29 Aralık 2025 Pazartesi
DİYARBAKIRLI DEM'CİLER
Diyarbakır’ın surlarının altında iki demci takılıyorlar, meze olarak ayıklanmış diş sarmısak ve kırmızı pul biber almışlar. Önce birini yiyorlar, sonra diğerini ağızlarına atıyorlar, ardından rakı. Tanıdık için mezeler tamam da rakıyı gölgeye koymak lazım, diğerleri karşı çıkıyor çünkü sarımsakla biberi çiğnedikten, o acıyı bir kez aldıktan sonra rakı buz gibi gelirmiş. AYDIN BOYSAN
İÇKİNİN SAZI
Adamın biri konservatuvarda keman çalışmış iki sene,
sonra piyanoya geçmiş,
arkadaşı sorduğunda içkisini koyacak yeri nihayet bulduğunu söylemiş AYDIN BOYSAN
TEHLİKE !
Bokassa döneminde hapse atılan hücre arkadaşları konuşuyor:
— "Niye girdin?"
— "Devletin ihale sistemini eleştiren bir şiir yazdım. Sen?"
— "Devletin ihalesinden pay çaldım."
— "Ee, af gelmiş diyorlar?"
— "Evet, ben gidiyorum. Sen kalıyorsun çünkü senin şiirin hala kafiyeli duruyor, sen tehlikelisin
SAMİMİ OLMAYAN İLİŞKİLER
Türkmenistan Eski lideri Saparmurat Niyazov Türkmenbaşı, kendi yazdığı "Ruhname" kitabını hayatın merkezine koymuştu.
Ehliyet almak için bile bu kitabı ezberlemeniz gerekiyordu. Ayrıca yazara göre,
"kim ki ruhname'yi üç kez hatmeder; onun gönül zenginliği artar, feraseti ve zekası keskinleşir, ilahi varlığı tanır ve dosdoğru cennete vasıl olur"
"kitabı ezberleyip uslu duran adli suçlular" affı hakediyorlardı. En önemlisi Ruhname'yi okumayan türk siyaset adamları,Süleyman Demirelden, Devlet Bahçeliye kadar tüm siyasetçiler ilişkilerimiz bozulmasın diye inanmadıkları halde kitaba övgüler yağdırdılar.
ÖNLÜĞE DÜŞEN DİKTATÖR
Kendini imparator ilan eden Orta Afrika diktatörü Jean-Bédel Bokassa, 1972 yılında okul üniformalarının sadece kendi fabrikasından alınmasını zorunlu kılmıştı.
Öğrenciler "Bu üniformalar çok pahalı ve kalitesiz" diye protesto edince , yüzlercesi hapse atıldı ve birçoğu bizzat Bokassa tarafından "cezalandırıldı".
RÖNESANS TA OLASILIK
Michelangelo, Sistine Şapeli'nin tavanını boyarken, kilisenin tam kalbine aslında anatomik olarak bir "insan beyni" silueti gizlemişti (Tanrı’nın içinde durduğu pelerin aslında bir beyin kesitidir).
Papa başını kaldırıp baktığında "Ne güzel dini resim" diyordu, Michelangelo ise içinden "Hayır, ben oraya aklın kutsallığını çizdim" demiş olabilir.
28 Aralık 2025 Pazar
EDEBİYATÇI KIZARSA..
Oscar Wilde,bir toplantıda edebiyat eleştirileri yapan bir kadını dinlemektedir. Kadın,ustanın onayını almak ister.
--Mister Wilde benimle aynı fikirde misiniz?
Usta'nın cevabı serttir.
--Sizinle aynı fikirde olmak bir yana,aynı yüzyılda olduğuma bile utanırım.
27 Aralık 2025 Cumartesi
YERLİ JAWS
...Köpekbalığının kafasını maket yapmıştık. Ağzına bir kriko koyduk, o şekilde karşısına çıkan canlıyı yutacak. Maketi çalıştıracak adam ‘Abi ben yüzme bilmem’ deyince, ben girdim köpekbalığının içine hallettik.
Yıllar sonra bir avcı arkadaş geldi, ‘Geri sardım izledim, siz maket kullanmışsınız’ dedi. Sanki anlamak için ileri geri sarmak şart!
Adam Jaws yapıyor, hakiki balığa mı ısırttırıyor milleti, oyuncu köpekbalığı mı bulacaktık?
Tamam, maket dört dörtlük değil; bizim Muammer köpükten bir şeyler yapmış, kendi cebinden para verip boyamış bir de, daha ne?!.”ÇETİN İNANÇ
ŞAŞKINLIK
İkinci dünya savaşında almanların ilerleyişi hakkında yazar ahmet hamdi tanpınar, şöyle konuşur:
"haydi yüreklerinde merhamet yok, ayaklarında nasır da mı yok?"
KAÇIRMADIM,GÖNDERDİM
Necip Fazıl da artık ego mu denir kibir mi yoksa garip bir duygu durumu var, en ufak tepkilerine bile sinmiş bu karakter özelliği.
Bir gün trene yetişmek için koşuyor mesela, yakalayamıyor treni, arkadaşı arkasından gelip ne oldu kaçırdın mı diye soruyor, necip fazıl’ın cevap: “gönderdim gitti.”
19 Aralık 2025 Cuma
EVREN ÖNCESİ
Ünlü fizikçi Stephen Hawking'e soruyorlar.
--Evrenin yaratılmasından önce Tanrı ne yapıyordu?
Hawking,Aziz Augustinus'un yüzyıllar önce cevabını hatırlatıyor.
--Böyle sorular soranlar için cehennemi hazırlıyordu.
TERCİH
Mark Twain'e ,
--Cennet mi daha iyi cehennem mi? diye gereksiz bir soru sormuşlar.
Yazarınbu konuda tavrı netmiş.
--Manzara ve iklim için cennet. Yeşillikler, çağlayanlar..Dinlenmek için bulunmaz bir fırsat. Cehennemi de sohbet için tercih ederim
AFFETMEK
Oscar Wilde,dindar bir dostuyla sohbette. Arkadaşı demiş ki,
--Oscar, Tanrı'yı bu kadar eleştiriyorsun ama,ya o seni affetmezse...
Wilde, şu cevabı vermiş.
--Affetmek zorunda.Çünkü bu onun mesleği.
18 Aralık 2025 Perşembe
ZENGİN VE ENTELLEKTÜEL
Zengin adam entelektüele,
"Madem bu kadar akıllısın, niye zengin değilsin?"
diye sorunca aldığı cevap şu olur:
"Madem bu kadar zenginsin, sen niye akıllı değilsin?"
EŞCİNSEL NAZİ
Afdnin başkanı Alice Elizabeht Weidel eşcinselmiş . Olabilir de bulunduğu yerde bir yanlışlık var gibi..
Kendi kitlesi eşcinsellerden nefret ediyor ama kadın bunları temsil etmek için partinin başına geçiyor. Politika da kadınların erkekleştiğini biliyorduk ta, eşcinsellerin bu kadar maskülen olması neyin zorlamasıdır? ANDREA DERNBACH
GÜVERCİN KÖFTESİ
İyi iş yapan bir aşçı dükkânı açan birisine arkadaşı sorar:
''Nasıl başardın?''
''Yeni bir köfte formülü buldum. Güvercin köftesi yapıyorum.''
''O kadar güvercin etini nereden buluyorsun?''
''Biraz at eti karıştırıyorum.''
''Ne kadar?''
''Yarım güvercine yarım at katıyorum.'' ..OSMAN AYDOĞAN
AÇ MÜZİK..
Madrid de keman çalan bir çingeneyi dinleyen yazar Harper Lee, kemancıyı tebrik eder.
: "Delikanlı, çok güzel çalıyorsun, Ama yeteneğini böyle ayaküstü eğlencelik parçalarda harcama. Neden daha derin, daha sanatsal parçalar çalmıyorsun? Mesela bir Bach , bir Mozart konçertosu..."
Kemancı: " haklısın der. O dediğin besteleri de çok iyi çalarım, ama bu parçalar, yiyeceğimi, içeceğimi, çocuklarımın okul parasını kazanıyor. Benim bu kemanım parayı seviyor. Senin Bach, Mozart, gibi müzikler ise yalnızlığı seviyor. O notaların karnı tok, benimki aç."
YUMURTA VE YOKSULLUK
Henry Miller ve arkadaşı Lawrence Durrell Yunanistan da bir köyde dul bir kadınn işlettiği bir pansiyonda kalırlar.Savaş başlamak üzeredir.Tüm ülkeler gibi Yunanistan’da da halk açlık çekmektedir ve turistler için bile yiyecek bulmak kolay değildir. Ancak köylerde durum biraz daha iyidir.Bir sabah, Henry Miller,‘rafadan yumurta’ ister, kahvaltıda. Yaşlı kadın, rafadan yumurtayı getirir, ama yumurta buz gibidir.Miller, ‘Rafadan yumurta soğuk yenmez!’ der kadına. ‘Lütfen yeni bir yumurta pişirin ve sıcak getirin!’Gıkı çıkmaz kadıncağızın. Yeni gelen yumurtada soğuktur.Henry Miller, üçüncü bir yumurta emreder. Lawrence Durrell’in pencereden görürki,Yaşlı kadın, bir elinde şemsiye ötekisinde yumurta tenceresi, gelmeye çalışıyordur. ’Evde odun bitmiş, Müşterisini memnun etmek isteyen yaşlı kadın, yumurtaları pişirebilmek için köyün ekmek fırınına gidiyor, dönerken de soğuyordur.Henry Miller, anlamsız kaprisinden çok utanmıştır. Üçüncü soğuk yumurtayı sessizce yer ve bir daha da rafadan yumurta diye tutturmaz ev sahibine.
İki yazar, Akdeniz insanlarının ‘Aferin almak’ ve konukseverlik uğruna yaptıkları fedakârlığa bağlayarak düşünürler hep bu olayı. .Ama ben başka türlü yorumluyorum.Geçmişte Yunanistan’daki köyün bir ucundan ötekine koşturan yaşlı kadın, bugün ikinci yumurtayı Miller’in suratının ortasına patlatır. Keza zengin ülkelerin tamamında daha birinci yumurtayı beğenmezliğinizde kapı dışarı edilirsiniz. Ama Türkiye’de, Arnavutluk’ta, Romanya’da vb. hâlâ bulabilirsiniz varsıllardan ‘aferin almak’ için çabalayan yoksulları…Çünkü yoksulluk, aynı zamanda ezikliktir.Eziklik ise geri kalmışlığın en açık göstergesi.” MİNE KIRIKKANAT
İŞ YAPMAK..
yıllar önce DSP’nin Bülent Ecevit’in başbakanlığında Bahçeli’nin de koalisyon ortağı olduğu dönemde, Milli Eğitim Bakanlığı DSP’de idi ve bir gün rivayet o ki bir ilin DSP il başkanı Milli Eğitim Bakanı’na gidip öğretmen olan eşinin tayini konusunda kolaylık ister ve bakan bu konuda bir şey yapamayacağını söyler, geçiştirir. Bir süre sonra il başkanı ile karşılaştığında DSP’li bakan sorar eşinin durumunu; o da der ki: “Ya hiç dert etmeyin, biz onu MHP’li il başkanı arkadaşıma söyledik o halletti, merak etmeyin eşimin işi halloldu” der. RUŞEN ÇAKIR
17 Aralık 2025 Çarşamba
TİK ..
Necip Fazıl'ın tik'i ile ilgili bir hikaye var.
Üstat, tramvaya binmiş. Karşısında elinde gazete kağıdına sarılı paketle duran bir adam var. Bir ara göz göze geliyorlar. Necip Fazıl'ın tiki harekete geçiyor.Kaşı gözü oynuyor.
Adam, balık efendim diyor.
Necip Fazıl bir şey anlamıyor. Gözler tekrar çakıştığında adam bu sefer,
--Uskumru diyor.
Necip bey,yine başını çeviriyor. Tramvay yol aldıkça,tekrar gözler kesişiyor. Adam,
--Kızartıp çoluk çocuk yiyeceğiz deyince,
Necip Fazıl,
--Deli midir nedir? diyerek tramvaydan iniyor.( MURAT BELGE--ŞAİRANEDEN ŞİİRSELE)
13 Aralık 2025 Cumartesi
DİL
...Mehmet Hoca her zamanki formunda idi. Klasik olarak güldürdü bizi bol keseden. Oğlu gelip sormuş,
“Baba sen kaç dil biliyorsun?”
“Altı.”
“Annem kaç dil biliyor?”
“Bir”.
“O zaman neden sen ona laf yetiştiremiyorsun?”… ÖZLEM KUMRULAR.
MUKAVEMET
70 li yıllarda bir gazeteden aklımda böyle bir haber kalmıştı.
.Mukavemet sözcüğünü polise mukavemet tamlamasından duyan kimi polisler, Mühendislik Fakültesi'nde yaptıkları aramada, Mukavemet ders kitabı ile 'yakaladıkları' öğrencileri karakola götürdüler.
8 Aralık 2025 Pazartesi
MADEM Kİ ŞARABI İYİDÜR, ZAPTEDİLE !
Ünlü Tarihçimiz Ahmet Refik'in kalemi kadar, dersleri de güçlü ve ayrıntılıydı. Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu 2. Selim'i anlattığı ders 3 ay sürdü.Sarı Selim dediği bu padişahın nasıl şarap içtiğini ballandıra ballandıra,sanki görmüş gibi anlatırdı. Anlatırken ağzı sulanırdı.Padişahın hangi ülkede iyi şarap yapılıyorsa, oranın zaptedilmesini isteyecek kadar içki düşkünlüğünü karikatürize ederdi.MAZİ CENNETİ-TAHA TOROS.
MECLİS KALİTESİ
Atatürk, tanınmış edebiyat ve fikir adamlarının mecliste olmasının,meclisin kalitesi için önemli olduğunu düşünüyordu. Bu sebeple,Abdülhak Hamit, Hüseyin Rahmi,Yahya Kemal, Yakup Kadri, Fuat Köprülü,İbrahim Necmi, Celal Sahir, Fazıl Ahmet ,Halil Nihat ve benzerleri belli dönemlerde millet vekili oldular.
Bir dönem Ahmet Rasim'in de adı geçtiğinde birileri,
--Paşam demişler. Ahmet Rasim bu yaştan sonra ,meclise ne gibi hizmetlerde bulunacak?
Paşa, kızarak şu cevabı vermiş.
--Ahmet Rasim bey, Meclise yeni birhizmet için değil, kalemi ile milletine yıllarca hizmet ettiği için girecektir. NAZİ CENNETİ- TAHA TOROS.
CİLA..
Faik Ali Ozansoy,konyağı aspirin ile içerdi.
Bunun faydası ne diye sorulduğunda da şöyle derdi:
--Ayakkabınızı boyattınız. Sonra parlasın diye cila çekersiniz. Bu da konyağın cilasıdır. Bunu bana Abdülhak Hamit öğretti .
MAZİ CENNETİ-TAHA TOROS
ZENGİN KOCA
Kadın Şairlerimizden Yaşar Nezihe,dönemin çapkın ve hayırsız isimlerinden Yusuf Niyazi ile evlenir. 50 gün evlikalır. Ayrılırlar. Çünkü Yusuf Niyazinin çoğu imam nikahlı 10 karısı daha vardır. Ama Yusuf Niyazi, ısrarından vaz geçmez. Bir mektubuna şair, şöyle cevap verir:
-- Bizim nikahımızı kıyan İmam efendiye yumurta ile tereyağı vaad etmiştin. Beni her gördüğünde soruyor.
--12 Senedir bir kocaya varamadın be kadın. Yumurtayı ,yağı alamadık.Bari zengin birine var da bize de bir yararın dokunsun dedi.
Bende,
--Bizim nikahı pamuk ipliğiyle kıymışsın hoca efendi. 50 gün de koptu dedim.
--Ooo sen zengin hayırlı bir kocayı bul, zincirlemezsem namerdim dedi. MAZİ CENNETİ- TAHA TOROS
YAŞAM BENZERLİĞİ
Celal Esad Arseven, kendini İngiltere başvekili Churchill ile ilişkilendirirdi. Bu benzerliği şöyle anlatırdı.
--Churchill, 20 kasım 1875 te doğdu.Ben de aynı gün doğmuşum. O askeri eğitim gördü,ben de askerdim. O'nun gazeteciliği ve ressamlığı vardır, benim de öyle.Politikacı ve devlet adamıdır, ben de 2 devre milletvekilliği yaptım. O ,purosu ile tütünü içer, ben sigara kullanırım.O at gezintisini sever, ben de ! Bu kadar benzerlikten sonra Churchill, ne kadar uzun süre yaşarsa, ben de o kadar yaşayacağım. Ve o ölmeden ölmeyeceğim.
Churchill, 1965 yılında ölünce,kendi ölümünün haberini beklercesine tedirginlikle yaşadı ve 6 yıl sonra 96 yaşında öldü.MAZİ CENNETİ-TAHA TOROS
ÖTEKİ BERİKİ
Bir bayram sohbettine İbnilemin Mahmud Kemal'e o dönem de basın yoluyla sataşan ve kavga eden 2 profesörüve bunlar arasındaki farkı sordular.Üstat,
--Ötekinin hiçbir şeyi yok. Berikinin hiç olmazsa cehli var diye cevap verir.
Bİr de Abdülhak Hamitle ve yaşantısı ile ilgili tespiti vardır.
--Hamid bey,hayatta çok şey değil, 3 şey çekti. Buldukça akşamları mey, sine'ye dilber, hazineden para! TAHA TOROS--MAZİ CENNETİ
PİJAMA,NEYE YARAR?
İbnülemin Mahmud Kemal,pijamayı hiç sevemedi. Ömrü boyunca yatarken daima entari giyerdi.Pijamayı sevmemesini de şöyle açıklardı:
--İnsan kazara yellenecek olsa, kokusu bunun neresinden çıkacak? TAHA TOROS
3 Aralık 2025 Çarşamba
SABİT GEZGİN
Makedon oyuncu Ertan Saban, memleketine gittiğinde babasını İstanbul'a getirmek ister. Ama babası gelmek istemez.
--Hadi baba, şu memleketin dışına bir çık.diye ısrarını sürdürünce ,babası:
--Oğul der. Ben 3 memleket gezdim. Başka yerler görmediğimi de nerden çıkarıyorsun?
Ertan şaşırır:
--Ya baba sen ne ara dışarı çıktın da benim haberim olmadı dediğinde
Babası açıklar.
--Bak oğlum. Ben Üsküp te Yugoslavya da doğdum. Sonra Yugoslavya Makedonya oldu. Şimdi yine ismini değiştirdiler.
Kuzey Makedonya oldu. Eee Ben şimdi hiç Üsküpten çıkmadan 3 ülke gördüm. Yetmez mi?
BARİSTİK İNCELEME
Doğu da köyün bir delisi, çobanlık yaparken bulduğu boş mermi kovanları vegüneşte iyice çürümüş fişeklikle karakola gelir.
Elindekileri komutana göstererek sorar.
--Komutanım,bunlar sizinkilerindir yoksa bizimkilerindir?,
Komutan şaşırır. Etrafındakilere sorar.
--Kim ulan bu?
DELİLER KARIŞINCA..
Honore de Balzac,herzaman pespaye bir adamdır.Çok iştahlı,ağzı dolusu tıkınırken bile bolca gevezelik yapan biridir.Doğa bilimci ve kaşif Friederich Von Humbolt,psikiyatrist birdoktor arkadaşından gerçek bir deli ile kendisini tanıştırmasını ister. Doktor, hastalarından biri ile randevu ayarlar. Tesadüf o gün Balzac ta aynı masada oturmaktadır.
Sohbet sonunda kaşif, psikiyatrist'in kulağına eğilerek,
--böyle enteresan bir deliyi getirdiği için teşekkür eder.
Psikiyatrist, yanlışlığı düzeltir.
--İyi de deli olan sessizce oturandı der.Senle konuşan Honere de Balzactı.
28 Kasım 2025 Cuma
SEMBOLİZM
Paul Verlain'e
--Siz ki sembolizmin babasısınız. Bize bu çığıra dair bir açıklamada bulunur musunuz?
Verlaine'in tepesi atmış.
--Sembolizm de nedir? Ben bir kuşum ötüyorum.Nasıl ki, Emile Zola da bir öküzdür böğürüyor.
ŞAİR'İN SAVAŞI
Ahmet Haşim'in Çanakkale savaşına dair anılarını dinliyoruz. O da anlatıyor.
--Bir gece yarısı bizi uyandırdılar. Hiç kimse bir şey bilmiyor. Zifirikaranlıkta Alay kumandanının peşinden gidiyoruz.Sonra komutan durdu.O da nereye gittiğini bilmiyor gibiydi. Sonra öğrendikki,adam uyurgezer imiş.
Bunun üzerine derin bir hayal kırıklığına uğrayarak,
--Canım, Çanakkale de yaşadıkların bundan mı ibaret?
--Yo dedi.Bir de düşman bombalarının ortalığı yıkan sesleri vardı. Sonra gülümseyerek,
--Benden bir kahramanlık neşidesi mi bekliyordunuz? Onu da herşey olup bittikten sonra izzet ve ikram ile Çanakkaleye davet edilen şairlerden dinlersiniz artık. Sizinle burada konuşan sadece ihtiyat zabiti Haşim Efendidir. GENÇLİK VE EDEBİYAT HATIRALARI-YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
25 Kasım 2025 Salı
KİTAP DOSTU
Bir akşam CemilMeriç,ev de otururken kapısı çalınır. Kapıyı Ümit Meriç,açar.Karşısında kel, kısa boylu, cin bakışlı tanımadığı bir adam vardır.
Ümit hanım,
--Buyrun,kimi aramıştınız?diye sorar.
Karşısındaki adam cevap verir.
--Bu ev kimin?Dışardan baktım bir sürü kitap var.Bu kadar kitabı olan adamı ya ben tanırım,ya o beni tanır. Ben Celal Sılay der ve içeri girer.
15 Kasım 2025 Cumartesi
İÇKİ İLE AYDINLANMAK
Cevat şakir, yeni izmir belediye başkanı Rauf Onursal'ı arar.
--Bizim mahallede elektrikler yanmıyor. Birkaç elektrik lambası takılması için emir buyurmanızı rca edecektim.
Balıkçı gibi akşamcı olan Rauf bey de,
--Buna ne gerek var üstadım? Sizin her gece kandil gibi olmanız, mahallenin ışıklandırılmasına yeterli olmalı.
Cevat Şakir,altta kalmaz.
--Doğru dersin de Onursalım. Bizim mahalle biraz geniş. Tek başıma bunun hakkından gelemem.Eğer ampul takmayacaksanız, Lütfen bize kadar gelin de mahalleyi beraber aydınlatalım. NAİM TİRALI
YEMİŞ AĞAÇLARI
Halikarnas balıkçısı, sürgünde boş durmamış, Bodrum ve çevresini ağaçlandırmaya adamıştır kendini. Bu sebeple yurt dışından tohum getirip ağaçlandırmaya çalışmıştır. Ne varki, ağaçlar yemiş ağacı olmayınca gümrükten geçmelerine izin verilmiyormuş.
Bunun üzerine Cevat Şakir,bir takım zalimce adlar uydurup,tohumları ısmarladığı yerlere bunu bildirerek bu şekilde etiketlendirilmesini istemiş.Bu sayede tohumlarına kavuşmuş. Ama yazar,2 şeye şaşırıyormuş.
Uyduruk isimleri tohum satanların kolayca kabullenip, bu adlarla fatura etmesi,
Gümrükçülerin böyle yemiş ağaçları var mıdır diye araştırmamaları..NAİM TİRALI--GEÇMİŞ ZAMAN KÜLLERİ
PARLATMAYIN ABİLER..
Halikarnas Balıkçısı, ayakkabısını boyatırken cila sürüldüğünde boyacıyı uyarırmış:
--AMAN,fazla parlatma. Ayakkabılarımın kafamdan çok parlaması bana utanç verir. (NAİM TİRALI--GEÇMİŞ ZAMAN KÜLLERİ)
ENGİNAR KAFALILAR
Enginar, topraktan sürmeden,üzerine taş koyarlar. Hemen çıkmayıp,baş versin diye. Bazen taş,büyük olursa,enginar baş vereceğine taşın altında çürüyüp gider.Topraktan çıkamaz bile.
İşte bazı kimseler vardır,çok okurlar.Okurlar ya,okudukları kitapları da aşamazlar.Her sözleri kitap kokarOnlarda başveremeyen enginarlargibi kitapların altında çürürler. Oysa o kadar okumaya ,kitabın altından ezilmeden çıkmalarını beklersiniz. CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇL
PİCOSSO'NUN SOYUTLUĞU
jean Cocteau anlatıyor:
... Paris'ten hareket etmeden önce, Picaso'nun atölyesinde oturuyorduk. Picaso'nun bir kaç dostu,resamın aşırı eserlerinden söz ederek bunları ve biçimsiz desenlerinden hoşlanmadıklarını dile getirdiler. Ressamın cevabı şu oldu:
--İyi ama dostlarım, Allah bile hatalar, biçimsizlikler yapıyor. Benden, Allah'tan beklemediğiniz şeyleri nasıl beklersiniz?
(naim tiralı--geçmiş zaman külleri)
KRAL SOFRALARINDAN BURAYA..
...Merhamet Şiirlerini, okuduktan sonra Celal Sılay'ı tanıdım. Celal Sılay, hiçbir kurala aldırış etmeyen, en olmadık yerde kahkahasını patlatan,çevresindekilerden-ozan olduğu için- saygı bekleyen bir tutumu vardı. Zorunlu değilse elini cebine atmaz,hesabı yanındakilerin ödemesini beklerdi.Gerekçesini de açıkça söylerdi:
--Şairlereskiden kral sofralarında ağırlanırdı. Bu da bir şey mi? NAİM TİRELI--GEÇMİŞ ZAMAN KÜLLERİ
VE...
Nurullah Ataç, etkin bir eleştirmendi. Fethi Naci, anlatıyor.
--Onun korkusundan hiç kimse VE kullanamıyordu.Ataç'ın ölümünden sonraki şiirlerimde ve yazılarımda ki, VE bolluğu biraz da ondandır. NAİM TİRALI
14 Kasım 2025 Cuma
GANDHİ, GANDHİ OLUNCAYA DEK...
Batı danslarını öğrenmek için kursa giden ve çatal bıçak kullanarak yemek yemeyi öğrenen hırslı bir Hintli İngiltere de University College London'da okur ve uzman bir dava vekili olur. Takım elbiseli ve kravatlı bu genç hukukçu bir İngiliz kolonisi olan Güney Afrika'da kendisine benzeyen "renkli tenli" insanlarla üçüncü mevkide değil de birinci mevkide seyahat etmekte ısrar ettiği için trenden atılır. Bu adam Mohandas Karamçand Gandhi'dir. YUVAL NOAH HARARİ
12 Kasım 2025 Çarşamba
ŞAİRE DEĞİL,ŞİİRE BAK !
Melayê Cizîrî'nin yaşadığı dönemde, bir kadının şiirlerini çok beğendiği ve onu görme arzusuyla Cizre'ye geldiği rivayet edilir. Kadın, Mela'yı arar bulur ve onu ilk gördüğünde oldukça şaşırır. Zira Mela, beklentisinin aksine, gösterişten uzak, sade ve biraz da yorgun bir derviştir.
Kadın hayal kırıklığını gizleyemez ve: "Şiirleriniz gökteki yıldızlar gibi parlıyor, ama siz..." der, cümlesini tamamlayamaz.
Melayê Cizîrî, kadının ne demek istediğini anlar ve tebessüm ederek şu meşhur dizesini söyler:
"Ger lû'lûyê mensûrî ji nazmê tu dixwazî Wer şi'rê Melê bîn te ji Şîrazê çi hacet."
"Nazmın etrafa saçılmış incilerini görmek dilersen eğer, gel Mela'nın şiirlerinde gör onları, Şiraz'a gitmeye ne hacet." (Yani: "Eğer inci taneleri arıyorsan, onları benim dizelerimde bulursun. Şaire bakma, şiire bak.")
DİLENCİ VE SAHİPLİK
Yazar Yervant Odyan, bir dostuyla İstanbul sokaklarında yürürken, yolda el açan bir adama bozuk para verir. Arkadaşına da,
--İhtiyacı olduğu belli der.
--Nerden anladın? diye sorar arkadaşı.
Odyan: Görmedin mi? der."Adam hemen parayı avucuna sıkıştırıp teşekkür etti ve hızlıca uzaklaştı. Eğer bir Müslüman olsaydı, o bir kuruşu aldığında hemen arkamdan koşar, 'Efendi! Bir kuruş mu verdin? Bari beş kuruş verseydin. Hatta on kuruş verseydin, zaten ihtiyacım var,' diye pazarlık etmeye kalkardı."
Dostu: "Peki bu komik durumda ne var?"
Odyan gülerek sözü bağlar:
"Komik olan şu: Türkiye'de bir Hristiyan, dilenirken bile, ihtiyacı ne olursa olsun, sınırını bilir ve fazla istemeye çekinir. Çünkü bu topraklarda 'ihtiyaç' bile bize sınırlı ve tedirgin bir şekilde sunulur. Bir Müslüman ise tam tersi; o parayı almak hakkıymış gibi davranır. Çünkü buranın sahibi görür kendini.Dilenciliğin bu kadar kibirle yapıldığı başka bir yer görmedim!"
HERKESİN 2 YÜZÜ VARDIR.
Behçet Kemal Çağlar, Sabahattin Ali'yi anlatıyor.
-- durmadan açık, örtüsüz kelimelerle konuşurdu. kısa boylu, şişmanca yüzü ile sadri ethem’e benzerdi. hemen her konuyu sosyal sınıf, patron, işçi, kapitalist, faşist deyimlerinin kavga edebiyatı ile ortaya dökerdi. hikayeciliği gerçekten realist ve kuvvetliydi lakin insanın karşısındakilere güven vermekten uzak bazı davranışları vardı. bir kere dedikoduyu çok seviyordu. herkesin özel hayatına girmeye çalışırdı.sabahattin ali’de bir çeşit şahsiyet ikiliği vardı. hikayelerinde halk adamı, insaniyetperver olan sabahattin ali realitede mükemmel bir burjuva idi. para harcar, şık giyinir, âlâ cigaralar içer, pahalı lokantalarda karnını doyururdu. onu 2. dünya harbi içinde zeytinyağı ticareti yaparken gördüğüm zaman "maşallah" dedim, ihtikarcı olmuşsun. "ne yapalım, iyi komünist olamadık, bari iyi burjuva olalım" diye cevap verdi.
(SAMET AĞAOĞLU)
KÜRT MEMET AHMET HAŞİM..
Ahmet Hâşim yedek subay olarak Çanakkale muharebelerine katılır. Cepheden döndükten sonra iş için başvurduğu bütün kapılar yüzüne kapanır. Ayrıca Bağdat’ta doğması kastedilerek "senin Türkiye’de işin ne? Bağdat’a gitsene!" diye hitap ederler. Bunun üzerine "öyle ya" der Hâşim, "harp olur Ahmet Hâşim vatan müdafaasına çağırılır; sulh olur, vatandan kovulmak istenir." Bu memlekette her daim olduğu üzere!
Yakup Kadri Karaosmanoğlu--Gençlik ve Edebiyat Hatıraları
5 Kasım 2025 Çarşamba
İŞ BİLENİN..
Yeşliçam'ın en iş bitiren adamlarından biri dir Hulki Saner. Amerikalılar,ilk kez Ay'a gidecek. Hulki Saner, bir gün önce Almanya ya gitti. Münih'e iner inmez Kamera ve kamereman aramaya çalışıyor. Ama parası da az. Bulamıyor tabii. Astronotların Ay'a inişini çekmek istiyor. Önüne çıkan ilk evin kapısını çalıyor.
--Televizyonunuz var mı ? diye soruyor. Artık, aileyi nasıl ikna ediyorsa Kamerayı televizyonun önüne koyup çekmeye başlıyor.Sonra o berbat filmi seslendirip, Coca Cola firmasına satıyor. ATIF YIMAZ.
VATAN HAİNİ
Arnavutluk diktasında 2 köylü, çeşme başında sohbet ediyor.
Birisi,
--Ah be Ali. Bizim gençliğimizde her şey ne güzeldi.O zamanlar ülkeyi idare edenler, halkın neye ihtiyacı olduğunu bilirlerdi.
--Doğru diyorsun demiş diğeri. Eskiden bizi dinlerlerdi ama çözmezlerdi sorunu. Şimdi ise ne dinliyorlar ne çözüyorlar.
Sadece ''Vatan haini'' diyorlar.
TAKDİR..TEKDİR..
Eskiden eleştirileri dikkate alırdım. Sonra umursamaz oldum.Artık,filmlerim insanlara nasıl etki edecek diye merak etmiyorum.Herkes gelir, ''ellerine sağlık''der, sonra arkasını döner, ''Böyle boktan film görmedim '' diye konuşur.ARAM GÜLYÜZ.(SİNEMDA 100 YÖNETMEN?
YEŞİLÇAM OYUNU
Dünya sinema tarihinde çizgi film olmayan,gerçek oyuncularla çekilen ilk 2 Red Kit filmi yeşilçam'a aittir.Telif ücreti gibi konularla uraşmak istemeyen Aram Gülyüz, Filmin ismin de T ve D harfleriyle oynayarak filmi vizyona sokar.
1970- Ret Kid İzzet Günay
1974- Ret Kit.Sadri Alışık
İNSANİ BOYUT
Edebiyatın en kötümser ve insan sevmez yazarlarından Thomas Benhard, hastahane de yatarken dedesinin de aynı hastahanede tedavi gördüğünü öğrenir.Her sabah dışarıdan geliyormuş gibi giyinerek dedesini ziyaret eder. Bu olay,İnsan sevmez biri için,edebiyat dünyasında uzun süre konuşulur.
DİPLOMATİK TEHDİT
Yugoslavya Devlet başkanı josef Tito, Bağlantısızlar hareketini kurup Sovyetler güdümünden kurtulunca, Stalin buna çok sinirlenmiş,yok edilmesi emrini vermişti.Tito, bunula ilgili olarak Stalin'e mektup yollar.
--Bana suikastçı yollamayı bırak. Şimdiden 5 tanesini yakaladık.
Böyle giderse Ben de Moskova'ya 1 kşi gönderirirm. Ve emin ol, ikincisini göndermeme gerek kalmaz.
3 Kasım 2025 Pazartesi
PİYANO PİYANO
İtalyanca bilmeyen milletvekilimiz Roma’da bir hanımla ahbaplık kurmuş. En ateşli anda kadın, “yavaş” anlamında “piyano, piyano” dermiş. Bizimkisi de “Şimdi sırası mı!” diye işine devam edermiş. Döndükten sonra bunu arkadaşlarına İtalyan kadının garabeti diye anlattıktan sonra “Piyanoyu nereden bulayım, bir radyo verdim kurtuldum,” demiş. ALTEMUR KILIÇ-BİR DÖNEMİN TANIKLIĞI
31 Ekim 2025 Cuma
KÖPRÜLÜYE RÜŞVET
Bir gün, köprülüMehmet Paşa'nın huzuruna yeni atanmış bir eyalet valisi geldi. Vali, Paşa'ya olan saygısını göstermek için çok değerli ipek kumaşlar ve keseler dolusu altın sunmak istedi.
Köprülü Mehmed Paşa, valinin getirdiklerini görmezden geldi ve sordu:
"Bu eyaletteki halkın durumu nedir? Köylü tarlayı ekiyor mu? Asker disiplinli mi?"
Vali, soruları yanıtladıktan sonra tekrar hediyesini sunmaya çalıştı: "Paşam, bu naçizane hediyeleri kabul edin. Görev süreniz boyunca size olan bağlılığımı..."
Paşa, valinin sözünü kesti ve elini sertçe masaya vurdu:
"Oğlum! Sen bana bu altınları ve ipekleri getirmek yerine, eyaletinin huzurunu, dürüstlüğünü ve adaleti getirseydin, bundun daha büyük bir hediye vermiş olurdun!"
27 Ekim 2025 Pazartesi
İKTİDAR HAKLIDIR
Cem Sultan, tahtı kaybedince önce Kabe'ye gider. Ağabeyi Beyazıt'a, mektup yollar.
sen her zaman güller gibi gül döşeklerinde zevk ve safa içinde mesut ve bahtiyar yatarken
Ben çölde dikenleri yastık edeceğim, sebep ne?
Beyazıt, cevap verir.
Madem devlet bize ezelden kısmet olunmuş ,
Allah'ın bu takdirine razı olmak istemeyişine sebep ne? Cevabı verdikten sonra devam eder.
Hacı olmakla övünüyorsun,Ya saltanat-ı dünyeviye bunca talep ne?
DUALI DRONLAR
Bu vahşet durmayacak mı? Bu dualar, yakarılar duyulmuyor mu? israil'in,bu gazze katliamına Tanrı dan başka güç dur diyemez artık diye isyan belirten bir dünyalıya diğer bir dünyalı cevap verir.
--Ondan da çok emin olma. Eskiden ağlama duvarında bir çok yahudi görürdün. Şimdi azaldılar. Yahudiler Hızlı dualı Dronlar kullanıp dileklerini doğrudan göğe gönderiyorlar.
MAKAMIN TİCARETİ
--Ey Ebu Musa! Sen devletin görevi için çalıştın, halkın hakkını korumakla yükümlüydün. Bu kadar mal varlığı nereden geldi? Bu zenginliği görevdeyken mi edindin?"
Ebu Musa, dürüstçe cevap verdi: "Ey Müminlerin Emiri! Benim mal varlığımın bir kısmı ticaret ve yatırımlardan geldi. Görevde olmam, helal yoldan ticaret yapmama engel değildir."
Halife Ömer, Ebu Musa'nın cevabını dinledikten sonra hükmünü verdi:"Senin ticaretin, bulunduğun makamın sana sağladığı itibar ve güçten faydalanmıştır. İnsanlar, bir valinin ticaretini geri çevirmeye cesaret edemezler. Bu yüzden, elde ettiğin zenginliğin yarısı, makamının getirdiği gücün bir sonucudur!" adaleti kasa da saklayanlar..
21 Ekim 2025 Salı
DERVİŞ SÖZÜ
Voltaire’nin Candide’’sinde şöyle bir bölüm bulunuyor: Romanın kahramanı çıktığı uzun yolculuğun son demlerinde İstanbul'a varıyor ve bilge bir dervişe hayatın anlamını soruyor. Şu cevabı alıyor dervişten: "Sana ne be adam? Bu senin işin mi ki?" Roman kahramanımız pes etmiyor, üsteliyor: "Ama efendim… Dünyada bu kadar acı ve sefalet var. Bütün bunlar neden oluyor?" Ancak bilge dervişin cevabı umut vermiyor: "İyilik olmuş, kötülük olmuş, bundan ne çıkar? Padişahımız Mısır'a bir gemi yolladığı zaman içindeki sıçanların rahatını düşünüyor mu?"
18 Ekim 2025 Cumartesi
GÜVENLİK YÖNTEMİ
Mısır'ın kalabalık ve hırsızlığın çokça olduğu bir mahallesinde yaşayan iki komşu, güvenlik önlemleri hakkında konuşuyormuş.
Birinci komşu sormuş: — Evinin güvenliğini nasıl sağlıyorsun? Hırsızlardan korkmuyor musun?
İkinci komşu göğsünü gere gere cevap vermiş: — Benim evim şimdi en güvenli ev! Kimsenin çalmaya cesaret edemeyeceği bir şey buldum.
Birinci komşu şaşırmış: — Nasıl yani? Yeni bir alarm sistemi mi taktın? Yoksa büyük bir köpek mi aldın?
İkinci komşu gülümseyerek: — Hayır. Kapımın üzerine büyük harflerle şunu yazdım: 'Bu Evde Elektrik Borcu Vardır!'
Birinci komşu kahkahayı basmış: — Bu kadar mı? Bu nasıl bir güvenlik önlemi?
İkinci komşu, fısıldayarak izah etmiş: — Basit. Her hırsız, elektriği kesik bir evde çalınacak değerli hiçbir şey olmadığını bilir! Gerekirse, yanına not bile bıraktım: 'Lütfen kapıyı kapatın, içerideki sinekler bile borçlu.'
15 Ekim 2025 Çarşamba
HALİKARNAS BALIKÇISI VE ÇOCUKLAR
Baskın Oran , Dalavere Memet'e soruyor.
--Sen Cevat Şakir'i çocukluğundan beri tanırsın. Onun çocuklarla ilişkisi nasıldı ?
–Tuhaf adamdı. Herkese aynı davranırdı. Bi çocuk görüyo, “Merhabaaa!”. Bi yaşlı görüyo, “Merhabaaa! Öööle biri işte”
GİRİTLİLER BODRUM DA..
Bodrum'a gelen Giritlilerin yaşamını ve yaşadıkları Türkçe zorlukları en iyi Dalavereci Memet'ten dinlersiniz.
Birgün memurun biri Antalya’ya atanıyor, eşyalar ile çoluk-çocuğu önceden gönderecek, mavnacı Pervoli İbram geliyor,
“Beyim, senin karıya vaporda kodum” diyor. “Adam kızarır, bozarır, Ali Eriş’in kardeşi Ahmet araya girer,
‘Beyim, bunlar konuşması öle, Türkçe kıt, bilmiyolar, kusuruna bakma bunun’ der de o zaman çıkarıp parasını verir Pervoli’nin” BASKIN ORAN
HAZIRCI MÜTEAHHİT
Suriye'de bir müteahhit, çok başarılı bir mimar hakkında konuşuyormuş:
— Bu adam tam bir dahi! Tüm şehirdeki en sağlam binaları o inşa etti.
Dinleyen arkadaşı şaşırmış:
— Gerçekten mi? Peki bu kadar sağlam binalar yapmasının sırrı ne? Beton kalitesi mi? Özel bir teknik mi kullanıyor?
Müteahhit omuz silkmiş:
— Hayır, sırrı çok basit. O sadece ayakta kalanları onardı.
PARAN YOKSA KREDİDE YOK
genç bir adam sokakta hızla koşuyormuş. Peşinden de polisler koşuyormuş.Yolda yaşlı bir amca, gence seslenmiş:
— Oğlum, neden koşuyorsun?
Genç, nefes nefese cevap vermiş:
— Polisten kaçıyorum amca.Param yokta
!Yaşlı amca şaşırmış:
— Paran yoksa neden kaçıyorsun ki?
Genç cevap vermiş:
— Paran yoksa, bankadan sana neden kredi verdiklerini soruyorlar!
YENİ NESİL MÜLTECİ
Avrupa'da yeni hayatına başlayan bir mülteci ailenin çocuğu, okula başlamış. Birkaç ay sonra, okuldaki öğretmeni babasını aramış:
— Çocuğunuz çok zeki, ama bazı konularda sorun yaşıyoruz.
Baba endişeyle sormuş: — Ne gibi sorunlar hocam?
Öğretmen açıklamış: — Çocuğunuz resim dersinde sürekli deniz resmi çiziyor. Başka hiçbir şey çizmiyor. Deniz, deniz, deniz...
Baba rahatlamış bir ifadeyle: — Ah, o normaldir. O, ülkesini, memleketini özlemiştir.
Öğretmen: — Hayır, öyle değil. Çocuğunuza bir ağaç çizmesini söyledim, ağacın altına bir deniz çizdi. Bir ev çizmesini söyledim, evin önüne deniz çizdi. Hatta sizin resminizi yapmasını istedim, sizin de denizin kenarında durduğunuzu çizdi.
Baba şaşkınlıkla: — Neden böyle yapıyor olabilir ki?
Öğretmen iç çekerek yanıtlamış: — Çocuğunuz bana, "Öğretmenim, her şeyi denize yakın çizersem, bir daha kaçmak zorunda kalırsak daha kolay olur" dedi.
YAZAR ATIŞMALARI
Bir gün Orhan Kemal ve Sait Faik birlikteyiz bizde. Sait'e içkinin yasak olduğu günler. Orhan Kemal'in yanında Bereketli Topraklar Üzerinde'nin, gazetede tefrika edilen nüshaları var. Şişkin bir dosya halinde. Orhan'la epeyce şarap içmişiz. Sait bize katılamadığından öfkeli. Orhan Kemal bir ara coşarak 'Böyle bir roman yazdın mı Sait? Kolay değil. Soluk ister. Sabır ister. Düzenli çalışma ister...'dedi. Ardından da içkinin keyfiyle, en büyük benim, başka büyük yok anlamına gelen sözler söyledi.""Sait bu lafın altında kalmaz," diyor Salah Birsel.Mücap Ofluoğlu, öyküsü bölünmesin diye, duraklamadan sürdürüyor anlatısını:"Kalmadı elbet. Kalır mı hiç? Anlamlı anlamlı gülerek, Bereketli Topraklar Üzerinde'nin dosyasını şöyle bir okkaladı. 'Ben böyle uzun yazmam bir kez. Nedir ulan, laf bu denli uzatılır mı? Bırak yazmayı, okumaya bile sıkılırım böyle uzun romanı. Ben hikayeciyim arkadaş. Hikaye yazarım. İşte bu kadar!' dedi. NAİM TİRALİ
10 Ekim 2025 Cuma
ANARŞİST BÖYLE OLMALI
Anarşist bir arkadaşının evine giden genç, gördükleriyle ilgili şaşkınlığa uğrar. Ev çok temiz, Kitaplar alfebetik sırayla yerleşmiştir.
Sorar.
--Sen anarşist değil misin? Evin niye bu kadar düzenli?
Anarşist omuz silkerek cevap verir.
--Bunları yapmam için kimse beni zorlamadı.
ÖZGÜRLÜK MEYDANINA GİDER..
Şehir merkezinde yolunu kaybeden bir turist çiftten erkek olanı siyahlar içindeki anarşist tipli bir gence sorar.
--Özgürlük meydanına nasıl gidebiliriz?
Genç tam tarif edecekken, kadının yüksek sesle konuşmasına şahit olur.
--Belliydi böyle olacağı, kaybolduk işte. Söylemiştim sana falan gibi.
Genç adamın kulağına eğilr.
--Özgürlük meydanına ancak otoriteye karşı çıkarak varabilirsin der.
9 Ekim 2025 Perşembe
SAİT FAİK AĞ ATARSA..
sait faik abasıyanık, burgazada’da yaşarken balıkçılarla sıkı dosttu. bir gün bir balıkçı ona “sen de yazıyorsun, ben de ağ atıyorum. sen hiç denize ağ attın mı?” diye sorar. sait faik gülerek cevap verir:
“attım, ama deniz bazen hikâye vermiyor, boş dönüyorum.”
KADİRLİ BÖYLE KURTULMALI
Hasan Hüseyin Çığsar, Kadirli'nin düşman işgalinden kurtuluşu törenlerine kafayı takmış.Yeterince görkemli kutlanmıyormuş.Bu konuda ilgili makama dilekçe vermiş.
4 tank,10 sahra topu,40 makineli tüfek,şu kadar asker ,bu kadar levazım..Yazdıkça yazmış. Makam ,neresiyse telaşlanıp, Ankara'ya bildirmiş. Ankaradan Kadirli milletvekili bir telgraf yollamış.
--Ankara karıştı. Niyetiniz isyan çıkarıp hükümeti devirmek mi eşşoğlu eşşekler!!
BİR SİNEMACININ ANILARI-ATIF YILMAZ
KÖTÜ YAZAR YAŞAR KEMAL
Adana,Andırın ve Kadirli de Yaşar Kemal'in yazdığı ''Karacaoğlan'ın Kara Sevdası''filmini çekmeye gittik. Orda bir şey gözlemledim. Herkes Yaşar Kemal'i hem seviyor,hem de küçümsüyorlar.Köylüye şirin görünmek için,
--Bak hemşerinizin yazdığını çekeceğiz diyorum.
--Boş ver körü deyip geçiştiriyorlar.
Sonra biri ,
--Canım İnce Memed'in hikayesini ben anlattımdı ona.
Bir başkası,
--İyi de yazamamış zati.
Bir başkası,
--Ölmez otu,benim hayatımdı.Yaşar içine sıçmış diyor.
Her romanın bir sahibi var.Ben yazsaydım sen o zaman görürdün diyenler var.
Herşey dopru olsa bile ustanın eli değmese ,hiçbir öneminin olmayacağını,sanat eseri olmayacağını anlatamıyorum.
(BİR SİNEMACININ ANILARI-ATIF YILMAZ)
DESTANCI
Kemal Tahir, Yaşar Kemal için ,
--Sunulduğu gibi büyük birromancı değil. Ama Homeros gibi büyük bir destan yazarı demişti. Bunu Orhan Kemal'e sordum.
--Aslında doğru söylüyor ama bu kadar da doğru söylenmez ki demişti.
(BİR SİNEMACININ ANILARI- ATIF YILMAZ)
6 Ekim 2025 Pazartesi
BORÇLU ŞEYH
Siirt , en çok seyyid ve şeyh yetiştiren illerimizden biridir. Bununla ilgili olarak uydurulduğunu düşündüğüm bir fıkra.
Siirt'li biri camide kıldığı sabah namazı sonrası ellerini açıp,biraz da yüksek bir sesle dua eder.
--Allahım, Sen sanayide yeni dükkan açan Şeyh Batuhan'ın yüzü suyu hürmetine duamı kabul eyle, sıkıntılarımı gider.
Aynı safta oturan Şeyh Batuhan'ın uzak bir akrabası,
--Ya başka adam bulamadın mı? diye fısıldamış. O daha belediyeye borçlarını ödeyemiyor.
PARTİLİ ARKEOLOG
İngiltere Avam kamarasında Kuzey İrlandadaki hak ihlalleri görüşülürken ,İngiltere Muhafazakar parti sözcüsü,
--Geçmişte olanlar olmuş.Biz önümüze bakalım minvalinde bir konuşma yaparken,
İşçi partili biri sözünü keser.
--Sör Wilheim, şu anda mesleğine ihanet ediyor.Bir arkeolog olarak bize geçmişi kurcalamayın diyor.
2 Ekim 2025 Perşembe
BUKOWSKİ'NİN KEDİSİ
Bukowski'yi kapısının önünde bir kediye süt verirken gören kadın,sorar.
--Sizin hakkınızda hep kötü şeyler duyuyordum.İçiyormuşsunuz, küfür ediyormuşsunuz.Ama pencereden gördümde,
zavallı yaşlı bir kediyi evinize aldınız ve onu besliyorsunuz.
--Ah hanımefendi der Bukowski.Siz bu hayvana baktığınızda Siz süt içen bir kedi görüyorsunuz,bense evime girip bir fareyi boğabilecek kedi görüyorum.
YAZAR VE TELEFON
Bukowsky, para bulduğunda içki dışında sadece telefon faturasına parasını harcar. Buna rağmen 1-2 fatura ödemediğinde telefon şirketinden hattının kesileceğine dair arayanlar olur.
Bukowski, telefondaki görevliye bağırır.
--Dinle ! Benim zaten arayanım ve soranım yok. Sadece sesimi duyup bir insanın hayatta olduğunu bilmek için bu telefonu kullanıyorum.Eğer hattımı keserseniz beni öldürmüş olursunuz.
Z KUŞAĞI
Hasta olduğum bir gün,15 yaşındaki kızım ''sen uzan anne. Ben yemek yaparım'' dedi. Bir mutfağa girdi,1 saat oldu hala çıkmadı. ''Kızım ne oldu ?'' diye seslendim.
--Ya dedi. gugıldan hızlı makarna arattırdım. yutuptan sağlıklı makarna izliyorum. Birazdan hazır dedi.
27 Eylül 2025 Cumartesi
HIYAR KOMUTANIM
Libyalı pilot adaylarına türkçe dersler veriyorum. Benden önce derste gürültü yapan öğrencilerden birine Yüzbaşı, çıkışıyor.Pilot adayı Rida el Murtadi'ye,
--Sen mi gürültü yapıyorsun? deyince,
Murtadi,
--Ben konuşmuyorum hıyar komutanım diye cevap veriyor. Yüzbaşı, küplere biniyor.El Murtadi üzülüyor. Olayı öğrenince ben araya giriyorum.
--Hıyar değil, hayır diyeceksin Murtadi deyip olayı yatıştırıyorum. ABDULLAH kırkık
-
Bİ İÇE GANİMET
izmir'i kurtaran askerlerimizden bazıları terk edilen Rum evlerine girmiş, buldukları altın,gümüş gibi değerli eşyaları ganimet olarak almışlardı.Bu askerlerden Yenipazarlı Mustafa çavuş,memleketine döndüğünde hemşerleri,
--Eee çavuşum, sen ne aldın,ne buldun? dediklerinde Mustafa çavuş,anlatmaya başlar.
--Bi eve girdim.Saray gibi ev.Kapıyı açtım, bi oda küna.Öteki kapıyı açtım,bi içe ceviz, ötekini açtım bi içe incir. Oturup bol bol yedim.
--Peki hiç altın, gümüş yok muydu?
--O gada küna,ceviz, incir duruken altını gümüşü netcen ben demiş.ABDULLAH KIRKIK
26 Eylül 2025 Cuma
BİNANELEY ERKEKLER...
İncirler de döllenme sağlayan iğlek dediğimiz ağaçlara halkımız erkek iğlek ya da kısaca erkek der. Son yıllarda bolca üretilen iğlekler para etmiyor. İğleğin fazlasını reçel marmelat yapacağımız bir tesise ihtiyacımız var. Bu amaçla Süleyman Demirel,Aydın'ı ziyaret ettiğinde halkımız bu isteğini dile getirir:
--Sayın genel başkanım, Kuyucak erkeği ile ünlüdür. Gelin görünki erkeğimiz artık para etmiyor. ( Gaçıverdik Efem)
24 Eylül 2025 Çarşamba
EVLİYA NESİN
Aziz Nesin, Maden-iş sendikasının 1977 grevini eleştiren bir yazı yazması sonucu, sendika üyelerini kızdırmıştı. sendika üyelerinin katıldığı, bir nazım hikmet anma gecesinde, işçiler, "aziz nesin!... sen nesin?... diye slogan atarlar, tanıyanlar aziz nesin'i şimdiye kadar hiç böyle sinirlendiğini görmediklerini söylerler.
bu tekerlemenin moda olduğu günlerde, can yücel, bir gün aziz nesin' in ardından böyle bağırılmasına sinirlendiğini görünce;
-allah aşkına niçin sinirleniyorsun aziz? dedi. çocuklar kötü bir sey söylemiyorlar ki... seni kutluyorlar aslında. biliyorsun, ingilizce, fransızca "saint", aziz demektir, evliya demektir. "sen" diye okunur. yani "aziz nesin, sen nesin?" diye bağırıyorlar, azizliğini vurguluyorlar. "aziz nesin! saint nesin.!." diye bağırıyorlar. yani fransızca bağınyorlar. "aziz nesin!... evliya nesin!..." diye bağırıyorlar.
DEMİRTAŞ CEYHUN-ASILACAK ADAM
ANKARA HAVASI
Sovyetler dağılınca Ankara'ya gelen Rus kadınlar, Çankaya caddesindeki bar ve pavyonlarda revü gösterileri yapıyorlardı. Rüzgarlı sokakta ki Maydanoz Klübün işletmecisi Asıl Artun,kuğu gölü balesi sahnelemek için gelen sanatkarlara,önce eğlence olsun diye Sincan havası oynatmaya başladı. Rus kadınlar, bir kareoğrafisi,disiplini olmayan, sabaha kadar oynasalarda yorulmadıkları bu oyunu sevdiler. İş adamı ,yerel televizyonlara ilanlar verdi.Bu tür mekanlar birdenbire kalabalıklaştı. Ankara havası ,tüm ülkeye yayıldı.HAKAN KAYNAR-100 DUBLEDE CUMHURİYET TARİHİ
19 Eylül 2025 Cuma
YANLIŞ KELİME
Mark Twain'e , yeni bir yazar adayı kitabının taslağını vererek düşüncelerini sorar.
Twain, Birkaç gün sonra tekrar karşılaştıklarında şunları söyler.
--Bu kitabı baştan sona okuyun ve o yanlış kelimeyi yazıdan çıkarın der.
--Hangi kelimeyi? sorusuna da şöyle karşılık verir.
--Onu da siz bulacaksınız.
GECE GÜNDÜZ BOŞ ÇEKMECE
Balzac, ünlü olmadan önce paris'in en bakımsız ve tehlikeli mahallesinde çatı katı bir dairede yoksulluk içinde yaşarken bir gece evine hırsız girer.Hırsız,masa çekmecesini açmaya çalışırken uyanan Balzac, hırsıza çıkışır.
--Sahibinin gündüz bile zırnık bulamayacağı bir çekmecede gece vakti para bulmak için göze aldığın bu riske şaşıyorum.
ŞEKİLLİ ŞEYLER
Fethiye de deniz kenarında müstakil bir ev alan İstanbullu iş adamı ,evini mimarlara yeniden restore ettirir. Bu arada evdeki restorasyonu ilgiyle izleyen yaşlı bir fethiyeliye daha yapacaklarını anlatır.
--Daha bitmedi Hüseyin amca. Evin önünü deniz mavisine,arkasını da dağ yeşiline boyatacağım.
Adam ise şaşkındır.
--Ne biliim oğlum der. Ben zaten evin önünden denizi,arkasından dağı görüyorum.Benim aklım ermez bu şekilli şeylere.
18 Eylül 2025 Perşembe
MİZAH DERGİSİ
Toplum hayatında mizah dergilerinin önemine dair güzelbir anekdottur.
...Ankara da Atatürk'ün huzuruna çıktık. Ban dedi ki; Başkomutanlık muharebesinin en zorlu anında bir aralık dinleniyorken,arkadaşlardan biri senin ''Evliyayı Cedit''dergisini getirdi. Br iki sayfasını okudum.Gönlümdeki üzüntü zail oluverdi. Kahkahalarla güldüm.Neşelendim ve biraz sonra harbe daha bir şevk ile atıldım. Sana bundan dolayı teşekkür borçluyum. ERCÜMENT EKREM TALU
ÇANDARLI ELÇİ OLDU
Çandarlı Halil Paşa'nın Fatih tarafından idam edilmesini tarihçi İbni Kemal, şöyle alaya alır:
--İstanbul'un fethedildiğini müjdelemek için her memlekete birer elçi gönderiliyordu. Bu arada öbür dünyaya,Peygamberimize ve sahabilere de elçi göndermek gerekiyordu. Bu vazife de Halil paşaya düştü.
HIRSIZ VE SİYASETÇİ
iNGİLİZ Bir siyasetçinin evine hırsız girmiş. Koca ev de çalacak bir şey bulamamış. Gece uyanan siyasetçi,hırsızı görünce sormuş.
--Kimsin sen?
--Ben hırsızım demiş adam.Ama sizden çalacak bir şey bulamadım.
--Boşuna uğraşma demiş siyasetçi.Benim herşeyim yasal yollardan alındı.Onları bulmak için meclis tutanaklarını incelemen gerekecek.
OKUYAMADIĞIM KİTAPLAR..
Umberto Eco'ya , ziyarete gelen bir öğrenci kütüphanesini göstererek sormuş,
--Bunların hepsini okudunuz mu?
Eco, gülümseyerek,
--Ben sadece bir insanın ömrü boyunca okuyabileceği kadar kitap okurum demiş.
Öğrenci şaşkınlıkla,
--Ama kütüphanenizde binlerce kitap var?
--Okitaplarınhepsi bir gün okuyabileceğim potansiyel kitaplardır.Benim için önemli olan onları okumak değil,
onların var olduğunu bilmek önemli.İnsan okuyamadığı kitaplar kadar zengindir.
17 Eylül 2025 Çarşamba
ZOR, OYUN BOZAR
Falih Rıfkı Atay, ilginç bir anekdot aktarır: Kendisi, Bolu, Kocaeli ve Zonguldak valileri ve jandarma komutanları ile bir arada oldukları bir anda “belki yakınlarda şapka giymekliği” üzerine bir şey söyleyince üçünün de “Yooo.. işte bu olmaz” diyerek tepki gösterdiklerini; ertesi gün Atatürk’ün konuya dair açıklamalarından sonra aynı kişilerin, “hele bir kişi kalkıp itiraz etsin, görür gününü” dediklerini aktarır. Bu, aşağı yukarı bütün toplum kesimlerinin de tutumudur.
DİYABET ORUCU
fendim bir gün diyabetli bir hastaya diyetle ilgili tavsiyelerde bulunuyor yine Ercan beyimiz.. Hastanın fazla değil ama çok sık yemek yemesi gerekiyor. Sanırım şekeri çok yüksek ve Ercan bey yaklaşık bir saat durumu anlatıyor ve lafın arasında da amca sen oruç tutmasan iyi olur diyor. Hepsi hepsi bir cümle.. Adam dışarı çıkıyor eşi dışarıda soruyor ne dedi doktor diye.. adamın cevabı;--Bu doktorların hepsi komonist.. bana oruç tutma dedi..
1 BEYİNİN 2 YARISI
Başbakan Tansu Çiller, beyninin yarısını sık sık beğendiği bürokratlarla paylaşırdı. Onları onore etmek için, mesela Volkan Vural’dan “beynim yarısı” diye söz etmişti. Gerçi sonradan Osman Ünsal için de aynı ifadeyi kullandı, bu da doğal olarak iki yarısının başkasına ait olduğu bir beynin sahibi hakkında soru işaretleri oluşturuyor. ORAY EĞİN
İNSANLIK HAKKI..
Bükreş’te davet üzerine bir yaşlı müslümanın cenazesine katıldık.imam ,Müslümanlara döndü sordu: “Bu mevtadan razı mısınız?” dedi. Üç kere sordu. Biz de üç kere razıyız dedik. Döndü Romence, bu sefer orda bulunan, merhumun Romen arkadaşlarına : “Razı mısınız?” dedi Romence. Onlar da hep beraber bir ağızdan razıyız dediler. O güne kadar meğerse ben bir insanın razılığının, kul hakkının sadece Müslümanlar üzerinden olduğunu düşünüyormuşum. Demek ki bu Müslüman hakkı değil, insan hakkıymış.. Orada Müslümanlıktan insanlığa terfi eden bir zihniyete dönüştüm.
MEHMET NACİÖNAL ARMAĞAN
TAHTA KURUSU
aBDÜLHAMİT DÖNEMİNDE YASAKLI kelimeler arasında tahta kurusu sözü de vardır. Gazetelerde bu sözcük hiç geçmezmiş. tAHTA KURUSU, ses olarak tahtı kurusun anlamını da andırabilirmiş.
PARA KARŞILIĞI ANLAŞMAZLIK
1697 de Kudüste ki, kutsal mezar konusunda rum ve ermeni cemati arasında anlaşmazlık çıkmış.Mahkemeye gitmişler.Parayı çokça seven kadı,her 2 taraftan da 5000 taler para alıp,''şimdi daha nizami tartışabilirsiniz'' deyip davanın sürmesine karar vermiş.
SOL'UN NAMUSU
70'li yıllarda Rauf Tamer, ''Sol'un namusu '' diye bir kitap yazmıştı. Sağ kesimin bazı uyanıkları da elence olarak Taksim'deki kitap evlerine gidip, "Solun namusu var mı?" diye sorar, "Yok" cevabını alınca mutlu olurlardı.CEMAL SÜREYA
ÇALIŞACAĞIZ DA İKLİM MÜSAİT DEĞİL.
Zamanında Muş Şeker Fabrikası müdürlerinden biri bir gün odasında ellerini arkasında kavuşturmuş, camın önünde durmuş bakıyor. Dışarıda göz alabildiğince kar. Aylardır durmamış. Babam odaya giriyor, hayırdır müdürüm diyor, iş yok mu? Müdür kollarını açıyor, “Cenab-ı Hak müsade etmiyor ki çalışak.” Sanki ofis dışında bir işimiz varmış gibi...ASLI PERKER
AKLA GELMEYEN
1982 Anayasası mimarlarından Prof. Orhan Aldıkaçtı, bir İngiliz meslektaşına sormuş. " Sizin, yazılı bir Anayasanız yok ama, Kraliçe, meclisi feshedip 3 ay içinde seçimleri yenileyebiliyor. Ya yenilemezse?"
Meslektaşı cevap ermiş: "Aaa bak Bu bizim aklımıza hiç gelmemişti."
Adam daşga mı geçmiş, demokrasinin bir zihniyet meselesi olduğunu anlatmak mı istemiş karar veremedik.
9 Eylül 2025 Salı
KİTAP ADI..
Feyyaz Tokar, Radyo Söyleşilerini ''Günlerin getirdiği'' adlı kitapda birleştirdi.
Ama,Nurullah Ataç'ın da aynı isimde 1946 da yayımladığı kitap var.Ne var bunda diyeceksiniz? Feyyaz Tokar, İngilre de yaşasa kitabına ''Hamlet'', Fransa da , 2''Madame Bovary '' isimlerini koyabilir miydi? İsim koyarken biraz daha dikkatli olmak gerekmez mi? CEMAL SÜREYA
KANAATKAR DİYOJEN
Diyojen,bir çeşme başında avucuyla su içen bir çocuk görmüş.Elindeki su kabını atıp kırmış. Soranlara da,
--Benim fazla malım var demiş.
6 Eylül 2025 Cumartesi
CUNTA SAĞOLSUN
Bize anlatılan öykülerin birinde, Dersim’in köylerinden yaşlı bir dedenin hikayesi var.
Dede askerlere yol tarif ediyor. Askerlerde “sağol” diyorlar. Dede “Biz yaşlandık. Bizim sağ olmamızdan ne olacak? Siz sağ olun, Cunta sağ olsun” diyor. Yeni tanıştığı ve nasıl kullanılacağını bilmediği Cunta sözcüğü ona dayak olarak geri dönüyor. İLKNUR YILMAZ
SÜLALE
12 Eylül darbesinde Annem haber bültenlerini kaçırmazdı. Televizyonlar da yakalanan anarşistler belli bir mizansen içinde teşhir edilir,Radyolarda “Falanca kod adlı şu, filanca kod adlı bu” falan diye uzun uzun isimler açıklanırdı.
Annem bir gün radyo dinlerken birden, “Vah, vah, hepsi de Kodadlı sülaledenmiş.” demişti.
AH ŞU ERKEKLER !
Leyla Erbil,bir buluşmalarında Bekir Yıldız'ın bir kitabını Adalet Ağaoğlu'na verir. Ve der ki;
--Bekir bu kitabı arkadaşına götür. Gözü yazar görsün dedi.
Ağaoğlu ile karşılıklı gülerler. Ağaoğlu,
--Erkeklerin kendilerinden bu kadar hoşnut olmaları ne güzel diye de ekler.
29 Ağustos 2025 Cuma
LİDERLERİN GÖREVİ
Atatürk'ün, Cumhurbaşkanı olarak Romen bir devlet adamı ile sohbeti hayata bakışı açısından çok eğlencelidir.
--Mademkisonu nasıl olsa sıfırdır,Bari yaşadığımız sürece şen ve şatır olalım.Filozofların büyük çoğunluğu karamsardır. Sınırlı ömrümüzde mutluluğa erişemeyiz diyorlar. Ben buna katılmıyorum.Milletleri ahitler ,yani antlaşmalar değil,hisler besler;millet gam ve kedere kapılmamalı.Liderlerin görevi hayatı neşe ve şevkle karşılamak konusunda onlara yol gösterici olmaktır.(100 dublede Cumhuriyet tarihi- HAKAN KAYNAR)
DÜNYA YANARKEN,SAÇINI TARAYANLAR
Sadri Ertem, Bir varmış bir yokmuş romanında anlatır:
16 Mart 1920 İstanbul işgal altında.Darulfunun öğrencileri gösteriler yapmaktadır.İngiliz, Ameikan mandası önerenlere karşı öfkeliler.Onları sakinleştirmek için okula nazırlar gelir.Bakanlar, kahvelerini içerken Şeyhülislam konuya başka yerden girer.
Kızlarla erkeklerin birarada ders görmelerinin muzır olduğunu söyler.Okulun felsefe hocası da haklısınız diyerek destek verir.HAKAN KAYNAR
28 Ağustos 2025 Perşembe
TATİL
Öfke ile,stres ile geçen yaz tatilimizi sosyal medya paylaşımlarımız ile cennete çevirmişiz. Paylaşımlarımız beğeni aldıkça biz kötü organizasyonları,kazıklanmalarımızı, gördüğümüz kötü muameleri unutup gelecek yaz tatilini planlamaya başladık.( Yaşasın Tatil)
VEJETERYAN NASREDDİN
Nasreddin hoca, vejetaryen olduktan sonra bir gün pazarda gezerken bir satıcının bağırdığını görmüş.
--Helal kesim, helal kesim bunlar!
Hoca
--Ne kadar helal? demiş.
--Vallahi çok kere helal hocam.
--Keserken Bismillah dedin mi?
--Demez miyim hocam ? Hemde 3 kere dedim.
-- Peki... Hayvanın rızasını aldın mı?
23 Ağustos 2025 Cumartesi
TÜKENEN SERMAYE
Henüz buzdolabının, soğutucuların icat edilmediği zamanlarda yiyecekleri korumak için dağlardan buzlar kesilir ve pazar yerlerinde satılırdı.
O zamanlardan bir adam çok sıcak bir yaz günü pazar yerinde hem buz satıyor, hem de bir feryâd bir figân halinde bağırıyor, etrafından yardım istiyordu: “Ne olur yardım edin, sermayem tükeniyor!...” OSMAN AYDOĞAN
İKİRCİKLİ PAŞA
Bir vakitler Osmanlı zamanında Mütereddit Mehmet Efendi diye varlıklı bir paşazade varmış. Adı Mehmet de, namı mütereddit... Bu Mütereddit Mehmet Efendi kendine bir konak yaptırmak istemiş. Ünlü bir mimarı çağırmış. “Kaç paraysa vereceğim ama bana şöyle namı yürüyecek, görenlerin parmak ısıracağı bir konak yapacaksın” demiş.
Mimar siparişi almış, kolları sıvamış. Para da bol ya, kısa zamanda konağı bitirmiş.
Mütereddit Mehmet Efendi gelmiş, konağı gezmiş. Haremlik selamlık, avlu, mutfak, cariyelerin odaları, hamam falan filan hepsine tek tek bakmış. Çok, ama pek çok beğenmiş. Mimar, “Nasıl buldunuz konağı efendi hazretleri” diye sorunca, Mehmet Efendi cevap vermiş: ‘’Valla mimarbaşı pek beğendim. Yani tek kelime ile aliyülâlâ. Her şey var, hiçbir şey unutulmamış. Lakin kafama takılan bir şey var. Şu üç katlı koskoca konakta tek bir tuvalet var. Ona mana veremedim. Niyedir?’’
Mimar sırıtmış: ‘’Efendim namınız malum, Mütereddit Mehmet Efendi... Zatıâliniz sıkıştığında, alt katta mı yapsam, üst kata mı çıksam, hareme mi dalsam, selamlıkta mı otursam derken altınıza şey edersiniz diye düşündüm efendim. İşte o yüzden tek bir hela ile iktifa ettim...’’
KOMPLEKSLİ DİPLOMAT
Sevr delegelerden biri olan Rıza Tevfik bir Paris gazetesine demeç verir, demecinde der ki Rıza Tevfik;
‘’İngilizlerden çok şey öğrendim. Fransız medeniyetine tutkunum. Bende his ve fikir itibariyle beğenilecek ne varsa sizindir. Bende fena olan her şeyin kaynağı benim.’
19 Ağustos 2025 Salı
KAZANIN YAŞI
Ankara yolunda Hacıbektaş'a uğrayan heyette Alfred Rüstem de vardır.Dergahı gezerken Aş dede odasına girerler. Eski zamanlardan kalma büyükçe bir kazan ,kazanın yanında da pösteki üzerinde çubuğunu içmekte olan bir yaşlı oturmaktadır.Rüstem bey, meraklı.
--Kazan, hangi tarihten?
Baba efendi,
--pirimiz zamanından kalmadır der.
Rüstem bey,takvim tarihini sorar.
--Yani ne zamandan kalma?
Aldığı cevap üzerine ısrarını keser.
--Eski zamana meraklı görürürüm sizi. Kazan ,pirimizden kalmıştır. Bize lazım olan bu.Biz bugünü düşünür,Yarına Allah Kerim deriz. Geçmiş zamana da HU ! HAKAN KAYNAR
18 Ağustos 2025 Pazartesi
HİKAYENİN BAŞI
Bir aslanı gün boyu takip etseydiniz ve aslanın yaşamak için verdiği mücadeleye tanık olsaydınız ,günün sonunda bu aslanın bir ceylan yakalayıp yemesi sizi mutlu ederdi. Aynı hikayeyi ceylanı takip ederek başlasaydınız ve ceylanın yaşamak için verdiği mücadeleye tanık olsaydınız,günün sonunda bu ceylanın bir aslan tarafından yenmesi sizde bir öfke uyandırırdı. Yani başlangıç noktasını farklı seçersen aynı olay kişide iki farklı yargı oluşturabilir.
14 Ağustos 2025 Perşembe
HİKAYECİLER
1890larda bir Alman genaral,yanında kızı elsa sofia olmak üzere görevli olarak Türkiye'ye gelir. Sofia çok güzel Türkçe öğrenir.Kız,sanatkar ruhludur. Hacıvat-karagöz oyunlarını izler. Meddahları dinler. Sarayda ki kadın meddahlardan etkilenir. Babası Bağdat kervanına katıldığında Sofia da yanında yer alır.Kervan ,her konakladığı yerde geceleri ateş karşısında hikayeler anlatan meddah gibi hikaye anlatıcıları ile karşılaşır. Bu anlatıcılardan Kör Fehim efendiden çok etkilenir. Bir gün Fehim efendiye,
--Bu hikayeleri bana da öğretsene der.
Fehim efendi,
--Öğretmem der. Sen batılısın yazarsın diye karşılık verir.
--Ne mahzuru var? diye sorar kız.
-- Biz bir hkayeyi herkese farklı anlatırız.Saraylılara başka, eşkiyaya başka, tüccarlara başka anlatırız. bir metne bağlı olursa bzim iş ölür.
EZEL AKAY
İSYAN ANLATICILARI
Osmanlılar ,Anadolu da bir isyan çıktığında o yöredeki tüm meddahları,hikaye anlatıcılarını toplar,uzak bir yer de mesela bir bağ evine kapatırlarmış. Ta ki isyan bitinceye kadar.isyan bitince serbest bırakırlarmış. Maksat isyanın tarihi ,hikayesi anlatılmasın.EZEL AKAY
KRİZ DE EDEBİYAT
...Yunanistanda 1 seneden ziyade esirlik..İstanbul'a gelip kendimi toparlamaya başlarken annemin ölümü..Sonra cihan harbi.İşte 4 senedir felaketli harbin buhranı içindeyiz.Yarım okka ekmek 30 kuruşa satılırken kim edebiyatla uğraşabilir? Arada kendime,
--Şu buhranlı dönemler geçsinde yazayım derken,içtimaiyatçı Ziya Gökalp bana şunları dedi.
--Türkiye de buhran bitmez. Biri biterken biri başlar.Eğer yazmak için hayali bir devir bekliyorsan, o başka .ÖMER SEYFETTİN
9 Ağustos 2025 Cumartesi
YAZAR KARISI
4 Mayıs 1940-Nora Joyce,Ulysses,Dublinler gibi kitapların yazarı kocası James Joyce 'e şöyle dedi:
"Şey... Jim, kitaplarının hiçbirini okumadım ama bir gün okumam gerekecek çünkü böyle iyi sattıklarına bakılırsa iyi olmaları lazım. Bana kitapların iyi olan yerlerini işaretler misin?"
5 Ağustos 2025 Salı
SON HALLER
Büyük dedem, kendinden 2 yaş küçük kız kardeşi ( büyük halamla) aynı evde kalıyor. 80 yaşındaki büyük halamın telefon tutkusunu anneme şöyle anlatıyor.
--Aynı rahmetli babama çekmiş. O da gazeteyi eline alınca direkt cenaze ilanlarına bakardı. Bu da cep telefonundan milletin son haline bakıp duruyor. Kendi haline baktığı yok. Türkan Şoray'ın son hali ni merak ediyor. yok kuşum Aydın'ın son hali, yok İmren Aykut'un son hali..
Ama Ajda Pekkan'a bakamıyor.
YAŞAMIN GAYESİ
Yurtta kaldığımız bir dönemde bizi ümraniye de ilim yayma cemiyetinin toplantısına götürdüler.toplantı da bir konuşmacı yaklaşık olarak şunları söyledi:Dünyadaki bir çok kültür miraslarını , sarayları, anıtları, piramitleri, hatta teknolojik gelişmeleri bile savaşlara ve liderlere borçluyuz. Bakmayın siz savaş karşıtı sözde düşünürlere. Bugünün düşünceleri ile geçmişi yargılamaya kalkıyorlar.Onlara kalsa bir İskender, bir sezar,bir fatih olmayacak. Hatta o tarihte yaşasalar fatihin İstanbul'u almasına bile muhalif olacak bu kafalar.
bunu yurtta da tartıştık. Sonradan yurtta atılan, 1-2 filmde yönetmen yardımcılığı yapan hüseyin abi yi orda tanıdım. Aynen şunları söyledi:
--zaten 3 günlük bir dünyada yaşıyoruz. Onu da şan şeref sahibi olacaklar diye niye napolyon'a, iskender'e, Fatih'e hizmet etmekle geçirelim. Değer mi?demişti.(Son Murat)
24 Temmuz 2025 Perşembe
MUHBİR-İ EDİP
Bekirağa bölüğünde,aramızdan ilk sorguya alınan Süleyman Nazif oldu.Bir neferle dışarı çıktı, bir müddet sonra kıpkırmızı,ağzı köpürmüş,sakalı bıyığı birbirine karışık,köpürerek içeri girdi.
--Alçaklar, namussuzlar diye bağırıyor.
--Noludu Nazif bey?dedik.
--Daha ne olsun birader? Bana , Süleyman Nazif'ene dediler biliyor musunuz?
--Ne dediler?
--Arkadaşlarının maksatları hakkında ne biliyorsan söyle dediler.Hemen tahliye ededlim seni dediler.Eğer bir şey bilmiyorsan hissettiklerini söyle o kafi..Yani benim söyleyeceklerimle sizi mahkum etmek için ihbar veye vesika telakki edecekler.Anladınız mı beni nereye sürüklüyorlar?lanet bu hayata,lanet! HEM HATIRLAR,HEM GÜLERİM--HÜSEYİN SUAT YALÇIN
CENAB-İ KURALLAR
Cenap Şahabettin, çok nüktedan ve hazır cevaptı. Tünel de bir çift yanımıza oturdu. Kadın kocasına bir şeyler söyleyip sessizce nazlı nazlı ağlar gibiydi.
--Cenap dedim. Kadın,kocasına birşeyler aldırmak istiyor galiba.
--Hiç şüphesiz dedi. İyi bir erkek yüreği Edirne'nin sığır diline benzer. Haşlanmayınca yumuşamaz.
Az sonrada Beyoğlunda da tatlı tatlı konuşan bir kadın ve onu ekşi suratla dinleyen bir adam gördük.
--Cenap ,bu adam pek hain bir şey. Kadının tatlı muhabbetine ekşi ekşi muamele ediyor.
--Yok yok dedi Cenap. Kurnaz bir kadın.Kadınlar marula benzeyen lezzetlerin ekseriya sirke ile çıkar kuralını uyguluyor. ( Hüseyin Suat Yalçın)
23 Temmuz 2025 Çarşamba
KÖY ENSTİTÜSÜ VE İSMET İNÖNÜ
Sahi beni kitapta epeyce şaşırtan bir anekdot ise şöyle: İsmet İnönü, bir cumhurbaşkanı olarak Köy Enstitülerinden birini ziyaretinde öğrenci ve öğretmenlerle birlikte yemek yeniyor. Tatlı olarak herkese kabak tatlısı servis edilirken, İnönü’nün önüne meyve tabağı getirilince, öğrenciler homurdanmaya başlıyor; ona niçin ayrıcalık yapılıyor diye.İnönü’nün şeker hastası olduğu ve bu yüzden tatlı yiyemediği öğrencilere sessiz bir şekilde anlatılınca homurdanmalar duruyor.
Cumhurbaşkanına ayrıcalık yapıldı, diye itiraz eden öğrencilerden günümüze..Sorgulayan vatandaşlardan korkulduğu için köy enstitüleri kapatılmış olabilir mi?sizdüşünün.MEHMET Ö. ALKAN-ÖZDEN TOKER'LE NEHİR SÖYLEŞİLER
22 Temmuz 2025 Salı
ADAMINA GÖRE..
Mahallede yaşlı bir amca akşamları nargilesini içermiş mahalle kahvesinde, çınarın dibinde. Hiç dayanamazmış; nargilesinin ateşinden sigara yakanlara, soyunu, sopunu, anasını, babasını da katarak açarmış ağzını yumarmış gözünü! Çekinirmiş herkes. Delikanlının biri, ben gider yakarım, bana hiçbir şey demez, demiş. Canın kalay mı istiyor, demişler? Oğlan gitmiş çınarın altına,
Su karşı evi görüyor musun amca demiş. Annem orayı işletiyor. Kız kardeşlerim orada sermaye. Ağabeyim kapıda bilet keser. Babam müşteri getirir. Ben de o biçimim!
Sigarasını yakmak için nargilesine eğilince,
- Yak aslanım, yak demiş amca. Benim sana sözüm yok.. YALANCI TANIKLAR KAHVESİ-VEDAT TÜRKALİ
12 Temmuz 2025 Cumartesi
ŞİİR KRALI VE ŞAİR-İ AZAM
Osman Cemal Kaygılı,acayip gırgır ve şaka seven bir adamdır. Şiir kralı Florinalı Nazım Bey'e kendi yazdığı çoğu manasız ve zırvalıklarla dolu bir şiiri verir.
--Bunu Abdülhak hamit beyin notlarından ele geçirdim.Daha basılmamış. Belki ilgilenirsin..der.
Florinalı Nazım bey da , Şsbab dergisinde şiiri yayınlar. Sonrasında Nazım bey uzun süre ortalıkta görülmez. Şair-i azam Abddülhak hamit, nazım bey'e gönül koymuştur.
--Bu şiirin bana isnat edildiğine inandığınız için size teessüf ederim. Ben rüyamda bile böyle hezeyan etmem.SELAHATTİN ENİS ATABEYOĞLU
MİZAHIN GÜCÜ
Evliya-yı Cedid , diye gülmece ağırlıklı bir dergi çıkarıyorduk. Kısa sürdü. Milli mücadele günlerinde, birgün Atatürkle karşılaştık. Dediler ki;
--Başkumandanlık Muharebesinin en çetin bir anında,bir aralık dinlenirken,kim bilmem,senin ''Evliya-yı Cedid''i bana getirdi.Bir iki sayfasını okudum.Gönlümdeki üzüntü zail oldu.Kahkahalarla gülüverdim, neşelendim ve biraz sonra harbe daha taze bir şevk ile atıldım. Sana bundan dolayı teşekkür borçluyum ERCÜMENT EKREM TALU
OTOKONTROL
İkdam gazetesinde yazıyorum. Kapatılmamak için politikaya karışmayıp,günlük haberler yazıyoruz. İstanbul da köpekler toplatılmış, hayırsız adaya gönderilmiş. Bunu haber yaptım. Gazete de titiz bir musahih var, Tayyar bey. Pür telaş odama girdi.
--Yahu sen ne yapıyorsun ? dedi. Köpekleri topladılar diyorsunuz. Bu köpeklerden maksat,rical-i İstibdad mı?.Kediler,meydanı boş buldu diyorsunuz. Yani aklınızca meydan ittihatçılara mı kaldı demek istiyorsunuz?Ahval, böyle giderse kedileri de adaya sevk etmek lazım gelecek diyorsunuz.Yani İttihatçılar da istibdadçıların yolunu tuttu,bu akibet onların da başına gelecek demek değil midir?
Ertesi sabah gördümki, haberim gazetede yayınlanmamıştı. ENİS TAHSİN TİL
28 Haziran 2025 Cumartesi
ANTEP AĞASI
GAP Turunda Antep'teyiz. Çarşı pazar gezdik.Bir dükkan sahibiyle sohbet ediyoruz.
--Beyefendi,Antep te hersözden sonra ağam diyorsunuz.Çok dikkatimizi çekti deyince,
--Yok be ağam size ööle gelmiş deyiverdi.
FAY HATTI
1899 Aydın depreminde Kuyucak ta büyük bir fay kırığı oluştu.Cumhiriyet devrinde şehrin merkezinden geçen fay kırığı alanında ki alanlarda 1 kata imar izni verildi.Fay hattında evi,dükkanı olanlar da bu kararın kaldırılması için belediyeyi sıkıştırmaya başladılar.
Belediye başkanıAnkara'yı uyarır.Bakanlık olmaz dedikçe belediye başkanı ,
-Bir kolayı yok mu? diye ısrarını sürdürmüş.Yetkili memur,nasılsa yapamazlar düşüncesi ile,
--Tamam demiş. Bir 100 binlira bulun.Belediye meclisinden de fay yerinin değiştiğine dair karar alın.Bu kararla imar tadilatı teklif edin. 4 kata kadar izin verelim.
ve öyle de yapılmış. GAÇIVERDİK EFEM
23 Haziran 2025 Pazartesi
HENDEĞE DÜŞMEK
60 Lı yıllarda askerlikyapan kuyucaklı biri,acemi eğitimi sonrası kura ile Adapazarı Hendek'e düşmüş.Durumu telgrafla ailesine bildirmiş.
--Eğitim sonu yapılan dağıtımda Hendek'e düştüm. Merak etmeyin.hepinize selamlar.
Aile telaşlanmış. Babası, hemen bir tel çekmiş.
--A benim sakar oğlum. Sen adam olmayacaksın.Düşecek başka yer bulamadın mı?İnşallah kırığın, çıkığın yoktur.Mektup yaz, bizi merakta bırakma.
BA MI? DA MI?
Karacasu'ya yeni atanan bir laz kaymakam, Belediye başkanıile pazar yerini geziyormuş.Bir satıcının önünde durduklarında kaymakam endaze börülceleri sormuş satıcıya.
--Ha bu nedir da?
Köylü anlamamış, Başkana sormuş,
--Bu adam ne dep ba?
Kaymakam da şaşırmış. O da başkana dönmüş.
--Bu ba nedir da?
Başkan da arada kalmanın verdiği bıkkınlıkla,
--Bu ''ba'' sizin ''da''dır demiş.( ABDULLAH KIRKIK-GAÇIVERDİK EFEM)
HEPİMİZ DELİYİZ
Cumhuriyetin ilk yılları, Sağlık Bakanlığı yerleşim birimlerindek ruh hastalarının tesbitini istiyor.Yenipazar Nahiye müdürüMehmet Ali bey, tüm mahalle ve köy muhtarlarını toplayıp,kendi yerlerindeki ruh hastalarınısöylemelerini ister. Sıra Çulhan köyü muhtarına gelir.Muhtar,
--Bizim köyden herkesi yazmak lazım der.Köyün en akıllısı eski muhtardı, o da 2 gün önce kendini kuyuya attı.(GAÇIVERDİK EFEM.)
EŞ TAYİNİ
Muhtar İsmail, odama girdi.
--Bir maruzatım var müdür bey dedi.Bizim öğretmenin karısının köyden gitmesini istiyoruz. Geçen bizim hanımla kavga etmiş. Karım da, '' Muhtarsın git müdür beye söyle. O kadını burdan göndersinler''dedi.
--Karısı giderse öğretmen de gider.
Telaşlandı birden.
--Yok yok o gitmesin.İyi bir öğretmen. Bir daha bu dağ köyüne kimbilir ne zaman öğretmen gelir? ABDULLAH KIRKIK
17 Haziran 2025 Salı
LAİK AYMAZLIĞI
Bir sohbette... Birkaç eski bürokrat Özal’ı övdükçe övüyorlar. ‘’ Özal Anlayışlıydı. Ramazan ayında bir akşam yemekteydik. İçki içmek istedik. Özal siz bilirsiniz, içebilirsiniz dedi. Biz de içtik. Özal böyleydi. Yaşam tarzımıza saygılıydı.’’
Biri de demiyor ki,
’Siz de biraz saygılı olabilirdiniz. Oruç tutan bir Başbakan’ın bulunduğu masada içki istemekte nedir ŞEBNEM BURSALI
TARİH, KİMİ HAKLI ÇIKARDI?
Eski Suudi istihbarat başkanı Bender bin Sultan, anılarında kral Faysal ile Şah Rıza'nın mektuplaşmalarını anlatıyor. Kısaca şöyle diyor:
Şah Rıza---Lütfen kardeşim,modernleş.Ülkeni dışarı aç, okulları karışık yap. Bırak kızlar mini giysin, disko aç, Dünya değişiyor. Yoksa tahtta kalacağının garantisini veremem.
Faysal-- Majesteleri,önerileriniz için minnettarım. Size hatırlatabilir miyim, siz Fransa şahı değilsiniz,Elyesee de oturmuyorsunuz. İrandasınız, nüfusunu,un da yüzde 90 ı müslüman. Lütfen bunu unutmayın.
14 Haziran 2025 Cumartesi
OY VE ALKIŞ
--1950 ve 1960'ların en ünlü siyasetçisi 'Köylü Millet Partisi' lideri merhum Osman Bölükbaşı ve lâkabı da 'Tırt Osman' idi... En çok miting kalabalıklarını o toplar, ama en az oyu ona verirlerdi... O meşhur 'Düzce Mitinginde' tam 8,5 saat konuşmuş, en büyük kalabalığı toplamış ve onlara aynen şöyle demişti: "Eyy benim harmanı (samanı) bol, danesi kıt aziz milletim!.. Burada beni dinlerken aşka gelip de Rahman'ı (Allah'ı) alkışlarsınız, sandık başına gidince de şeytana oy verirsiniz!..'' demişti...
11 Haziran 2025 Çarşamba
EN KÖTÜ GÜN.
(Sırrı Süreyya'nın iyimserliğine dair Can Dündar dan bir anekdot )
Sırrı abi, Mamak günlerini anlatıyor. Jandarma ,tüm mahkumları soyarak 2 sıra yaparmış.Sonra sağlı sollu girişirlermiş.Salonun başındaan hücreye kadar.. b irgün Sırrı sona kalmış.Kafa göz yarık bir halde hücreye ulaşmış.Sonra kafayı kaldırıp,
--En kötü günümüz böyle olsun arkadaşlar demiş.
19 Mayıs 2025 Pazartesi
İMZASIZ TABLOLAR
Günün birinde Picasso evde otururken bir arkadaşı gelir. Evin ön taraftaki salonunun kapısı aralıktır. O sırada Picasso da arka odadadır. Arkadaşı gelir, salonda sağda solda her yerde bir sürü tablo görür. Picasso arka odadan gelince arkadaşı Picasso'ya, "Üstadım bunları böyle burada bırakıp kapıyı açık bırakma. Bunlar çok değerli tablolar, çalınır." der.
Picasso da,
"Merak etme, daha hiçbirini imzalamadım." diye karşılık verir. CELAL ŞENGÖR
15 Mayıs 2025 Perşembe
KAN DAVASI
Köyümüzde uzun yıllardır sınır yüzünden yakın bir köyle kan davası vardı.müftünün, kaymakamın, siyasi parti temsilcilerinin arabuluculuğunda barış yapıldı. 3binin Üstünde katılımıyla barış yemeği verildi. Kaymakam, garnizon komutanı, öğretmen,müftü ,bir sürü kişiler geldi.yemekler yendi. Herkes öpüşüp barıştı. Misafirler konuşma yaptı.Garnizon komutanı da,
--Helebir anlatın bakayım. Bu kan davası niye çıktı? dedi.
AHMET MİR DOĞAN
İMRALI DA BALIK TUTMAK
10-15 sene önce, sahil güvenlikte görevliyim. Bir devriye gezisinde imralı adası açıklarında küçük bir tekne ile balık avlanıyor. Tekneye yanaştık. Yaşlı bir amca. Komutan,
--Amca burada balık avlamak yasak. Başka yere git dedi.
Amca,
-'Ama balık var dedi. Biraz avlanayım,sonra giderim.
Komutan,
--Olmaz dedi. Yasak.
--niye yasak? Su Allah'ın suyu di mi?
--yav amca. Bu ada etrafında balık tutamazsın. Apo orda yatıyor.
--Yatsın bana ne? Beykozda da Yuşa hazretleri yatıyor, ama balık tutmak yasak değil.( EMEKLİ ÖNCESİ)
5 Mayıs 2025 Pazartesi
ÖLENLERDEN KALANLAR
Mazlum Çimen, Ruhi su'nun oğlu Ilgın Su ve öldürülen savcı Doğan Öz'ün oğlu Bengi Öz ile Nevzat Şenol'un yerinde. oturrken komik birşey anlatıldı. Gülmeye başladık. Gülmenin dozu biraz artmış olmalı ki, arka masamızda oturan Tarık akan, Mümtaz Sevinç Arif keskiner ile Nevzat Şenol bize bakarak ağlıyorlar. Bir anlam veremedik. sonra sebebini söylediler.
--Siz hepiniz de babası öldürülen ,yakılan, kahrından ölen insanların çocuklarısınız.Sizin tüm bu acılara rağmen gülmeniz çok güzel. Biz babalarınız adına ağlıyoruz. Üzerinize alınmayın dediler. AHMET NESİN
22 Nisan 2025 Salı
KİTAP ÖNEMLİ
Bilim ve Sosyalizm yayınlarının uzun yıllar yönetmenliğini yapmış Süleyman Ege, mahkumiyet alıp hapse düşer. Koğuş ağası ,her gelene olduğu gibi onu da sigaya çeker. Aralarında şöyle bir konuşma geçer.
--Kaç yıl aldın?
--30 YIL.
--Kaç ölü var?
--Ölü yok.
--Ee ne var?
--Kitap var. Ben kitap yayınladığım için mahkum oldum.
Ağa pek bir şey anlamaz. Ama onuda kitap korkusu sarmıştır. Birgün mahkumların kavgasında Allah kitap küfüredilirken olaya müdahale eder.
--Ulan deyyuslar der. Allah neyse de kitaba küfür edeni yakarım. Cezası 30 yıldan başlıyor. Ona göre.
(Yargıdan Türkülere-HALİT ÇELENK)
7 Nisan 2025 Pazartesi
KAYBOLMAK
“Genç bir adam ormanda kaybolmuş. Günler sonra yaşlı birine rastlamış. Yaşlı adam da uzun zamandır ormanda kayıpmış ve genç adama çıkış yolunu birlikte aramayı önermiş.
Olmaz, demiş genç adam, seninle zaman yitiremem, çıkış yolunu bilseydin şimdiye kadar bulurdun.
Ama demiş yaşlı adam,
ben çıkmayan yolları öğrendim.”
DENİZ BAYKAL MI? DENİZALTI MI?
Bendeniz Radikal’de çalışırken, bir gün “Türkiye’yi batıran 20 siyasetçi” gibilerinden bir manşet yapılmıştı. Manşet galiba 2001 krizi sonrası ortamın eleştirisini, başbakan Ecevit, yardımcıları Bahçeli ve Mesut Yılmaz, geriye doğru Baykal, Demirel, Türkeş, Erbakan filan gibi geçen yüzyılın son 40 yılında sahne alan isimlerin hepsini suçlayarak yapıyordu.
Neyse, efendime söyleyeyim, bir kaza oldu. Teknik bir hata yüzünden gazetede Deniz Baykal fotoğrafının yerine bir denizaltı fotoğrafı çıktı.
Ertesi gün, çok sayıda CHP’li arayıp protesto etti; Arayanlar, “Niye Deniz Baykal yerine denizaltı fotoğrafı koydunuz, kötü niyetlisiniz, siz de gazeteci misiniz” filan diye saydırıyorlardı. Hiçbiri de demedi ki kardeşim, o 20 kötü adam arasında bizim lideri niye saydınız, o aslında iyi biri. ALİ DURAN TOPUZ
BREJNEV TANITIMI
Sovyetler’de, 80’lerde toplumu derinden etkileyen bir anekdot vardı:
"Ansiklopedide ünlü Sovyet lider Leonid Brejnev şöyle tanıtılmaktadır: Alla Pugaçeva döneminde yaşamış orta düzeyde bir siyasetçi."
Brejnev SSCB’yi 18 yıl yönetmişti. Alla Pugaçeva, 70’li yılların ortasından bugüne kadar ülkenin en sevilen şarkıcısıdır. HASAN AKSAY
25 Mart 2025 Salı
FREUD VE TÜRKLER
Freud, Hersek gezisini Berlinli avukat Freyhau eşliğinde gerçekleştirir. Bu ülkede oturan Türklerin törelerinden söz ederler. Freud, tıbba duydukları inanca ve ölüm karşısındaki tevekküllerine dikkat çeker. Hastanın durumunun umutsuz olduğu bildirildiğinde, yakınları şöyle yanıt vermektedir. "Bayım, artık bundan söz etmeyelim, biliyorum, hastayı kurtarmak mümkün olsaydı, kurtarırdın." O sırada Freud'un aklına, açık seçik olduğu için dinleyicisine aktaramadığı bir anekdot gelir; bu Türkler cinsel hazlara istisnai bir değer atfetmektedirler
(FREUD'UN OTOANALİZİ VE PSİKANALİZİN KEŞFİ)
18 Mart 2025 Salı
OKUMAK VE ANLAMAMAK
Ali Gevgilili, çok iyi bir insandı. Alt yapısı çok sağlamdı.Ama bir kusuru vardı, yazılarını anlamak mümkün değildi. Türkçesi çetrefilli, öztürkçeye meraklı.
12 Martdöneminde Denizlerin asılmaması ile ilgili bir mektubu yayınladığımız için sıkıyönetime çağrıldık. Savcı önce sert çıktı. Bağırdı çağırdı falan ,sonra Hasan bey buyrun içeriye dedi. Ve yumuşadı.
--Diğer savcıların yanında mecburuz böyle konuşmaya dedi. Sonra basınla ilgili sorular sordu.
--2. baskı nedir? Meyhane baskısı nedir? Yazı işleri müdürü her yazıyı okur mu?
--Okuyoruz dedim.
--Ali Gevgililiyi de okur musun?Bizim savcılarda okuyor hiçbirşey anlamıyorlar.Siz anlıyor musunuz?
HASAN PULUR
BONSUAR MUĞLALILAR
Nadir Nadi bey,biraz monşer di. Demokrat Partiden Muğla adayı oldu. Seçim bölgesinde kahvehaneleri dolaşıyor. Kahvehaneye girerken, tüm kibarlığıyla,
--Bonsuar Muğlalılar !
Kahveden çıkarken,
--O revuar Muğlalılar deyip duruyor.
Muğlalılar şaşkın. Neyse ekipten biri ,yanaşıp,
--Lütfen Nadir bey, bari Merci boku biyen demeyin diye uyarmış. Babıali de çok anlatılırdı. OLAYLAR VE İNSANLAR
MEYDAN LA-RUS
...O yıllarda sıkça anlatılırdı.
Polis, bir solcunun evini arıyor ve Meydan Larusse buluyor. Herşeyin altında Rus parmağı aramaya alışkın polis, Ansiklobedilerden birini alıp, adamın başında sallıyor.
--Ne o lan, şimdide başına ''LA'' mı eklediniz?
BURUNSUZ TEVFİK
Basiret gazetesinde çalışan Burunsuz Tevfik diye biri vardır. Bu nasıl etmişse,Fransız Terkos şirketini haraca bağlamış. Her ay 1 altın alıyor.Yeni müdür, bu tahsisatı kesmiş. Tevfik gelmiş, aylığını alacak.
--Bundan sonra yok demişler.
Tevfik peki demiş, Gitmiş.Ertesi günü çalıştığı gazete de bir haber:
--Istranca dağlarında domuz avına çıkan avcılar bir kaç domuzu vurdu.Yaralı domuzlardan biri ise can havliyle Terkos gölüne atladı.
Ertesi günü koca İstanbul da kimse musluğunu açmamış.Yeni müdür, Tevfikle anlaşmaya çalışmış. Burunsuz tevfik,
--Kolay iş hallederiz demiş. Hakkikaten de aylık 2 altına iş hallolmuş.
MÜNİR sÜLEYMAN ÇAPANOĞLU --BASIN PARAZİTLERİ
15 Mart 2025 Cumartesi
FITRAT NEYSE O!
ES VE SAZ DÜNYAMIZDAN adlı,dünyanın en uzun süren radyo programında (30 yıl devam etmişti) eski icrâlardan örnekler sunardı...Bir programında da rahmetli Yesârî Âsım ARSOY'un kendi sesinden, "FÂRİĞ OLMAM MEŞREB-İ RİNDÂNEDEN" adlı,içki ve meyhaneden bahseden Hüseyni eserini takdim edip dinletmiş...( Bu arada,Arsoy üstâdın içki içmediğini belirteyim). Programın bitiminde bir telefon... Arsoy Hocadan...
"Ali Rıza...Ali Rıza... Bunca eserim varken,niye o eseri aldın programına?"...
"Bilmem ki üstâdım...Elime o geçti de...."
"Hayır Ali Rıza...Hayır... O eser senin fıtratına uygun da ondan..."
5 Mart 2025 Çarşamba
HİÇBİR ŞEY CEZASI
Gardiyan siyasi mahkuma sormuş:
--Kaç yıl ceza verdiler sana?
--10 Yıl.
--Suçun ne?
--Hiçbirşey!
--Yalan söylem. hiçbir şey için 5 yıl veriliyor.
MUSTAFA ALP DAĞISTANLI
İÇKİ KUYRUĞU
İçki almak için kuyrukta bekleyen bir işçi “Yetti artık” demiş, “yerimi koruyun, Başkan’ı vurup geleceğim.”
İki saat sonra dönüp sırasına girmiş. Arkadaşları sormuş:
“Hallettin mi herifi?”
“Hayır” diye cevap vermiş, “oradaki kuyruk burdakinden de uzun.” MUSTAFA ALP DAĞISTANLI
HERKES FAŞİST
[Nazi Çalışma Bakanı] Robert Ley bir fabrikayı ziyaret eder ve bir tur attıktan sonra müdüre çalışanların siyasi görüşlerini sorar:
“Hala Sosyal Demokratlarınız var mı?”
“Evet, yaklaşık %80.”
“Peki ya Merkezciler?”
“Elbette, yaklaşık %20.”
“Ama bu sizin hiç Nasyonal Sosyalistiniz olmadığı anlamına mı geliyor?”
“Elbette var. Artık hepsi Nazi.” MUSTAFA ALP DAĞISTANLI
ET NEDİR?
Çocuk,dedesine sormuş:
--Dede kuyruk ne demek?
--Kuyruk demiş dedesi, eskiden yeteri kadar benzin,yağ,et yoktu. İnsanlarda dükkanların önünde sıra olup beklerler di, bir parça et almayı umarak. İşte buna kuyruk denir. Şimdi anladın mı?
--Anladım dede. Peki et nedir?
( Mustafa Alp Dağıstanlı)
4 Mart 2025 Salı
SİGARANIN İYİSİ
Ünlü bir sigara tiryakisi olan Reşat Nuri Güntekin'e doktor nasihat eder:
- Azizim, bundan böyle sigara içmeyeceksiniz.
- İyi ama doktor, sigara bana faydalı. İştahımı kesiyor.
Doktor kararından dönmez ve izahata başlar:
-Sigara bir taraftan iyidir; bir taraftan fena...
- Merak etme doktorcuğum. Ben sigarayı iyi tarafından içiyorum.
BİTLİS VALİSİ
Şair Eşref Bitlis gezisinden sonra kendisine sorulan
- Bitlis'in valisini gördün mü? sorusuna
Bitlis'in valisini görmedim ama valinin Bitlis'ini gördüm.
ANADOLU ERMENİ EDEBİYATI
1990’larda Boğaziçi Üniversitesi’nde Edebiyat Kulübü olarak ‘Anadolu Edebiyatı’ başlıklı bir seminerler dizisi düzenliyorlar. Seminerlerden birinin konusu da Ermeni Edebiyatı. Duyuru afişlerini hazırlayıp üniversitede çeşitli yerlere asıyorlar. Ama başka öğrenciler, afişleri yırtıp indiriyor. Tabii, müdahale ediyorlar. Aralarında çıkan münakaşada, afişleri indirenler şöyle diyor:
“Sizin kötü niyetiniz, Anadolu Edebiyatı içinde Ermeni Edebiyatı toplantısı yapmanızdan belli. Ne alakası var Ermeni’nin Anadolu’yla?”
İNsan Senelerce okul okuduktan sonra bu soruyu soran birine kızsın mı acısın mı, karar veremiyor. Bilmiyorum ama, bana öyle geliyor ki, onlar da sanki bambaşka bir şekilde ‘kurban’. YEKTAN TÜRKYILMAZ
SOFU BİRASI
Sofu, mutaassıp kişiler arasında boyuna bira yuvarlayanlar, günah saymayanlar çok. Ayıplayanlara da cevapları hazır:
"Arpa suyu ayol! Arpayı melek gibi mahluk olan beygirler yiyor." Aşırı sofuların, besmelesiz adım atmayan mutaassıpların harcı bira da var: İspirtosuzu. SERMET MUHTAR ALUS
OYUN MOYUN
Bir oyunda rol icabı bir ülkenin padişahı olan Pişekâr, Kavuklu Hamdi Efendi’ye sorar:
“Canım ne garip konuşuyorsun? Nedir o yemek memek... Elbise melbise... Saray maray... Birincileri anladık da ikinciler ne oluyor?”
Kavuklu Hamdi Efendi yerlere eğilip bir selam verdikten sonra baştakilere de dokunan şu cevabı verir:
“Arz edeyim efendim. Yemek, sizin yediğinizdir; memek de biz fakirlerin!.. Elbise sizlere mahsus, melbise de bizlere... Sarayda siz oturursunuz, marayda da biz...” Sonunda da asıl espriyi patlatır: “Padişah sizin rahmetli ecdadınız, madişah da siz!..”
GELENEKSEL RAMAZAN
, Meddah, Karagöz, Ortaoyunu gibi türleri de tiyatroya dâhil edip ismine “Geleneksel Türk Tiyatrosu” demişiz. işte sırf tasnifi “geleneksel” başlığı altında yapıldığı için bîçare Karagöz, Meddah ve Ortaoyunu ; bu ayda ömürleri boyunca uğramadıkları yozlaşmaya ve erozyona uğrarlar! Tek kabahatleri geleneksel başlığı altında tasnif edilmeleridir. Ramazanda sanki din öğretiminin emrine verilmiş birer Diyanet çalışanı vazifesi görür. Yok onu yapmayın günahtır, yok şunu yapın sevaptır… Arkadan da iki kıssayla desteklendi mi anlatı, gelsin işler! Dinî hassasiyeti olan birçok belediye Ramazan ayında bu oyunları almak için sıraya girerler. Hâlbuki esas tiyatroda sıraya giren bilet kuyruğundaki seyirciler olmalıdır. Meddah, Karagöz, Ortaoyunu gibi kadim tiyatro türleri bir Ramazan yahut çocuk eğlencesi değildir. Ciddi siyasî ve sosyal hicvin yapıldığı tiyatro türleridir bunlar… Hayatın nabzının attığı türlerdir. “Şak efendim, bak efendim…” türünden espriler daha çok sonradan ortaya çıkan Tulûat Tiyatrosuna mahsustur. Diğerlerinin temelinde sağlam bir eleştiri kültürü oluşmuştur. ERDEM BELİĞ ZAMAN
NAFAKA KAYASI
“ Suşehri-Zara arasındaki Kuşkayası denilen bölgede kayaların yarılması esnasında işçiler arasında bir ümitsizlik başlar ve yolun açılamayacağı kanaati ağır basarak işi durdurmak için Halil Rıfat Paşa’ya müracaat ederler. Ancak Paşa’nın bu istek için gelenlere cevabı şu olur:
“-Her işçi yediği ekmek miktarında kaya koparabiliyor mu?
“Evet, daha fazlasını da çıkarıyor” cevabı üzerine, Paşa
“Devam etsinler, bu yol açılır” cevabını vererek kararlılığını ortaya koyar ve dediği gibi meşakkatli bir çalışmadan sonra kayalar yarılarak yol açılır” (Nurettin Birol, Halil Rıfat Paşa ve Dönemi ve İcraatı 1827-1901, Cedit Neşriyat, Ankara, 2009, s.117).
CUMHURBAŞKANI PADİŞAH..
Emekli Vali Mehmet Aldan’ın anılarında anlatır. Aldan, 1950’lerde kaymakam olarak görev yaptığı bir ilçeye dönemin Cumhurbaşkanı’nın ziyareti sırasında çevre köylerin ileri gelenlerinden birinin kulağına eğilerek “Bu kişilerden hangisi Padişahımız?” diye soruşunu unutamamıştır
ALDATILAN EĞİNLİ
Hani Şinasi’nin Şair Evlenmesi, bizim ilk telif eserimizdir denir ya... Hayır, değildir. Tovmas Berentz’in oyunu Aldatılan Eğinli, daha önce yazılmıştır. Bu oyunu hem Ermenice hem Türkçe oynamışlar. Oyun çok tutmuş. Ünü İstanbul dışına taşınmış. Erzincan Eğin’den gelmiş birisinden alıyor oyun adını. Bu da komik bir anekdottur. Eğinliler çok akıllı olduklarını iddia edermiş. Oyunu duyan Eğinliler ''bu Eğinliyi aldatan kimmiş?'' diyerek arabalara doluşup İstanbul’a oyunu seyretmeye geliyor. Tabii oyun kapalı gişe oynanıyor. NAUM TİYATROSU
25 Şubat 2025 Salı
YAZAR EVİ ARANIRSA
12 Mart’ta, sabaha karşı Fethi Naci’nin de kapısını çalarlar. Evde arama yapılacaktır. Ama evde çok kitap vardır. Bunları götürmek için kamyon yetmez diye düşünürler. Merkezle görüşürler. Rastgele 4-5 kitap alırlar. Ertesi gün tekrar gelirler.Yanlarında uzman polis te vardır.Polisin elinde ki listede yasaklı kitaplar listesi vardır. Fethi Naci'yi yalnız bırakmayan dostları da gelmiştir. Edip Cansever, Rauf Mutluay ile Ferruh Doğan. Polis kitaplığın alt sırasından başlar, bir kitaplara bakıyor, bir elindeki listeye… Bir süre sonra, “Bu şekilde gidersek biz bu işi günlerce bitiremeyiz, siz de yardımcı olun bana” der çaresizce oradakilere. Listeyi Fethi Naci alır, polis kitabı raftan alır, ona gösterir, o da eliyle “alın” işareti yapar veya “kalsın” der. İki saat içinde yüze yakın kitabı “sakıncalı” diye bir kenara ayırırlar. Polis, “Bu kadar yeter” der, sıra tutanak tutmaya gelir. Rauf Mutluay, daktilosunu çıkarır, polis söyler, Rauf Mutluay yazar. Polis, “yapılan taharriyâtta” der, Mutluay “yapılan aramada” diye yazar, polis kızar, Edip Cansever, Ferruh Doğan, Fethi Naci kıs kıs güler, polis aynı kararlı ses tonuyla, “lütfen parantez açar mısınız” der, Mutluay parantezi açar, polis “lütfen ‘yapılan taharriyâtta’ yazar mısınız” der, Mutluay denileni yapar. Bir iki denemeden sonra Mutluay devletin tutanak dilini Türkçeleştirmekten vazgeçer, polis de ezberlediği şekilde tutanağı bitirir.
19 Şubat 2025 Çarşamba
TEMEL'İN FRANSIZCASI..
Temel Fransızca dersinde müthiş zorlanıyormuş, onu yüreklendirmek isteyen öğretmeni “ Bu işin üstesinden geleceğine eminim..” demiş, “ Rüyalarını Fransızca görmeye başladığın anda bu konuyu da halletmiş olacaksın..”
Bir gün Temel koşarak Fransızca öğretmenine gelmiş, heyecanla “ Dün gece bir rüya gördüm, herkes Fransızca konuşuyordu öğretmenim..” demiş,
“ Harika..!” diye sevinmiş öğretmeni , “ Ne konuşuyorlardı?..”
“ Ne bileyim?..” demiş Temel,” Bi bok anlamadım ki?..” YILDIRIM TUNA
BAŞKANLARIN RUHSAL DURUMU
Amerika Birleşik Devletleri başkanlığı adayları gibi tüm dünya devletlerinin başkan adayları, adaylıklarını koyarlarken tıbbi geçmişlerini açıklamakla yükümlüdürler ama ruhsal sağlıkları hiç değerlendirilmez. Sonra niye bu dünya böyle dersiniz.Belki de böylesi daha iyidir. Dünyada kimse nereye gittiğini ve niye oraya gittiğini bilmiyor. FREDE ROYER
MOR KÜLHANİ
1969’da, Kayseri’de Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın olağan genel kurulu toplanır. Birileri, nizam-ı âlem adına o salonu basarlar. Sonra da Kayseri sokaklarına dökülüp, kimi kırtasiye dükkânlarını solcu kitaplar sattıkları için yıkıp kırarlar. O sırada, Kayseri pavyonlarından birinde çalışan bir konsomatris, kaldığı otelden şöyle bir çıkmıştır kaldırıma. Nizam-ı âlemciler, o konsomatrisin çevresini hemen kuşatırlar ve ibret-i alem için onu, orada, çırılçıplak soymak isterler. Konsomatris yalvarır:
“Abiler beni öldürün ama bana bunu yapmayın!”
Kaynakları genellikle köyler, beslemeler olan konsomatrisler, öylesine ezilmişlerdir ki kendileri otuz-kırk yaşlarında olsalar bile on sekiz-yirmi yaşlarındaki müşterilerine ‘abi’ derler. Bu olaya şahit olan VE ABİLER yalvarısından etkilenen Ece Ayhan, Mor Külhani’yi yazar:
“Şiirimiz karadır abiler.. SIDDIK AKBAYIR
SOKAKLARIN TEMİZLİĞİ ..
Sultan Aziz’le Paris’e giden heyette Şehremini Muavini Ömer Faiz Efendi de varmış... Paris Belediye Başkanı, İstanbul Belediye sormuş.
--sokakları temiz tutup yıkatmak için ne kadar para harcıyorsunuz?
*Ömer Faiz Efendi,beklemediği bu soruya şaşırmış.
--Eee şey demiş.Bizim sokak ve caddelerimizin iki tarafı dükkânlarla doludur. Berber, aşçı... Berber, sakal tıraşından kalan sabunlu suyu, bakkal peynirin suyunu, aşçı tencerenin yağını sokağa dökerler. Bunlar akarken sokaklar yıkanmış olur. Onun için bizde sokak yıkama tahsisi yoktur.
HASAN PULUR
15 Şubat 2025 Cumartesi
TİYATROSEVER KOMİSER..
Aşiye Nasıl kurtulur? oyununu oynuyoruz.Asiye'nin belalısının elinde rol gereği bıçak var. Polis bıçağa el koydu.Oyuncular gözaltına alındı. Sonunda arkadaşlarımız serbest kaldı,bıçak tutuklandı.Bir arkadaşımız,
--Komiser tiyatrosever olmalı dedi. Çehov'un ünlü sözü gereği belki de bir cinayeti önledi.
Anlamaya çalışan bakışlarımız arasında açıkladı.
--Ya hani Çehov der ya, bir piyes te duvarda asılı duran bir tüfek varsa , sonrasında patlayacaktır diye. Devletimiz de bıçak karşısında suskun kalmayıp, bir cinayeti önledi. Fena mı? GENCO ERKAL
12 Şubat 2025 Çarşamba
CAN YÜCEL SORGUDA..
Göz altına alındık. Neyle suçlandığımı bilmiyorum. Hayatını anlat dediler.Onun üzerinden bir şeyler bulup suçlayacaklar herhalde. Bir başladım, nasıl susturacaklarını bilemediler. Herkesi konuşturmak için baskı yaparken ,beni susturmak için baskı yaptılar.
--Siktir ol git deyip kovdular. CAN YÜCEL
SEVİMLİ OLMAK TA SUÇ
TRT de söyleşiler yapıyorum. O sene (1990) Aziz Nesin'in de 75 .ci yaşgünü.Aziz Nesin'i davet ettim.
--Boşuna yorulma, yayınlamazlar dedi.
Çok ısrar ettim.
--Öyle bir sohbet edelim ki, kimse sakıncalı bir şey bulamasın dedim.
Röportajın başlığını, ''Annem,Rüyalarım ve Aşk '' diye koyduk. Yapımcılar ikna oldu. Bu şekilde yayınlarız dediler.
Bir bant programı ile çok güzel bir sohbet oldu. Ama yayınlamadılar.
Gerekçe neydi biliyor musunuz?
--Bu söyleşi de Aziz Nesin çok sevimli bir insan olarak görülmüş.Evren Paşa'ya dava açan biri bu kadar masum gösterilemezmiş.
(O GÜZEL İNSANLAR-ZEYNEP ORAL)
İÇKİ VE RESİM
Yıl 1933.Abidin Dino, Halkın Dostu gazetesiiçin Atatürk'le röportaj yapacaktı. Çizgilerle röportajdı bu.Ata'yı çiziyordu ki,O çizdiğini gördü. Resme baktı, beğendi.
--Ancak, önümde kadehle olmaz,ayıptır,o kadehi sil dedi.
Abidin Dino, ''Resme imzanızı atarsanız silerim'' diye karşılık verdi. Atatürk, güldü,imzasını attı.Abidin,kadehi sildi. Atatürk, bir içki ısmarladı.
Aylar sonra Park otelde karşılaştılar. Atatürk, yanından geçerken,
--Merhaba ressam dedi. Ressam'a yine içki ısmarladı. ( O GÜZEL İNSANLAR-ZEYNEP ORAL)
11 Şubat 2025 Salı
PATATES..
“Patates denilen mahsul ki yer elması gibi bir şeydir. Bu mahsul insanda, hayvanda ekmek yerini tutar; çok yerler de halk bununla gıdalanırlar ve bu mahsul yağmur yağmasa yine olur. Maazallah bir memlekete çekirge düşse ve ekinleri yese, patatese zarar edemez. Hasılı bu mahsul fukara için çok faydalıdır.Hangi köylere de ekilir ise, her hane kendi idaresine yetecek kadar, bundan sonra mevsiminde patates ekecektir. Ekmeyen ahaliye ve ektirmeyen müdürlere, hükümet tembihini dinlemeyenler hakkında ceza icra olunacaktır” (SİSKAV, Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa ve Tenbihnameleri, SİSKAV Yayınları, Sivas, 2002, s.61)
25 Ocak 2025 Cumartesi
KAFİYE Mİ? SAFİYE Mİ?
Abdülhak Şinasi Hisar’dan okuduğum bir küçük hikâye geldi:
Osmanlı devrinde ismi Safiye olan kadının şiir meraklısı bir kocası varmış. O günlerde şiir kafiyesiz olmaz ya; kafiye hastası adamcağız karısının ismine bir kafiye arar fakat ne kadar düşünse de bulamazmış. Sabretmiş, aylar geçmiş ama yok; bulamamış. Karısını seven adam, kafiyeyi daha fazla sevdiği için şairliğine yedirememiş ve en sonunda ömründen fedakârlık yapmaya, ismine kafiye bulamadığı karısından ayrılmaya karar vermiş. Kadının da canına minnet,böyle şiir meraklısı kocayla bir ömür geçer mi; boşanmışlar. Boşandıktan sonra soğuk evine gelen adam, “Geldi kafiye, gitti Safiye!” demiş! ERDEM BELİĞ ZAMAN
ETYEMEZ
İsmail Dümbüllü’de de politik espri azdı fakat yok değildi. Pişekârı Tevfik İnce ile aralarında geçen şu diyalog iyi bir politik mizah örneği sayılabilir.
Tevfik İnce sorar: “Nerelisin?”
İsmail Dümbüllü: “Etyemezli...”
“İstanbullusunuz demek...”
“Ohoo dünyadan haberin yok hemşehrim.. Son zamlardan sonra Edirne’den Kars’a bütün ülke et yemez...”
KIRKLARA KARIŞMAK..
Ogün Samast ile Mehmet Ali Ağca, Hasan Mezarcı'ya gitmişler. Ağca,
--Ben mehdilik iddiamdan vazgeçtim. Karşılığında bana akıl ver demiş. Hasan Mezarcı sormuş.
--Ne için?
--Biz kırklara karışmak istiyoruz. Ne yapalım?
Mezarcı gülmüş.
--Şuna insan içine çıkamıyoruz, görünmez olmak istiyoruz desenize demiş.
YAPAY ZEKA TEHDİT Mİ?
Yapay zeka konusunda otoritelerden biri olan Geoffrey Hinton'a soruyorlar;
--Sayın Hinton,gerçekten söylendiği gibi yapay zeka insanlık için bir tehdit olabilir mi?
--Elbette diyor Hinton.
Sonuçta insan yapımı. Tarihsel süreçte insan tanrı'yı yarattı, kölesi oldu.
Parayı yarattı, kölesi oldu.
Yapay zeka için farklı bir sonuç mu bekliyorsunuz?
24 Ocak 2025 Cuma
UY CİHAN,BİZUM CİHAN !
Cihan Alptekin, Florya da bir koru içinde müstakil bir ev tutar. Kendini iş adamı Ali bey diye tanıtır. Türkan Sabuncu da eşidir. Kalp hastasıdır. Bir kaç ay sakın şekilde dinlenmeleri gerekmektedir. Kabul edilir. Ev kiralanir.Evin sahibi emekli komiser İsmail Hakkı bey de yan binada oturmaktadır. Sıkıyönetim'in sıkça aramalar yaptığı bir dönemdir Bir akşam cihanlara yemeğe gelen komiser, ortamdan memnun kalmış olmalı ki, gece bitsin istemez. Evden udunu getirip alem yapmaktayken kapı çalınır. Gelen kolluk kuvvetleri kimlik kontrolü yapacaklardır. İsmail Hakkı bey, sert çıkar.
--Biz vatanını milletini seven adamlariz der. Onları da içeri davet edip beraber şarkı söylemeye başlarlar. Görevliler bir süre sonra izin alıp kalkarlar.Çok sonraları cihan ve arkadaşları yakalandığında ifadesine başvurulan İsmail Hakkı bey, yine sözünün arkasındadır
.--Bir zarar görmedim. Delikanlı çocuktu der. (Uy cihan bizum cihan -Nuran Alptekin Kepenek)
20 Ocak 2025 Pazartesi
TANRI ZAR ATMAZ!
Fizikçi N.Bohr, kuantum belirsizliğini savundukça Einstein, bu belirsizliğe tahammül edemiyordu. Bohr, tartışmayı sonlandırmaya çalıştı.
Bohr-- Tanrı zar atmaz, Tanrı zar atmaz.
Einstein-- Tanrı'ya ne yapması gerektiğini söylemeyi kes !
18 Ocak 2025 Cumartesi
HERKES BİLSİN..
Fransız yazar Montesquieu dostlarından biriyle bozuşmuş ve tanıdıklarına şöyle demiş:
“Bundan sonra ne onun benim hakkımda ne de benim onun hakkında söylediğimiz sözlere kesinlikle aldırmayın! Çünkü artık düşmanız.”
14 Ocak 2025 Salı
BESMELE VE İÇKİ
Birgün AMATEM de yaptığımızbir seansta bir bey içkiyi bırakma sebebini anlatıyor:
Bir gün yakın bir arkadaşımla oturmuş,içiyorduk. Bir ara,
--Kusura bakma Gökçen abi ama rakı içerken bir daha besmele çekme. Rahatsız oluyorum dedi. Sonra açıkladı.
Öyle çok dindar biri değilim ama sen böyle besmele çekip kadehe uzanınca kendimi rahatsız hissediyorum.
Üzüldüm.
--Ya oğlum dedim,Seni kırdıysam özür dilerim. Ben dini duyguları alaya almak için yapmıyorum bunu dedim. Korkudan yapıyorum dedim.
Anlamadı.
--Su içerken, yemek yerken demiyorum. Ama rakı kadehini ağzıma götürünce sanki sonrasında kötü şeyler olacakta ondan korunmak için besmele çekiyorum, yoksa dinsizlikten falan değil dedim.
Sonrasında ben de rahatsız olmaya başladım. Ben de yılların alışkanlığı besmeleyi bırakamayınca içkiyi bırakmaya karar verdim. O yüzden burdayım.
13 Ocak 2025 Pazartesi
3.DÜNYA
Sene 1977 ... Pülümür civarında bir köy. Üçüncü dünya teorisi, gençlerin gündemidir. Her evde, her mahallede tartışmalar yapılmaktadır. Yaşlı amcamız da tarladan gelmiş, yorgun argın uyumaya çalışmakta, ancak gençlerin tartışması buna müsaade etmez. Amca bir süre sessiz sessiz dinler, dayanamayıp patlar:
"Ero, biz bu dünyada yaşıyoruz, dolayısıyla bu dünyayı tanıyoruz. Az çok öbür dünyayı, yani ahreti de duymuşuz. Siz Allahınızı severseniz bu üçüncü dünya nedir? Üçüncü bir dünya da mı var?" MAYOZ BÖLÜNMELER
11 Ocak 2025 Cumartesi
HAVALAR DEĞİŞMEDEN...
Bir Bursa turnesi sırasında Şehir Tiyatrosu aktörlerinden Vasfi Rıza Zobu, Gülistan Güzey ve Bedia Muvahhit birlikte bir arabayla yola çıkmışlar.
Bir ara Vasfi Bey sıkışmış ve şoföre arabayı bir dakika durdurmasını söylemiş. İşini hemen bitirip alelacele dönen Zobu, "Aniden bir rüzgâr çıktı, üstümü başımı ıslattım. Kusura bakmayın," demiş.
Kırk yıllık dostu Bedia Muvahhit lafı hemen yapıştırmış:
- Vasficiğim sen bulup çıkarana kadar meteoroloji değişiyor. HALDUN DORMEN
HAK ARAMA
Hak arama mücadelesin de ciddi bedeller ödemiş 2 yaşlı devrimci çay içip. sohbet etmekteler. Biri demiş ki;
+---Ben ateistim,yakılmak istiyorum. Külleri mi de savursunlar
Diğeri de,
---Ben de yakılmak isterim ama, vasiyetimdir. Adalet bakanlığından cenazemi kaldirabilirlerse imam töreni isterim.Düşünsene abi,ölmüşsün,Adalet. Bakanlığı'nın önündesin. İmam soruyor
--Hakkinizi helal ediyor musunuz? Diye. Helal olsun diyorlar. Ben orda bitiyorum işte. Ben de ayağa kalkıp, yâda içimden yaşar usta gibi diyeceğim ki,
Ben sizi helal etmiyorum ( Güven Yaban
9 Ocak 2025 Perşembe
KORKAK ASKER
“General, harpte yararlık gösteren erlerle hasbihal ediyordu. Herkes generale başından geçenleri anlatıyordu. General, köşeye süzülmüş ola Salomon’a,
- Eee, söyle bakalım Salamon sen bir şeyler yapmadın mı?
Salomon:
- Yaptım efendim.
- Anlat bakalım.
- Efendim ben harpte düşmanım kolunu kestim...
- Peki, niye kafasını kesmedin? Diyen generale Salomon şu cevabı verir:
- Efendim ben kolunu kestim çünkü kafasını başkası kesmişti!”[vii]
4 Ocak 2025 Cumartesi
ÇOCUKTAN TAVSİYE
Eduardo Galleano, Bir okul etkinliğinde çocuklara kendi yazdığı öykülerden okur. Öğretmenleri, çocuklardan okunan öykülerle ilgili yorumlarını bir mektupla yazara bildirmelerini ister. Çocuklardan biri şöyle yazar.
--Yazmaya devam et. Daha iyi olacaksın.
2 Ocak 2025 Perşembe
DEMOKRAT SADDAM !
Saddam Hüseyin gelen Arap heyetine demiski,
Bu hafiz Esad diktatördur,Arap milletinin belasıdır. hafız diyormuş ki, ben ölürsem oğlum Beşar gelecek onu sececeksiniz diyor. ne zorbalık di mi? ben demokratım.halkıma böyle bir şey demem. benim iki oğlum var. istediğinizi seçersiniz. FAZIL MİRANİ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)