis ol, bize yollar köprüler yap, şiir gene yazarsın” der.
YENİLEBİLİR ENERJİ
Dedem,
--aferin torunuma dedi. Başımı okşadı.
--Ne çalışıyorsun bakayım dedi.
--Yenilenebilir enerji dedim.
--Haa dedi. Takıldığın olursa bizim balcı Mahir'e sor. O bu işi iyi bilir dedi.
Bizi dinleyen annnem,
--Aman baba , Mahir amca ne anlar enerjiden? dedi . Akdığı Yanıt ailede hit oldu
--Anlamaz mı kızım?Bal, pakmez, ceviz onun işi dedi.
10 Mart 2026 Salı
NARKOTİK DALİ
Gazeteciler, o çılgın resimleri yapan Salvador Dali'ye sordu:
"Uyuşturucu kullanıyor musunuz?"
Dali bıyıklarını düzeltti ve o efsane cevabı verdi:
"Ben uyuşturucu kullanmıyorum. Uyuşturucunun ta kendisiyim!"
DELİLİK HESAPLANAMAZ
Tarihin en zeki insanlarından olan Isaac Newton, 77 yaşındayken borsadaki bir spekülasyona inanıp tüm servetini batırmıştı. Beş parasız kaldığında şu tarihi itirafı yapmıştı:
Gök cisimlerinin hareketini santimine kadar hesaplayabilirim ama insanların deliliğini hesaplayamıyorum
SÜSLÜ SÖZ..
Bir edebiyat toplantısında genç bir yazar, Sabahattin Ali’ye
“Hikâyeleriniz çok sade, neden daha süslü yazmıyorsunuz?” diye sordu.
Sabahattin Ali gülümseyip şöyle dedi:
“Söz süslenince insan kaybolur. Ben insanı arıyorum.”
HİSSEDİLEN RESİM
Eleştirmen Picasso'nun yaptığı tabloya bakıp
"Bu ne anlatıyor?" diye sordu. Picasso omuz silkip,
“Bilmiyorum” dedi. Bunun üzerine eleştirmen,
“O zaman neden çizdin?” diye sorunca, Picasso şöyle dedi:
“Anlayasın diye değil, hissedesin diye.”
9 Mart 2026 Pazartesi
MAMAK'TA ÇAVUŞ DAYAĞI
İstanbul’daki THKP-C davası dışında Ankara’da da “Kara Kuvvetleri Devrimci Subaylar Örgütü” adıyla bir başka yargılanmamız sürüyordu. O dava için havacı teğmen Mehmet Alkaya ile birlikte Ankara’ya götürüldük.
Yarbay Kemal Saldıraner, Dev-Genç’lilere pek bakmadan bizi hücreye götürecek çavuşa, “ Bu adamlar içimizden çıktı. Bunlara haddini bildirmek lazım” diyerek gereken “icazeti” verdi. Görevli çavuş, Alkaya ile birlikte beni hücreye götürdü.
Çavuş, bize “rahat, hazırol” komutu vererek yanaşık düzen eğitimi yaptırmaya başladı. Ancak çavuş bu eğitimimizden memnun değildi, “iyi rahat hazırol yapamıyorsunuz” diye çıkıştı, copuyla dürttü. Ben de, “Bu işin mektebinde okuyup subay olduk” diyecek oldum, çavuş bana “gözlüklerini çıkar” dedi. Hücrenin kapısını açıp copla vurmaya başladı.
Çavuşun bana copla vurduğu sırada, “Sizi gidi komünistler, vatan hainleri” gibi sözler söyleyeceğini beklerken “Üsteğmen, kim bilir sen kaç arkadaşımızı dövmüşsündür” şeklindeki konuşması oldukça ilginçti. Herhalde o çavuş da erat-subay çelişkisinin bilinçaltı intikamını almaya çalışıyordu. ATİLLA ÖZSEVER
KATIR VAKASI
Rivayete göre Kureyşli iki kabile arasında bir anlaşmazlık meydana gelmiş, Hz. Aişe de iki hasmın arasını bulmayı umarak hemen bir katır temin edip yola koyulmuştu. Hz. Aişe katır üzerinde malum mahalle doğru giderken İbn Ebû ‘Atîk ile karşılaştı. İbn Ebû ‘Atîk kendisine “(Katır üzerinde) nereye böyle, ey müminlerin annesi?” diye sorunca o da “Nizalaşmakta olan şu iki kabileyi sulh etmeye” karşılığını verdi. Bunun üzerine İbn Ebû ‘Atîk şöyle bir nükte yaptı: “Allah rızası için geri dönün. Zira daha, deveye binip gittiğiniz o günde meydana gelen hâdiselerin (Cemel Vakasının yaralarını sarabilmiş değilken, katır üzerindeki bu gidişinizin ardından patlak verecek hâdiselerden (Katır Vakası/ nasıl emin olabiliriz?!”
HÜSEYİN GÜNDAY
O KADAR DEĞİL
SAHABE döneminin yaramaz çocuğubn Ebû ‘Atîk, ölüm döşeğinde yatmakta olan Hz. Aişe’yi ziyaret ettiğinde “Canım sana feda olsun ey müminlerin annesi, nasılsın?” diye konuşmasına başlayınca, Hz. Aişe “Gerçekten benimkinin yerine kendi canını feda eder misin?” diye sordu. İbn Ebû ‘Atîk hemen “Şayet ölmeye kararlıysanız tabi ki hayır!” dedi, “Ben o sözü, yaşayacağınızı ümit ederek söylemiştim”.HÜSEYİN GÜNDAY
SAHABE YELLENMESİ
Bir gün adamın biri, Hz. Ömer’in bulunduğu bir mecliste yellenmiş, o esnada ezan da okunmaya başlamış. Hz. Ömer, cemaate “Kim yellendi ise çabuk kalkıp abdest alsın!” diye hiddetle parlamış. Ancak orada bulunanlardan Cerîr b. Abdullah,
“Şayet hepimize abdest aldıracak olursan, bu hem hikmetli bir davranış olur. Hem de o eylemin sahibini mahcup etmemiş olursun!” tavsiyesinde bulunmuş. Hz. Ömer, adama hak vermiş ve
“Haydi şimdi hepiniz abdest alıp gelin bakalım!” demiş.HÜSEYİN GÜNDAY
6 Mart 2026 Cuma
EVİN REİSİ
Münir Özkul,Bizim Aile filminin setinde bir sahne de evde bir şeye kızmış, bağırmış çağırmış. Çekime ara verildiğinde Adile Naşit,
--Ayol bu kadar yorma kendini. O kadar bağırdın ki sesin kısılacak sandım.
--Rol mol yapmıyorum Adileciğim. İk çekimde bağırmamı beğenmemiş Ertem bey. Evin raisi sensin bağır çağır dedi. Ben de maaşımı evin sahibi gibi verin de evin reisi gibi bağırayım dedim. Şimdide hakkını vermeye çalışıyorum işte.
,
ÖLEN KİM Dİ?
--KÜçükken bir ikiz kızkardeşim varmış,öyle benziyormuşuzki,kimse ayırt edemiyormuş. Bir gün birlikte yıkanırken ayağı kaymış kardeşimin kafasını küvetin kenarına vurup ,ölmüş.Annem hala hangimizin öldüğünü bilmiyor, o mu ben mi? Şimdi ilk defa size söylüyorum, ölen bendim.
MARK TWAİN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)